Eski Düzen, Yeni Başlangıçlar

Reita’nın uzaklaştırması bittiği için ertesi gün okula döndü. Onun yerine Hasegawa uzaklaştırma aldı ama tek bir gün sonra o da geri geldi. Anlaşılan yaptığı her şeyi bir öğretmene itiraf etmiş. Vay be, kendi teslim olmuş. Demek gerçekten suçluluk hissediyor.

Miori onun adına araya girdiği için Hasegawa ucuz atlattı ve sadece bir gün ceza aldı. Dürüst olmak gerekirse Miori her zamanki gibi fazla merhametli. Bence Hasegawa birkaç gün daha cezayı hak ediyordu. Ne de olsa ondan pek hazzetmiyorum...

Bu patırtı yüzünden Reita ve Hasegawa döndükten sonraki bir hafta boyunca etrafımızda epey bir gürültü koptu ama şimdilerde sular az çok duruldu. Ortalıkta hâlâ rahatsız edici dedikodular dolaşsa da biz öteden beri sözü geçen bir gruptuk. Yanlış anlamaları yavaş yavaş ortadan kaldırmak için çabalayınca, herkesin içinde bize alenen laf söyleyecek öğrenci kalmadı. Tabii milletin içinden geçenleri tam olarak bilemiyordum.

En azından sınıf arkadaşlarımız Reita’yı yeniden karşılarında görünce rahat bir nefes almıştı. Ne de olsa popüler çocuktu. Miori’nin Minsta’da gerçekleri paylaşmasının da payı büyüktü tabii. İnsanlar ilk başta şüpheyle yaklaşsa da Reita geri döner dönmez herkesin güvenini kazanmak için elinden geleni yaptı. Bu konuda cidden becerikliydi.

Diğer yandan, yan sınıfta Miori ve Hasegawa her nasılsa arkadaş olmuş, birlikte takılmaya başlamışlardı. Bu sayede sınıflarındaki ayrı kız grupları tek bir çatı altında toplanıyordu.

Aralarında ne geçti bilmiyorum ama... Tam Miori’den beklenecek hareket. Sanırım yavaş yavaş eski haline dönüyor.

"Ee, futbol takımına dönebilecek misin bakalım?" diye sordum.

Öğle arasıydı. Reita ile yemekhaneden sınıfa doğru yürüyorduk.

"Hallederim. Herkese beni affettikleri için ne kadar teşekkür etsem az." Reita’nın sesinden mutluluk akıyordu.

Futbolu gerçekten çok seviyor.

"Senin adına sevindim. Peki masraflar ne oldu, halledebildin mi?"

"Şimdilik evet... O gece babamla konuştum, o da yeniden çalışmaya başladı. Tam nedenini çözemedim ama kız arkadaşımdan ret yediğim için duygusal bir çöküş yaşadığımı söylediğimde, 'Öz oğluma yenilecek değilim' gibi saçma sapan bir şeyler geveledi. Bu aralar hırsından yerinde duramıyor. Onu anlamak imkânsız." Reita acı acı gülümsedi. "Ama sadece babama bel bağlamak istemiyorum. En azından kendi harçlığımı çıkarmam gerektiğine karar verdim. Ben de yarı zamanlı işe başladım... Yine de haftada en fazla iki vardiyaya kalıyorum. Sonuçta önceliğim her zaman futbol."

Omuzlarında çok yük var ama şimdilik işler yolunda gidiyor gibi.

"Nerede çalışıyorsun?"

"Epey aradım ama ders programıma uyacak pek yer bulamadım. Sonunda Koya’nın önerdiği bir karaoke mekanında karar kıldım. Hani ilkbaharda gittiğimiz yer."

"Ha, orası," dedim. "Bir dakika, Hasegawa’nın ağabeyi de orada çalışmıyor muydu?"

"Evet. Müşterilerin genellikle adamdan tırstığını duydum."

E bir zahmet tırssınlar... Mekan bu halde nasıl ayakta kalıyor ki? Müşteri kaçırmıyorlar mı?

Reita kafamdaki soru işaretlerini yüzümden okuyup ekledi: "Sorun çıkaran tipleri anında bastırabiliyor, o yüzden bayağı kullanışlı aslında."

