Kafamı dağıtmak için akşam olana dek gitar çaldım. Pek odaklanamadığım için harika bir iş çıkardığım söylenemezdi ama hayat işte, her zaman işler yolunda gitmiyordu.
Saate göz attım, buluşma vaktine bir saat kalmıştı. Artık yavaştan çıkma zamanı gelmişti.
Dış kapıyı açtığımda gökyüzü zaten zifiri karanlığa bürünmüş, dondurucu bir rüzgar tenimi yalamıştı. Bugün hava gerçekten buz kesiyordu ama ben hazırlıklıydım; paltoya ve atkıya sıkıca sarınmıştım. Hatta içime altlı üstlü termal içlik bile giymiştim, bu yüzden kendimi biraz fazla sıcak hissediyordum. Galiba gereğinden fazla sıkı giyinmiştim.
Maebashi İstasyonu'na giden trende resmen aptal gibi terledim. Tatsuya’nın söylediği aile restoranı kapısından içeri adımımı attığımda, Uta ile birlikte çoktan gelmiş beni bekliyorlardı.
"Natsu, buradayız!"
Uta ve Tatsuya bir masada karşı karşıya oturuyorlardı. Yanlarına gidince bir an duraksadım, sonra Tatsuya’nın yanına oturmaya karar verdim.
Aslında cüsselerini düşününce Uta’nın yanı çok daha ferahtı ama Tatsuya’nın yanına ilişmek sanki daha güvenli bir limandı. Son zamanlarda bu tarz ufak tefek ayrıntılara kafa yorup daha düşünceli davranmaya çalışıyordum.
Tatsuya, sipariş vermek için kullanılan tableti bana uzattı. "Yemek yerken konuşuruz. Biz kendimizinkileri söyledik bile."
Erimiş kaşarlı hamburger köftesi ve pilavdan oluşan bir menü seçtim. Meyve suyuyla pek aram olmasa da içecek barı seçeneğini de ekledim. Aile restoranı ortamlarında uzun süre yayılmak için bu sınırsız içecek barı her zaman iyi bir bahaneydi. Gerçi orada saatlerce oturup oturmayacağımıza henüz karar vermemiştik ama ne olur ne olmaz diye önlemimi alıyordum.
"Eee, ne hakkında konuşacaktık?" diye sordum.
Tatsuya, "Aklında bir sürü soru işareti olduğundan eminim," diye karşılık verdi.
"Evet. Reita’yı aslında hiç tanımadığımı fark ettim."
Yolda gelirken kafamdakileri iyice toparlamıştım. Shiratori Reita’nın gerçekte kim olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yoktu. Onunla aynı ortaokula gitmiş bu iki kişiden öğrenebileceğim ne varsa duymak için bu fırsatı kaçıramazdım.
Dün Reita gittikten sonra vakit çok geç olduğu için Tatsuya’dan detaylı bilgi alamamıştım. O da durumun farkındaydı ki bugün konuşabileceğimiz böyle bir ortam ayarlamıştı.
Uta, pipetiyle kavunlu gazozunu karıştırırken söze girdi. "Başkalarına anlatmam pek doğru değil belki ama Rei’nin geçmişte oldukça hırçın, belalı bir dönemi vardı. Orta iki civarında başladı, son sınıfta bitti. Bir anda okulu asmaya, bizim okulun o meşhur serseri çetesiyle takılmaya başladı. Herkes ondan korkup uzak duruyordu."
Tatsuya’ya dönüp sordum: "Dün karşılaştığımız o grup mu?"
"Evet. İçlerinden üç kişiyi falan çıkaramadım ama o çocukların yarısından fazlası Mizumi Ortaokulu'nun eski serseri çetesindendi."
Dünkü çocukları gözümün önüne getirdim. Ryomei’de de birkaç serseri tip vardı elbette ama liseden atılmış o tiplerin ve Kakiwari Lisesi’nin azılı serserilerinin yanında esameleri bile okunmazdı.
Yalan söyleyecek halim yok, ödüm patlamıştı. Eğer yanımda Tatsuya olmasaydı arkama bakmadan kaçardım. Gözlerimle görmüş olmama rağmen Reita’nın onlarla takıldığına inanmak hâlâ çok zordu. Kafamdaki Reita imajıyla uzaktan yakından alakası yoktu bu durumun.
Tatsuya, içimdeki şüpheyi okumuş gibi konuştu: "O herif herkesle bir şekilde geçinmenin yolunu bulurdu. Serseri çetesiyle onlardan ölesiye korkan normal öğrenciler arasında bir nevi köprü görevi görüyordu. Yine de o çeteyle arasına hep belli bir mesafe koyardı. Ben dahil hiç kimse koca Reita’nın günün birinde o serserilerin arasına karışacağını tahmin edemezdi."
"Peki o dönem ne oldu da öyle yaptı?"
