Okul çıkışında Hikari ile buluştuk.
"Bu arada, roman yarışmasının son tarihine yetiştireceksin, değil mi?" diye sordum.
"Evet. Birkaç gün önce gönderdim zaten. Şimdi artık finallere asılma vakti." Nanase'den yediği fırçayı iyice sindirmiş olacak ki bayağı hırslanmış görünüyordu.
"Nereye gitsek acaba?" İLK başta kütüphane geçerdi aklımdan ama ona ders anlatmam gerekiyordu. Biraz gürültü yapmamıza izin verilecek bir yer seçmeliydik.
"Hmm... Kafeye ne dersin?" Yazın gittiğimiz o mekânı önermişti. Takasaki'nin ara sokaklarından birinde yer alan, bilenlerin müptelası olduğu, huzur dolu bir yerdi.
"Hoş geldiniz."
"Merhaba efendim!" Hikari, orta yaşlı görünen kafe sahibini selamlayıp kimseden komut beklemeden pencere kenarındaki masalardan birine doğru ilerledi. Ne de olsa masasına kadar eşlik edilmeye ihtiyaç duymayacak kadar eski bir müşterilerindendi.
"Romanlarımı hep burada yazarım. Zihnimi en iyi burada toplayabiliyorum," diyerek durumu açıkladı.
Buranın kahvesi cidden tek kelimeyle harikaydı, o yüzden ben de seviyordum. Kahve Mares'ten aşağı kalır yanı yoktu. "Pekala, nereden başlıyoruz?"
"Senin çalışman gereken konular yok mu? Sen kendi derslerini tekrar et istersen. Anlamadığım bir yer olursa sana sorarım. Nasıl fikir?"
"Bana uyar." Aslında daha fazlasını yapabilirdim ama Hikari sürekli bir şeyler talep eden taraf olmaktan rahatsızlık duyuyordu belli ki. Sadece en temel düzeyde yardım istiyordu. Neyse, böylece benim de işim kolaylaşırdı, halimden memnundum.
Kahvelerimizi sipariş eder etmez Hikari defterini çıkardı.
"Sana bir şey sorabilir miyim?" diyerek söze girdim.
"Eveeet?"
"Notlarının düşmesinin asıl sebebi neydi senden dinlesem?"
"Ih..." Utancından kafasını başka yöne çevirdi. "İkinci dönem vizeleri... Katılmak istediğim roman yarışmasının son tarihiyle çakıştı da..."
İlk dönem Hikari vizelerde 49'uncu, finallerde ise 67'nci olmuştu. Dönemimizde yaklaşık 240 öğrenci vardı, yani ilk çeyrekte sayılırdı. Ancak ikinci dönemin vizelerinde sıralaması bir anda 151'e gerilemişti. Uta'nın sadece birkaç basamak üstündeydi.
"Ama yine de derslerime vakit ayırmaya özen gösterdim..."
"Öyleyse neden?" diye üsteledim.
Hikari derin bir mahcubiyetle yanakları al al olarak başını eğdi. "Çıkmaya başladığımız ilk zamanlardı... Bir de baktım ki aklımda senden başka hiçbir şey kalmamış. Eski RINE mesajlarımıza bakıp duruyor, telefonu yatağa fırlatıyor, sonra dayanamayıp tekrar elime alıyordum... Bu döngüyü defalarca tekrarlayınca derslere asla odaklanamadım."
Aşağı yukarı tahmin ettiğim bir şeydi bu ama bunu bizzat onun ağzından duymak çok daha büyük bir darbe indirdi zihnime. Yanaklarımın yandığını hissettim. Yüzümün kıpkırmızı kesildiğini anlamak için aynaya bakmama gerek yoktu.
"G-Gerçekten mi...?" diye mırıldandım.
"G-Gerçekten..." diye tekrar etti beni.
Aramızı sıkıntılı bir sessizlik kapladı. Hey! Buraya flört etmeye gelmedik biz! Bugünkü amacımız ders çalışmak! Liseli aşıklar gibi davranmayı kesin artık!
Hikari derin bir nefes alıp kızaran yanaklarını sakinleştirmeye çalıştı. Ciddi bir ifadeye bürünerek konuştu: "Farkındayım. Gerçekten bak. Notlarım yükselmek yerine düşerken babama hayallerimin peşinden koşmaya devam edeceğimi söyleyemem. Ama ben açgözlü biriyim... Hayalime de, derslerime de, aşkıma da sonuna kadar sarılmak istiyorum. Hiçbirinden vazgeçmeye niyetim yok. Bu yüzden bu sorunu çözmek zorundayım, yoksa..."
"Sei-san vize sonuçlarını görünce bir şey dedi mi?"
"Hayır. Henüz lafını etmedi. Ama notlarım böyle düşük kalmaya devam ederse kesin bir şeyler söyler. Demese bile... Verdiği sözden dönen biri olmak istemiyorum. İşte bu yüzden elimden gelenin en iyisini yapmalıyım," diyerek kendini ikna edercesine sözlerini tazeledi.
İşi zordu gerçekten. Bir yandan yazarlığı ve dersleri yürütmeye çalışıyor, bir yandan da benimle olan ilişkisini dengede tutmaya uğraşıyordu. Bütün bunları böyle sıralayınca, ona fazla yük olduğum için içim sızladı. "Hey, şey, özür dilerim..."
"Aaaa, ben özür dilerim! Natsuki-kun, senin hiçbir suçun yok! Kafası bulutlarda gezen benim. Tüm bunları bu kadar ciddiyetle anlatacak tek saf da benimdir herhalde, ha ha ha..." diyerek eliyle yüzüne rüzgar yapıp özür diler gibi gülümsedi.
Dürüst olmak gerekirse, mutlu olmadığımı söylersem yalan olurdu. Yani, Hikari beni bu kadar çok düşünüyordu. "Ben de aynı durumdayım... Aklımın tamamen seninle dolduğu, derslere kafamı veremediğim zamanlar oluyor."
"G-Gerçekten mi? Sana da mı oluyor?"
"Evet. Ama ben yine de sınıf birincisi kalmayı başarabiliyorum. O yüzden gel bu engeli nasıl aşacağımızı birlikte bulalım."
Kız arkadaşım bu sorunla yüzleşmek için elinden geleni yapacağını söylüyordu. O böyle kararlıyken, erkek arkadaşı olarak ona destek olmak benim boynumun borcuydu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.