"Hayda..."
Tatsuya'ya baktım. Bana buz gibi gözlerle bakıyordu.
Aramızda derin bir sessizlik uzayıp gitti. Bok var sanki... Az önce içimde alev alev yanan o coşku bir anda söpsoğudu.
"Eee..." dedi Tatsuya. "Natsuki kuralları ihlal etti. Sanırım kaybetti?"
Doğru ya. En başta yüze vurmak yok diye anlaşmıştık.
"Aklından ne geçiyordu senin?" diye sordu.
"Şey, ben... Biraz kontrolden çıktım galiba..." Böyle konuşmaların ortasında çeneye bir kroşe patlatılır çünkü! İşi raconuna göre yapmak lazım... Özür dilerim. Okuduğum bir light novelın gazına geldim. İnsanların yüzüne estetik bir edayla vurmamak gerekiyormuş. Anlaşıldı komutanım.
Aramızdaki havaya aşırı rahatsız edici bir ciddiyet çöktü. Reita hâlâ yerde serili yatıyordu. Serika bile bana "Bu gerzek ne yapıyor yine?" der gibi bakıyordu. Bakışları canımı yaktı. Miori ile Hasegawa ise kendi aralarında fısıldaşıyordu; kesin arkamdan atıp tutuyorlardı.
Hasegawa ne ara geldi ki? Kime ne, Miori ile koyu bir sohbete dalmışlar işte. Barıştılar mı acaba? Güzel haber tabii, fena mı. Ama asıl soru şu: Ben şimdi ne bok yiyeceğim?
O sırada Reita araya girdi. "Tatsuya."
"Ne var?"
"Pes ediyorum. Ben kaybettim," dedi Reita, hâlâ sırtüstü yatarken.
"Emin misin? Kural ihlali yaptığı için Natsuki'yi hükmen mağlup ilan edebilirim."
"Yüze vurmak yasak dedik ama yaparsan kaybedersin demedik ki."
Sırf laf cambazlığı yapmıyor mu şu an? Aklımdan bu düşünce geçse de bunu dile getirecek durumda değildim. Bayağı bayağı, fiziksel olarak bitiktim.
"Yani kazanmış olmam senin için sorun değil mi?" diye sordum.
"Evet. Bu raundu sen aldın," diye karşılık verdi Reita.
"İşte bu kadar! Ben kazandım! Süper, bu demek oluyor ki sonsuza kadar dostum kalacaksın!"
"Suratındaki o aptal sırıtışı sil. Sırf Reita'nın insafı sayesinde kazandın," dedi Tatsuya.
Çok haklısın.
"Bu Natsuki neden her defasında işleri eline yüzüne bulaştırmak zorunda ki?" dedi Serika.
"Orta kısımda bayağı karizma görünüyordu aslında... Ah, bunu söylediğimi Natsuki'ye çaktırmayın sakın," diye ekledi Miori.
Kızların kısık sesle kendi aralarında konuştuklarını hayal belal duyabiliyordum. Affedersiniz Miori-san, her söylediğinizi bal gibi de duyuyorum. Utancımdan yerin dibine girdim, lütfen kesin artık.
"B-Benden bu kadar..." Küt diye yere kapaklandım. Olayın nihayet tatlıya bağlandığını idrak ettiğim an, vücudum bir anda kurşun gibi ağırlaştı. Dövüş boyunca beni ayakta tutan şey adrenalinmiş meğer, şimdi her yerim sımserim ağrıyordu.
"Planın fazla gözü karaydı." Reita yavaşça doğrulup bana baktı. Doğrudan suratının ortasına darbe almasına rağmen pek de darbe almış gibi durmuyordu. Darbenin şiddetini ustaca savuşturmuş olmalıydı.