"Anladım..." Demek adamı bu şekilde kullanıyorsunuz. Bouncer niyetine. "O tiplerle takılmaya devam edecek misin?"

"Sanırım evet, kararınca tabii. Yeniden iletişim kurduk, kötü insanlar değiller. Doğru, çoğunun saman alevi gibi parlayan bir mizacı var ama onları dizginleyebileceğime inanıyorum. Futbol takımının başını belaya sokmayacağımdan eminim." Yüzüne kendine güvenen, ona çok yakışan bir gülümseme oturdu.

"Ah, Natsuki-kun! Reita-kun!" Hikari sınıfa girdiğimizi görünce el salladı. Bizim tayfa pencerelerin yanındaki sıraların etrafında toplanmış, laflıyordu.

"Ne kaynatıyorsunuz bakalım?" diye sordum.

"Kış tatilinin eli kulağında, onu konuşuyoruz!" dedi Uta neşeyle.

Doğru ya, aralık ayını yarıladık sayılır. Kış tatili ayın yirmi üçünde başlıyordu.

"Yani final sınavları da kapıda demek oluyor bu," dedi Tatsuya istifini bozmadan.

"Öğğ, Tatsu, ne diye bütün neşemizi kaçırıyorsun ki?!" diye feryat etti Uta, bütün vücuduyla çırpınarak.

Uta’yı yeniden o eski hareketli haliyle görmek güzeldi. Daha birkaç gün önce bambaşka biriymiş gibi ürkütücü bir sessizliğe bürünmüştü.

"Mecburum, notların yüzünden endişeleniyorum," dedi Tatsuya.

"Notların biraz yükseldi diye hemen tepemize dikilme!"

Yahu, cidden eski düzenimize dönmüş gibiyiz. Böyle neşeli bir havada sohbet etmeyeli ne kadar çok olmuştu? Diğerleri de benimle aynı şeyi hissediyor olmalı ki en az benim kadar heyecanlı görünüyorlar. Keyifli bir durum.

"Kusura bakma ama artık seninle aynı ligde değiliz. Anladın mı? Wakaru?" Tatsuya, Uta ile İngilizce ve Japonca karışık dalga geçti.

"Böğğ!" diye çığlığı bastı Uta.

Atışmaları bir kenara bırakırsak Tatsuya haklıydı. Dönem sıralamasında zirveye oynuyordu. Uta ise aksine dipte dolanıyor, sonuncu olmaktan kıl payı kurtuluyordu.

"Yine de haklı. Finaller haftaya. Dersine iyi çalışsan iyi edersin," dedi Nanase keyifsizce, sınıfın arkasındaki duvarda asılı olan takvime bakarak.

"Reita, sen ne yapacaksın? Son zamanlarda yaşananlar yüzünden oradan oraya koşturup durdun," dedim.

"Merak etme, konuları tekrar edip ön hazırlıklarımı yaptım. Yapmasaydım bile rahat seksen puan alırdım," diye yanıtladı.

Ha, doğru ya. Çocuk doğuştan harika çocuk.

"Natsuki... Şey, senin için pek endişelenmiyoruz zaten. Ne de olsa dönemin birincisisin."

"Pek emin olma. Bu aralar dersleri bayağı saldım." Açıkçası yaptığım tek şey spor yapmak, Café Mares’te çalışmak ve gitar pratiği yapmaktı. Yani, ders çalışmak pek eğlenceli değildi... Hem ana hatlarıyla konulara hâkimdim. "Hey, yine de ilk ona girerim herhalde."

"Öyle mi? Birinci olacağından emin değilsin demek? O zaman bu sefer birinciliği ben kapayım bari. Hıh," diyerek beni kışkırttı Nanase.

"Ama birinci olunca eline ekstra bir şey geçmiyor ki," dedim.

"Hani senin rekabetçi ruhun? Biraz azimli ol." Parmağıyla göğsüme dürttü.

Nanase’nin sıralaması benimkine en yakın olanıydı. Genelde ikincilikle dokuzunculuk arasında mekik dokurdu.