"Ailevi durumlarını biraz biliyorum. Annesi evi terk etmiş, babası şiddet uyguluyormuş. Maddi imkansızlıklar yüzünden futbolu da bırakmak zorunda kalınca çocuk zihinsel olarak tamamen çökmüş." Tatsuya derin bir nefes alıp ekledi: "Tabii tüm bunları iş işten geçtikten sonra öğrenebildim."
Konu gerçekten çok ağırdı. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Öyle bir aile ortamının ne kadar korkunç olabileceğini ancak tahmin edebilirdim. Ne var ki Reita’nın hissettiklerini tam anlamıyla empati kurarak kavramam imkansızdı; çünkü ben o sancılı ergenlik yıllarımda bile huzurlu ve mutlu bir aile ortamına sahiptim.
Uta, sanki geçmişin derinliklerine bakıyormuş gibi gözlerini uzaklara dikti. "Rei o zamanlar bambaşka biriydi, yüzü hiç gülmezdi."
"Reita dün de tam olarak öyleydi işte," dedi Tatsuya. "Bakışları buz gibiydi, tek yaptığı bizi kendinden uzaklaştırmaya çalışmaktı."
"Peki..." diye araya girdim. "Reita o zamanlar normal haline nasıl döndü?" Eğer bunu çözebilirsek, belki tutunacak bir dal bulabilirdik.
"Hiçbir fikrimiz yok. Bir gün aniden sanki hiçbir şey olmamış gibi eski haline döndü ve o çeteyle bağını tamamen kopardı. Biz de ailevi meselelerden ötürü olduğunu tahmin edip üzerine gitmedik." Tatsuya içini çekti. "Bana anlattığı tek şey, az önce size söylediklerimden ibaretti."
"Anlıyorum..." Ne kadar yakın arkadaş olursanız olun, aşılmaması gereken sınırlar vardı. İnsan arkadaşına ailevi meselelerini kolay kolay soramazdı. Demek ki Tatsuya’nın da böyle ince düşünen, anlayışlı bir tarafı vardı.
Tatsuya bana keskin bir bakış fırlattı. "Aklından yine benimle ilgili muzip şeyler mi geçiriyorsun?"
Nasıl da şıp diye anlamıştı! Sorusunu geçiştirmek, durumu kurtarmak amacıyla hiç oralı değilmiş gibi ıslık çalmaya başladım.
Uta beni görmezden gelerek heyecanla konuştu. "Biz sadece Rei’nin eski haline dönmesine çok sevinmiştik."
Böylece Reita’nın o karanlık, hırçın dönemi, geçmişte kimsenin deşmek istemediği bir leke olarak kalmıştı. Ailesinin durumunu öğrendikten sonra bu konuyu açmanın ne kadar zor olduğunu şimdi daha iyi anlıyordum.
"Aslına bakarsan," diye söze başladı Tatsuya. "Reita her zaman sır küpü bir herifti. İyi bir dinleyicidir ama kendisi hakkında tek kelime etmez."
Uta da onaylarcasına kafasını birkaç kez salladı. "Evet, Reita’da gerçekten öyle bir huy var."
"Hâlâ da öyle. Asla yardım istemez, bu yüzden başı ne zaman sıkışsa ruhumuz bile duymaz. Biz onun ne biçim arkadaşıyız o zaman? Yoksa onun için hiçbir değerimiz yok mu?"
Tatsuya’nın bu sitemine içten içe hak vermeden edemedim. İhtiyaç anında birbirine sığınamadığın bir ilişkiye gerçek dostluk denemezdi. Belki de Reita için şu an takıldığı o serseri grubu gerçek dostlarıydı. Bizimle ise sadece aynı sınıfta olduğumuz için öylesine vakit geçiriyordu.
Uta kısık bir sesle, "Eğer gerçekten öyleyse, bu çok üzücü," diye mırıldandı.
Ben Reita’yı seviyordum. Onunla vakit geçirmekten keyif alıyordum. Nedenini tam olarak açıklayamasam da yanındayken kendimi rahat hissediyordum. Her gün en saçma sapan şeylerden konuşmak bile dünyaya renk katıyor, hayatı canlandırıyordu. Benim için Reita değerli bir arkadaştı. Bizi kendinden uzaklaştırmaya çalışsa bile bu hislerim zerre değişmemişti.
Uta göz ucuyla Tatsuya’ya bakarak lafı gediğine koydu: "Ama Tatsu, bence senin de kimseden yardım istememek gibi kötü bir huyun var."
Tatsuya, sanki can evinden vurulmuş gibi elini göğsüne götürdü. "Ah..."
Düşününce, onun da benzer şeyler yaptığı birkaç anı hemen zihnimde canlanmıştı. O da her şeyi kendi içinde yaşayıp dertlerini tek başına sırtlanmaya çalışan tiplerdendi işte.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.