Oysa bana bayağı uzağa fırladı gibi gelmişti... Onunla kıyaslayınca, sanırım ben bir daha ayağa kalkamayacağım. Öf, felaket acıyor. Acıdan duramıyorum. Gerçekten tükendim. Zaten bu meseleyi kavgayla çözelim diyen kimdi ki? Bunu kim akıl ettiyse tam bir süzme salak...! Yine de olayın bağlanış şekline bakılırsa, kimin galip geldiğini söylemek zor.
"Sözlerin beni sarsmasaydı ne yapacaktın?" diye sordu Reita.
"O zaman ikinci korkakça planımı devreye sokacaktım."
"İkinci mi? Kum fırlatmaktan başka bir numaran daha mı vardı?"
"İşler gerçekten sarpa sararsa Tatsuya'dan destek alacaktım. Kozum oydu."
Reita'nın gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Ciddi misin?"
"Ölümüne ciddiyim. Bire bir dövüşeceğiz diye bir kaide yoktu sonuçta." O açık noktayı kullanıp Tatsuya ile çete kuracak, Reita'yı eşek sudan gelinceye kadar dövecektim. Ama buna başvurmayı hiç istemiyordum tabii. Nereden baksan adice bir hareketti.
"Pek içime sinmezdi ama ikimiz Reita'ya karşı başa baş bir mücadele verirdik," dedi Tatsuya omuz silkerek.
"Beni gözünüzde çok büyütüyorsunuz," dedi Reita. "Sizin gibi iki dev kıyım adam aynı anda üstüme çulsa elim kolum bağlanırdı... Anlaşıldı, öyle ya da böyle kaybedecekmişim zaten." Başını anladığını belirtircesine salladı.
Bu mantığı bu kadar kolay kabullendiği için kendisini sorgulamam lazım. İleride birileri bunu fena çarpar diye korkuyorum.
Tatsuya ve Reita, hâlâ kıpırdayamayan bendenizin yanına oturdular. Kızıl gökyüzüne doğru baka kaldılar.
"Annem... yeniden evleniyormuş," diye söze başladı Reita. Tam da umduğum şeyi yapıyordu: Öğrenmek istediğim şeyleri dökülüyor, bana sığınıyordu. "Pek umrumda değil aslında. Annem evi terk edeli iki yıl oldu zaten. Kısa süre önce aniden babama ulaşıp boşanma evraklarını imzalamasını istedi. Yeniden evlenebilsin diye."
Kendi hakkında konuşmaya alışkın olmadığı için kelimeler ağzından duraksayarak, bölük pörçük çıkıyordu. Hikâyenin arka planına dair büyük bir kısmı da atlamıştı. Ama Tatsuya'dan biraz olsun duymuştum olanları.
"O günden beri babam yine alkole sarıldı. Ağzını açıp tek kelime etmedi ama sanırım bir gün ailemizi yeniden toparlayabileceğimizin hayalini kuruyordu. Bu umudun asla gerçekleşmeyeceğini anladığında yıkıldı... Zaten pek dikiş tutturabilen biri değildi fakat annem kaçtıktan sonra memleketindeki inşaat şirketinde bir iş bulup dişini tırnağına takarak çalışmaya başlamıştı. Ben de ona destek olmak için ev işlerini sırtlanmış durumdaydım."
Olayların bazı kısımları hâlâ eksikti ama Reita'nın anlatışını sessizce dinledim.
"Ama... annem evlenmeye kalkışınca babamın çalışma isteği tamamen söndü. Şirkete hasta olduğunu söyleyip durumu kurtarmaya çalışıyor ama... İşleri ekmeye devam ederse kovulacak. Zaten kıt kanaat geçinen insanlarız, şimdi durum daha da berbat bir hal aldı. En azından kendi harçlığımı çıkarayım diye düşündüm. Yarı zamanlı iş aradığımı söylememin sebebi buydu."
