Ancak ağzından dökülen kelimeler, her zamanki Reita-kun’un söyleyeceği türden şeyler değildi.
Uta inanamayarak, "Bu da ne?" diye mırıldandı.
Tatsuya yüzünü buruşturarak, "Aslında böyle düşünmüyor. Kafasından ne zırvalıklar geçiyor bu piç kurusunun?" diye tükürürcesine konuştu.
Tatsuya'ya hak veriyordum. Miori’nin ortadan kaybolduğu gün Reita-kun ile konuşmuştum. O sırada zaten bir garipti ama bunun temel sebebi kıza olan duygularıydı.
Reita-kun, Miori’yi kesinlikle seviyor. Üstelik onu tehdit ederek sevgili oldukları falan da yalandı; kıza karşı hislerinin bittiğine de hiç inanmıyordum. Reita-kun bu videoda bariz bir şekilde yalan söylüyordu.
Serika, "Miori, bu doğru mu?" diye sordu.
Sorusunun bu kadar doğrudan olması beni şaşırttı. Serika gerçekten de lafını hiç sakınmıyordu. Tam ona yakışan bir tavırdı. Zaten buradaki herkes arasında Miori’ye en yakın olan oydu.
"Elbette doğru değil." Miori, sessizce videoyu başa sarıp sarıp izliyordu ama sonunda durdu ve yavaşça başını iki yana salladı. "Reita-kun ile kendi isteğimle sevgili oldum. Belki hâlâ Natsuki’ye karşı hislerim varken sevgili olmayı kabul etmiş olabilirim ama asla tehdit edilmedim. Kesinlikle hayır."
Bir an duraksayıp zihninde bir şeyleri tarttı. "Sadece bir tahmin ama... Reita-kun muhtemelen aramızdaki o şartı bir tehdit gibi göstermeye çalışıyor. Nereden bakarsam bakayım, kendini bilerek kötü adam yapmaya çalıştığını düşünüyorum."
"Bu video şu an Minsta’da yayılıyor ve Reita-kun hakkında her yerde dedikodular dönüyor. Şiddet yanlısı davranışları yüzünden okuldan uzaklaştırıldığı iddiası da bu dedikodulara inandırıcılık kazandırıyor. Bu gidişle söylentilerin çığ gibi büyümesini engelleyemeyiz," diyerek mevcut durumu özetledim.
Herkesin yüzü daha da asıldı.
Nanase iç çekerek, "Video çok yapmacık duruyor. Shiratori-kun’un başının altından çıkmış gibi," dedi.
Şaşkınlıkla, "Nanase...?" diye seslendim.
"Öncelikle, birinin böyle bir video çekmesi sizce de fazlasıyla mantıksız değil mi? Açıya bakılırsa gizlice çekilmiş gibi görünüyor ama mantıken düşünürsek sesi son derece net geliyor. Yani fark edilmeyecek bir mesafeden çekilmiş olamaz. Bahsettiğimiz kişi Shiratori-kun; onun gözünden hiçbir şey kaçmaz."
Evet, kesinlikle öyle. Ben de aynı fikirdeydim. "Nanase, Reita-kun’un bu videoyu bilerek mi kurguladığını söylüyorsun?"
"Benim açımdan tek ihtimal bu," diye yanıtladı.
"A-Ama Rei neden böyle bir şeyi bile isteye yapsın ki...?" Uta’nın sesi kısıldı ve aniden nefesi kesilerek elleriyle ağzını kapattı.
Hikari, sanki kendi düşüncelerini toparlamaya çalışıyormuş gibi, "Bence... Bunu Miori-chan hakkındaki tüm o kötü dedikoduları tamamen silmek için yaptı. Yanlış anlaşılmayı düzeltmek yerine yeni dedikodular yayıyor... Bu videoyu paylaşarak Reita-kun bir anlamda tüm söylentilerin üstünü örtüyor ve Miori-chan’ı mağdur konumuna getiriyor," diye mırıldandı.
Sanki bir tartışmaya katılmaktan ziyade, kendi dünyasına dalmış gibiydi. Kendi kendine konuştuğunun farkında bile değildi. Romanlarını yazarken de muhtemelen böyle oluyordu.
"Anlıyorum," diye fısıldadım. Hikari’nin bu tahmini, Reita-kun’un amacını açıklamaya fazlasıyla yetiyordu ve şu ana kadarki en akla yatkın teoriydi.
Miori, "Hayır..." diyerek donakaldı, kelimeler boğazına dizilmişti.
Uta hâlâ ikna olmamış bir tavırla, "Eğer amacı buysa, Rei neden her şeyi böyle zor bir yoldan yapıyor?" diye sordu.
