Yine de öyle bir anda somut bir plan üretemezdik. Bu yüzden en iyisi ellerimizi çalıştırmak diyerek işe koyulduk. Hikari için endişelensem de kendi derslerime odaklanmaya çalıştım. İlk başlarda kendini tamamen kaptırmış gibi görünüyordu fakat bir saatin ardından dikkati gözle görülür şekilde dağılmaya başladı. Ansızın başını kaldırdı ve gözlerimiz kesişti.
"Anlamadığın bir yer mi çıktı?" diye sordum.
"Şimdilik iyiyim ama odağım kaydı..." Hikari kollarını yukarı kaldırıp iyice gerindi. Vücudunun, pek de bakmamam gereken hatları ön plana çıkınca gayriihtiyari gözlerimi başka yöne çevirdim. "Sen böyle olunca ne yapıyorsun?"
"Hmm. Kısa bir ara veririm. Müzik dinlerim, RINE'a bakarım... Ha, ama kitaplıktan bir manga kaparsam okumayı bırakamam, o yüzden bunu tavsiye etmem. Bütün seriyi bir oturuşta bitiririm, sonra bir bakmışım sabah olmuş."
"Aah, bunu çok iyi biliyorum. Ben romanlarda öyle oluyorum; bir bakıyorum kitap bitmiş!"
Tahmin edebiliyordum. Odaklandığında sergilediği azim beni hep hayrete düşürürdü. Hikari yaptığı her işe kendini kaptırmaya meyilli biriydi. Gerçekten ilgisini çeken bir şey olduğunda bu durum katlanarak artıyordu şüphesiz.
Zihnimden bunlar geçerken Hikari dalgın dalgın yüzüme bakıyordu.
"N-Ne oldu?" diye sordum.
"Iıı, şarj oluyorum?"
"Şarj mı? Ne şarjı?"
"Natsuki-kun mineralleri." Ağzından çıkan şeyden kendisi de utanıp hemen yüzünü kapattı.
Şey... Utanacaksan şöyle şeyler söylemesen olmaz mı? Burada ben de hasar alıyorum, biliyorsun değil mi? Ayrıca buraya ders çalışmaya geldik! Bu bir randevu değil!
"Ü-Üzgünüm... Bir an dalmışım."
Daldığın için söylediysen, bu gerçekten böyle düşündüğün anlamına gelmez mi? Ah, boş ver. Çok derin düşünmeyeyim. Bu kadarı benim bünyeme fazla!
"T-Tamam! Mola bitti!" Hikari telaşlı bir edayla konuşup versatil kalemini tekrar kavradı.
Şu an en zayıf olduğu ders olan matematiği tekrar ediyordu. Japoncası doğuştan iyiydi; tarih derslerinde nispeten başarılıydı, İngilizcesi de fena sayılmazdı. Fakat matematik ve fizik gibi sayısal dersler onun yumuşak karnıydı.
İkinci sınıfa geçtiğimizde eşit ağırlık veya sayısal arasında seçim yapabilecektik. Hikari muhtemelen sözel veya eşit ağırlıktan devam edecekti ama yine de sağlam bir temele ihtiyacı vardı. Üniversite giriş sınavları, sözel bir bölüme girmeye çalışsanız bile matematiği karşınıza çıkarıyordu.
Ben liseden sonra sayısal bir üniversiteye gittiğim için sözel puanla öğrenci alan programlara pek hakim değildim ama yine de olabildiğince çok derse hakim olmak her zaman avantajdı. Hem zaten şu anki temel amacımız notlarını yükseltmekti.
"Üff..." Hikari başını ellerinin arasına alıp huzursuzca mırıldandı.
"Yardım lazım mı?"
"A-Anlamama çok az kaldı!" Sonunda pes edip takıldığı yeri göstermek için kitabını bana doğru çevirdi. "Şey, şurası..." Aniden duraksadı. "Aslında... Yanına oturabilir miyim? Yan yana olursak daha kolay olur."
Bir an düşündüm. Yan yana olursak daha mı kolay olur? Evet, haklıydı. Buraya ona özel ders vermeye gelmiştim, dolayısıyla ortamı öğrenmeye en uygun hale getirmeliydim. Benim açımdan hiçbir sakıncası yoktu.
Gördün mü, mantık tıkır tıkır işliyordu. Hikari yanımda oturacak diye sevindiğimden yapmıyordum bunu. Kesinlikle hiçbir sorun yoktu!
Kenara kayıp yanımdaki boş yere hafifçe vurdum. "Gel buraya."