Aile ve para meseleleri... İkisi de öyle hafife alınıp iki dakikada teselli verilecek konular değildi. Reita'nın neden şimdiye kadar derdini kimseye açamadığını şimdi çok daha iyi anlıyordum. Bunca zamandır tüm bu yükü tek başına omuzlayıp kendi kendini yiyip bitirmişti.
"Babam kafayı çekince bambaşka biri oluyor. Ne zaman başı sıkışsa hemen alkole sığınıyor. Onu durdurmaya çalıştım ama... Şartları biliyorsun işte?" Reita derin bir iç çekti. "Her şeyin bu raddeye gelmesinin tek sebebi ailemin kötü insanlar olması değil, farkındayım. Beni büyüttükleri için onlara borçluyum. Babamın annemin evliliği yüzünden yıkıldığını biliyorum, elimden geldiğince ona destek olmaya çalıştım ama... tükendim artık."
Ailesi hakkındaki ilk izlenimim fazlasıyla olumsuz olduğundan belki de bana öyle geliyordu ama böyle ebeveynlere bakıcılık yapmak insanı ruhen bitirirdi. Reita anlayış gösterme konusunda bir uzman olsa da bunca şeyden sonra pestilinin çıkmış hissetmesini çok iyi anlıyordum.
"Miori hakkındaki dedikoduları tam da o sıralarda öğrendim."
Bakışlarımı bir anlığına Reita'dan ayırıp nehir yatağının girişine doğru çevirdim. Miori ve Hasegawa, yaklaşık yirmi metre ötedeki merdivenlerde yan yana oturuyorlardı. Konuşmamızı duyabilecek kadar yakın değillerdi.
Bakışlarımı takip eden Reita da gözlerini o tarafa çevirip devam etti. "Dürüst olmak gerekirse şok olmuştum. Bazı şeyleri sezdiğimi sanıyordum. O zamanlar durumun ciddiyetini tam kavrayamamıştım ama... meğerse köşeye bayağı sıkışmışım. Sadece Miori'nin yanındayken rahat nefes alabiliyordum. O yanımda olduğu için dişimi sıkıp katlanabiliyordum. Ben öyle sanıyordum işte... Bu yüzden o dedikoduyu duyduğumda, içimden bir ses bana bunun doğru olduğunu söyledi."
"Miori'nin hiçbir suçu yoktu," diye ekledi Reita. "Kabahat bende. Benimle sevgili olmanın onu kısıtladığını biliyordum. Üstelik onu bir nevi tatlı dille kandırıp sözleşmeli bir ilişkiye ikna etmiştim. Birine karşı ilk kez böyle şeyler hissediyordum, bu yüzden ondan vazgeçemedim. Kendime engel olamadım..." Ses tonu pişmanlık ve öznefretle doluydu. "Sonuç olarak, o kötü hissim gerçek oldu. Miori'yi iyice köşeye sıkıştıran ben oldum."
Sanki kalbindeki yaraları deşer gibi anlatıyordu hikâyesini. Fakat ne ben ne de Tatsuya lafını kestik. Ne de olsa bunları anlatmasını isteyen bizdik.
"Miori'nin adını temize çıkarmak için elimdeki bütün kozları oynadım... Ama—itiraf etmekten utanç duyuyorum—ona bunları yaşatanın ben olduğumu düşününce panikledim, basiretim bağlandı. İyiyim gibi davrandım ama sanırım onun beni terk etmesi canımı çok yakmıştı... İnsanların Miori'ye yağdırdığı nefreti Yoko'ya yönlendirirken Miori'nin bu durum karşısında ne hissedeceğini hiç düşünmedim. Sürekli içtiği için babamla kavga ettim, sonra da evi terk ettim. Miori'nin kaybolduğunu duyduğumda, sığınacak bir yuvam bile kalmamıştı artık. Ne yapacağımı şaşırmıştım."
Üst üste binen talihsizlikler Reita'yı çıkmaz bir yola sürüklemişti. Anlattıklarını dinlemek bile içimi sızlatıyordu. Neden onunla daha önce yakınlaşmaya çalışmamıştım ki? İçim pişmanlıkla doldu. Ona daha fazla alaka göstermeliydim.