"Hey! Ben de bu aralar ders tekrarı yapıyorum bir kere!" dedi Uta kurulup kasılarak.

Söyleyince fark ettim de Uta son zamanlarda ödevini unuttuğu için yaygara koparmıyordu. "Geeeeçekten mi?"

"Hiçbir dersten kalmayacağıma kalıbımı basarım! Sonuçta sınıfta kalırsam basketbol oynayamam!"

Görünüşe göre herkes öyle ya da böyle olgunlaşmıştı. Baharın başında Uta, "Neyi bilmediğimi bile bilmiyorum," derdi ama şimdi oturup ders çalışıyordu... Ah, şu ihtiyar kalbim duygulandı birden.

"Bu arada Hikari, sen niye bir anda dut yemiş bülbüle döndün?" diye sordu Nanase, dondurucu bir ses tonuyla.

Belli birinin omuzları gözle görülür şekilde titremeye başladı. Bahsettiğim kişi tabii ki yanımda büzüldükçe büzülen Hoshimiya Hikari-san’dı.

"Şey, ben... Ben Japoncada iyiyimdir!" dedi Hikari, paniğini gizlemeye çalışarak.

"Yazar olmak isteyen birinin Japoncasına güvenmemesi sorun olurdu zaten. Diğer dersler ne alemde?" diye üsteledi Nanase.

"D-Dünya tarihi ile Japon tarihi hallolur... Gerisine gelince... Pek... Fikrim..."

"Hikari... Notlarının düştüğünün farkında mısın acaba?"

"Öğğ..."

Nanase bildiğin Hikari’nin annesi gibiydi. Bu bizim klasik sahnemizdi, hiç değişmezdi. Yine de Hikari’nin notlarının düştüğü bir gerçekti... Hem de benimle çıkmaya başladığından beri. Eh, şey... Olur öyle vakalar.

"Haibara-kun. Şu ilgi manyağına bir çare bul. Bu senin boynunun borcu," dedi Nanase.

"B-Ben ilgi manyağı falan değilim! Romanımın teslim tarihi vardı... Sadece kafam biraz karışıktı, hepsi bu. Evet! Bugün çalışmaya başlıyorum. Hallolacak! Kesinlikle!" dedi Hikari kendini ikna etmeye çalışır gibi ve üst üste başını salladı.

"Son zamanlarda bunu daha sık düşünür oldum ama Hikari eskiden bu kadar şaşkın değildi, değil mi?" diye sordum.

"Onu bu hale getiren sensin," diye yapıştırdı cevabı Nanase.

Suçu hemen bana yıkmana gerek yoktu hani!

"Ha?! Sen de mi öyle düşünüyorsun?!" diye dehşetle bağırdı Hikari.

Hadi ya, ağzımdan kaçıverdi... Reita ise karnını tutmuş, katıla katıla gülüyordu. Bu çocuk da... Bazen neye güldüğünü hiç anlamıyorum. "Harika çocuk olduğum için algılarım sıradan insanlardan farklı olabilir," gibi şeyler iddia ediyordu. Şunu bir uçursam iyi olacak!

İçimdeki düşünceleri bir kenara bıraktım. Nanase ciddi bir ifadeyle Hikari’ye nutuk çekmeye devam ediyordu. "Notların daha fazla düşerse babanın tepesi atabilir."

"Öğğ... Biliyorum..."

Evet, büyük ihtimalle doğruydu. En başta Hikari, yazar olma hayalinin peşinden gitmesine izin vermesi karşılığında babasına notlarını yükselteceğine dair söz vermemiş miydi? Sözünü tutmayı geçtim, şu an tam tersi yönde doludizgin ilerliyordu.

"Birlikte ders çalışalım mı, Hikari?" diye sordum. Dikkatini dağıtan tek şey roman yazmak değildi, ben de bu etkenlerden biriydim. Bu yüzden Nanase’nin dediği gibi sorumluluk almalıydım. Ne de olsa Hikari’nin hayaline engel olamazdım.

"Evet, lütfen." Durumunun farkında olarak mahcup bir edayla başını öne eğdi.

Böylece, finallere beş gün kala Hikari ile birlikte ders çalışmaya başladık.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.