Ben... İğrenç biri miyim, nedir? Bir düşünsenize, "gel buraya" lafını sadece yakışıklı tipler söyleyince sırıtmıyordu. Yükseklerden uçtuğum için özür dilerim. Bir an için üzerime derin bir kasvet çöktü.
Hikari tatlı bir nida patlatarak yanıma oturdu.
Kollarımız birbirine değdi. Temas ettiğimiz yer fenalık geçireceğim kadar karıncalanıyordu. Bir dakika... Çok mu yakın duruyordu? Tamam, yan yanaydık ama sanki biraz daha kişisel alana ihtiyacımız vardı... Ah, doğru ya, benden yardım istediği içindi.
İçeride ecel terleri döken benim aksime, Hikari kalemini zorlandığı soruya doğrulttu. "İkinci soru. Çözüme baktım ama bu cevaba nasıl ulaştıklarını yine de anlamadım."
"Ha, şu adımlar arasındaki hesabı yazmamışlar. Bak şimdi, burada..."
Formülleri veya adımları atlayan ders kitaplarına takılıp kalmak sık yaşanan bir şeydi. Hikari için soruyu en başından itibaren parçalara ayırarak anlattım. Bu kitapları yazanlar, sayfa sayısı sınırlı diye kelimeleri kırpmaktan vazgeçmeliydi artık!
"...işte bu yüzden böyle çıkıyor. Anlaşıldı mı?" Açıklamamı bitirip Hikari'ye baktım.
Her ne hikmetse defterine bakmak yerine dik dik bana bakıyordu. "A..."
Yüzlerimiz o kadar yakındı ki burunlarımız neredeyse birbirine değecekti. Gözlerimiz kilitlendi. Yüzünün cazibesine kapılmaktan kendimi alamadım; o kadar güzeldi ki sanki canlı bir insan değil de bir heykeltıraşın elinden çıkmış bir sanat eseriydi.
"Ü-Üzgünüm! Şey, teşekkürler!" diyerek bakışlarını alelacele kaçırdı.
Çok sevimli bir hareketti... Ama dediklerimi dinlemiş miydi acaba? "Hikari?" Ona baygın bakışlar fırlattım.
"Ü-Üzgünüm... Yüzüne bakmaktan kendimi alamadım..." Kendine gelmek ister gibi yanaklarına hafifçe vurdu.
"Ben yanındayken konsantre olamıyorsan, bundan sonraki çalışma seanslarını iptal etsek iyi olur." Sevimliliği yüzümde aptalca bir tebessüm oluşturmak istese de ses tonumu buz gibi tutmaya gayret ettim.
Bunu birkaç saniye düşündü, sonra başını iki yana salladı. "Sen yanımdayken daha iyi odaklanıyorum bence."
Ciddi misin, demek istedim ama lafını kesmeyip devam etmesini bekledim.
"Çünkü sen yanımdayken kendimi daha güvende hissediyorum."
Başka bir açıdan bakarsak, ben yanında olmadığımda kendini güvensiz hissediyor demekti bu. Yaptıklarımı şöyle bir düşününce, böyle hissetmesi için pek çok sebep bulabiliyordum. Eğer bu huzursuzluk yüzünden dersine odaklanamıyorsa... Bu benim suçum sayılmaz mıydı? "Özür dilerim."
"Ben... Sana söyledim! Senin suçun değil!" Başını hızla salladı ama ben yine de kendimi sorgulama ihtiyacı hissediyordum.
Ben onun erkek arkadaşıydım; kendisini güvende hissetmesini sağlayacak şekilde davranmalıydım. "Şey, Hikari?"
"E-Evet? Ne oldu?"
"Elini uzatsana bir."
Hikari şaşırmış gibiydi ama denileni yapıp elini kaldırdı. İki elimle onun elini kavradım. Ne olduğunu anlayamadan öylece kalakaldı.
"N-N-N-Natsuki-kun?"
"Her şey güzel olacak." Gözlerinin içine baktım ve kelimelerimin ona gerçekten ulaşması için her birini tane tane, özenle söyledim. "Sonsuza dek yanında olacağım. O yüzden lütfen endişelenme."
Zamanı, mekanı ve durumu düşününce ona sarılamazdım. Bu yüzden sarılmak yerine elini tutarak duygularımı aktarabileceğime güvendim. Hikari birkaç kez gözlerini kırpıştırdı, sonra kıkırdadı.
"Gülmesen olmaz mı?" Bayağı ciddi takılıyordum burada, haberin olsun!
"Ü-Üzgünüm... Ama mutlu olduğum için oldu." Elimin sıcaklığını teyit etmek ister gibi o da benim elimi sıktı. "Evet... Sana inanıyorum. Ve, şey... Sinir bozucu bir kız arkadaş olduğum için özür dilerim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.