"Onu bulmam gerektiğini düşündüm. Aynı zamanda içimde garip bir inanç peydahlandı." Reita gözlerini yerde sere serpe yatan bana çevirdi. "Onu senin bulacağını biliyordum." Muazzam bir şeye bakıyormuş gibi bir hali vardı. "Belki de bu inanç yüzünden Miori için endişelenmek yerine kendi dertlerime gömüldüm. Çelişkili bir durum, biliyorum. Seni durdurup Miori'ye kendim gitmek istedim."
Miori'yi ararken Reita ile aramızda geçen o konuşmayı hatırladım.
"Natsuki'nin Motomiya'ya ulaşmasını engellemek istiyordun, değil mi?" diye sordu Tatsuya.
Reita başıyla onayladı. "İstediğim kadar süslü laflar edeyim, hissettiğim şey tam olarak buydu. Eğer Natsuki'nin gitmesine izin verirsem, hayatımın sonuna kadar ona karşı hiçbir şeyde galip gelemeyecektim. Bundan ölesiye korkuyordum. Ve bu korku, Miori için duyduğum endişenin önüne geçti."
O anlarda benim aklımdaki tek şey Miori'yi kurtarmaktı. Benim de basiretim bağlanmıştı. Reita'nın böyle şeyler düşünebileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Sağduyulu davranacak durumda değildim, bu yüzden paniklemiştim. İliklerime kadar korkmuştum. Miori'yi kaybetme ihtimali bile titrememe yetiyordu.
"İşte bu yüzden... o kavganın ardından, sana asla galip gelemeyeceğimi anladım."
"Neden?" diye sordum.
"Çünkü... sen Miori'ye aşıksın, değil mi?"
Cevap veremedim. Tatsuya da tek kelime etmedi.
Reita'nın dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi. "Ve eminim ki senin ona olan duyguların, benim hissettiklerimin katbekat üstünde."
Ben daha ne olduğunu anlayamadan, gökyüzü gecenin karanlığına bürünmüştü bile. Yukarıdaki o sonsuz mavilik, üzerinde tek bir bulut dahi olmaksızın, pırıl pırıl yıldızlarla dolmuştu.
"Sonrası bildiğin gibi işte. Nasıl berbat bir insan olduğumu anlayıp kendimden tiksinince, ortalıkta amaçsızca dolanmaya başladım. Derken Kōya ile karşılaştım. Yōko'nun ricası üzerine Miori'yi aramaya çıkmış. Aramızda kavga çıktı."
"Olay sadece bu kısımdan nasıl bu kadar çabuk alevlendi ki?" diye sordum.
"Eskiden yakındık ama ne de olsa Yōko'nun ağabeyi. Miori'nin adını lekeleyen de Yōko'ydu zaten. Üstelik Yōko ondan Miori'yi bulmasını istemişti. Kötü bir niyetleri olduğunu düşündüğüm için ona yardım etmeyi reddettim. Olay bundan ibaret."
Tatsuya eğlenir bir tonla, "Kesin o buz gibi tavrınla herifi başından savurmuşsundur," dedi.
"Yani... Sonuçta moralim sıfırdı."
"Bu da adamın damarına basmış olmalı."
Ya da Reita'nın her zamankinden farklı davrandığını görünce, Hasegawa'nın ağabeyi onun bir şeyler bildiğinden şüphelendi. Onun gibi tiplerin böyle durumlarda gözünün döneceğini az çok kestirebiliyordum; tamamen benim önyargım da olabilir tabii.