Nedeni mi? Sanırım... Nedenini tahmin edebiliyordum. "Reita-kun... Bu senin günah çıkarma yöntemin mi?" Farkında olmadan yumruğumu sıktım. Kendini feda etmenin Miori’ye gerçekten yardım edeceğini mi düşünüyorsun?
"Natsuki, sakin ol." Derin bir ses beni düşüncelerimin derinliklerinden çekip çıkararak gerçek dünyaya döndürdü. "Başka bir şey daha biliyorsun, değil mi? Çıkar ağzındaki baklayı."
Bir an tereddüt ettim. O gün Reita-kun ile yaptığım konuşmayı başkalarına anlatmam doğru olur muydu? Ne de olsa berbat bir durumdaydık. Artık bunu gizlememeliydim. "Miori’yi aradığım gün Reita-kun ile karşılaştım."
Yağmurun altında onunla aramızda geçen konuşmayı hiçbir detayı atlamadan anlattım. Ben konuştukça Miori’nin yüzü her kelimede daha da gölgelendi.
"Ondan sonra Miori’yi aramaya gittim. Dürüst olmak gerekirse onun için o kadar endişeliydim ki Reita-kun umurumda bile değildi. Onun güçlü biri olduğunu ve bir şekilde başının çaresine bakacağını düşünmüştüm."
Anlatacaklarım bittiğinde Serika herkese bakarak sordu: "O günden beri Reita-kun’u gören oldu mu?"
Herkes birbirine baktı ama kimseden çıt çıkmadı. Masaya ağır bir sessizlik çöktü. Öğle arasının ortasındaydık ve yemekhane yavaş yavaş boşalıyordu.
Hepsi benim suçum... Reita-kun’a birazcık olsun ilgi gösterseydim bunların hiçbiri olmazdı. Ondan sonra Reita-kun’dan hiç ses çıkmamasının ne kadar garip olduğunu düşünmeliydim. Düşünceli davranmaya çalıştığım için ona ilk yazan ben olmak istememiştim. Söyleyeceğim her şeyin ters tepeceğini düşünmüştüm ama bu kararım her şeyi daha da berbat etti.
Nanase, "Yine de video düzmece olsa bile, gerçekten bir kavga gürültü işine karıştığı kesin gibi. Sonuçta okuldan uzaklaştırıldı. Öncelikle orada tam olarak ne yaşandığını öğrenmek istiyorum," dedi.
Haklıydı ama bu konuda elimizde hiçbir bilgi yoktu. Böyle durumlarda yapılacak en kolay şey doğrudan muhatabıyla konuşmaktı ama bunu yapabilseydik zaten en başından beri bu kadar endişelenmezdik.
Tatsuya kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünerek Reita-kun’u aradı. Telefon defalarca çaldıktan sonra, "Tahmin ettiğim gibi, açmıyor. Piç," diyerek telefonu kapattı.
Grup sohbetimize cevap vermediğinde bir şeylerin ters gittiğini sezmiştim ama görünüşe göre bizimle konuşmak istemiyordu... Bu, artık bizimle arkadaş olmak istemediği anlamına mı geliyordu?
Miori perişan bir halde, "Benim suçum... Hepsi Reita-kun’u kendi çıkarlarım için kullanmam yüzünden oldu," diye mırıldandı.
Serika elini onun sırtına koyup hafifçe vurdu. "Öyle söyleme. Senin suçun değil. Gerçekten kimsenin suçu değil." Miori’yi teselli ederken bakışlarını bana çevirdi. "Natsuki, senin için de geçerli bu. Reita-kun’a karşı sert davrandın çünkü doğru olanın bu olduğunu düşünüyordun, değil mi?"
Cansız bir sesle, "Şey... Evet... En azından o an öyle düşünmüştüm," dedim.
"O zaman pişman olmana gerek yok. Natsuki, bence sen de yanlış bir şey yapmadın. Şimdi odaklanmamız gereken şey, Reita-kun’u aramıza nasıl geri döndüreceğimiz. Öyle değil mi?" Serika konuyu kestirip atarak basitleştirdi.
Ama haklıydı. Karalar bağlamak hiçbir şeyi çözmeyecekti.
Hikari, "Bunu yapmak için önce Reita-kun’un başına ne geldiğini öğrenmeliyiz," dedi.
Başımı salladım. Bize neden böyle soğuk davrandığını bilmezsek, onu nasıl geri kazanacağımızı da bilemezdik.
"İlk olarak, hepimiz elimizden geldiğince bilgi toplamalıyız." Sözümü bitirir bitirmez öğle arasının bittiğini haber veren zil çaldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.