"Kavga edip biraz sakinleşince durumu anlatıp yanlış anlaşılmayı çözdüm. Ama eşeklik edip polise yakalandık. Babam polislere özür dilemek zorunda kaldığı için küplere bindi, eve gidemedim ve okuldan uzaklaştırma aldım. Aranıza dönmeye hakkım olmadığını düşündüm... İşte böyle." Reita bir an duraksadı, ardından kendini aşağılayan bir edayla ekledi: "Tam bir sığırın tekiyim, değil mi?"
Bu hikâyeyi kısa bir süre önce duymuş olsaydım belki de inanmazdım. Fakat artık Shiratori Reita'nın gerçekte nasıl biri olduğunu anlıyordum.
"Peki dostum, o tiplerle takılmaya nasıl başladın ki?" diye sordu Tatsuya.
"Dışarıdan öyle görünseler de aslında bayağı iyi çocuklardır. Sadece tipleri biraz ürkütücü. Aniden damlamış olmama rağmen tek bir soru bile sormadan beni aralarına aldılar... Aslında büyük ihtimalle olayı çok yanlış anladılar."
"Yanlış mu anladılar?"
Reita tanımadığım bir sesi taklit ederek, "'Aşk acısı çekiyorsun, değil mi? Üstüne gelmeyeceğim... Kalbin iyileşene kadar burada kalabilirsin,' dediler," diye anlattı. "Bunu söylerken kafalarını sallıyor, gözyaşları sicim gibi akıyordu. Aslında pek de haksız sayılmazlardı, ben de bozuntuya vermedim."
Tatsuya buna kahkahayı bastı. "Hey, bu Sanada'ydı, değil mi?"
"Anladın mı? Aklı her zaman hemen fesatlığa çalışır zaten."
Aynı ortaokula gitmiş birinden bahsediyorlardı... Bilmediğim ortak bir geçmişe bakıp heyecanlanmalarını izlerken kendimi biraz dışlanmış hissettim.
"Hani şu alt geçitte karşılaştığın çocuk. En önde duran sarışın olanı," diye açıkladı Reita bana dönerek.
"Ha, şu çocuk." Şöyle bir hatırlar gibi oldum. Yalan söylemeyeyim, Hasegawa'nın ağabeyi o kadar baskındı ki diğerlerinin yüzünü pek hatırlamıyordum.
"Kötü çocuklar değiller. Eskiden takılmayı bırakmamızın tek sebebi futbol oynamaya devam etmek istememdi. Başıma dert açmak istemedikleri için benden uzaklaştılar."
Tatsuya, "Onları gözünde fazla büyütmüyor musun?" dedi. "Altı kaval üstü şişhane bir sürü gerizekalı işte. Hiç sevmem onları. İnsanları rahatsız ediyorlar, geleceklerini de hiç düşünmüyorlar."
"Senden duymak da şaşırtıcı Tatsuya. Başkalarını rahatsız etmekten ya da geleceğini düşünmekten bahsettiğine inanamıyorum."
"Bana bak Reita, Kaşınıyor musun? İkinci raunda hemen şimdi başlayabiliriz." Tatsuya, Reita'nın sert sözlerine karşılık parmak boğumlarını çatlattı.
"Ne dersen de ama Ryōmei'ye ilk girdiğinde geleceği falan düşündüğün yoktu," diye araya girdim.
Tatsuya bir an bunu düşündü, sonra başını salladı. "O... doğru işte..."
"Ha ha! Bayağı değişmişsin," dedi Reita.
Bahar ayında tanışmıştık, şimdiyse kış gelmişti bile. İnsanlar adım adım değişiyordu. Onlar değiştikçe aralarındaki ilişkiler de şekil değiştiriyordu. Zamanın akışıyla hiçbir şey sonsuza dek aynı kalamazdı. Bu yüzden bu değişimin bizim için hayırlı olmasını umuyordum.
"Baban ne olacak?" diye sordum.
"Henüz onu düşünmedim. Sanırım... Her şeye en baştan başlayıp onunla konuşmam gerekecek. İkimizin de sorunları var. Yüzleşmeli ve bir çözüm bulmalıyız." Reita dikleşerek ciddi bir tavır takındı. "Ben iyi olacağım. Natsuki bana sağlam bir yumruk savurup beni kendime getirdi. Artık kaçmak yok."
Sırıttı; bu, içimizi rahatlatmak için yaptığı bir jestti. Gülüşünü görmeyeli uzun zaman olmuştu.
"Futbol ne olacak? Takımda kalabilecek misin?" diye sordu Tatsuya.
"Hiçbir fikrim yok. Oynamaya devam etmem için maddi durumumuz elveriyor mu onu bile bilmiyorum... Ayrıca kavga ettiğim için uzaklaştırma aldım. Beni hâlâ isteyip istemeyeceklerinden bile emin değilim."
Ne olursa olsun, futbol takımının adının lekelendiği bir gerçekti. Takımdan atılırsa Reita'nın itiraz edecek yüzü olmayacaktı. Kalbim bu duruma el vermiyordu ama mantığım gerçeği kabul ediyordu. Futbol takımının Reita'nın neler yaşadığı umurunda bile değildi.
Ne babası konusunda ne de futbol takımı hususunda ona yardım edebilirdim. Gerçek hayatta her şey sadece elinden gelenin en iyisini yaparak çözülmüyordu. Ne kadar çabalarsan çaba yok olmayan sorunlar vardı. Ve bazıları benim boyumu aşıyordu. Mangalardaki ya da animelerdeki kahramanlar gibi olamazdım.
"Reita, kafandaki fikirleri benimle paylaşabilirsin. Bir yardıma ihtiyacın olursa benden her şeyi isteyebilirsin." Yine de darda kalan bir dostuma yardım edebilirdim. Ayağa kalkıp elimi Reita'ya uzattım.
"Bu teklifini değerlendireceğim Natsuki." Elimi tutup ayağa kalktı.
"Hey! Gelin taş sektirme yarışı yapalım!" Bir de baktım ki Tatsuya az ötede, nehrin kıyısında duruyor.
"Durup dururken nereden çıktı taş sektirmek?" diye sordum.
Reita alaycı bir şekilde gülümseyip omuz silkti. "Tatsuya işte, nehri görünce canı çekmiştir."
Dışarısı karanlıktı ve bastığımız yeri bile zor görüyordum. Çoktan eve doğru yola çıkmış olmamız gerekiyordu ama Tatsuya nehre dönüp bir taş fırlattı. Taşın suyun üzerinde sekişini karanlıkta güçbela seçebildim.
"İşte bu kadar! Beş kere sekti! Hey, sıra sende!" dedi.
"Tatsuya, ne enerjik adamsın." Her yerim dökülüyordu. Taş fırlatacak hâlim yoktu...
"Ne oldu, korkup kaçıyor musun yoksa?" diye laf attı.
Reita güven dolu bir edayla burnundan soluyarak, "Büyük konuşuyorsun Tatsuya. Bana boşuna taş sektirme kralı demiyorlardı, beni hafife almasan iyi edersin," dedi.
"Taş sektirme kralı mı? Bu unvanı kesin ortaokulda almışsındır," diye takıldım.
"Natsuki, söylenmeyi bırak da bir taş seç. Yassı olmazsa sekmez," dedi Tatsuya.
"Karanlıkta el yordamıyla sektirecek uygun taş mı arayayım yani?" Yapmayın gözünü seveyim, bu kadarı da fazla saçmaydı. En başta, taş sektirmek lise öğrencilerinin yapacağı bir iş değildi. Ama... Neyse, bazen böyle günler de fena olmuyordu. İkisinin nehre taş atıp birbirleriyle atışmalarını izlerken zihnimden bu düşünceler geçiyordu.
Not: Taş sektirme yarışı Reita'nın yedi, Tatsuya'nın altı ve benim dört sektirmemle son buldu. Kahretsin!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.