Aralığın yirmi üçü.
Kış tatilinin ilk günü grup provamız vardı. Mei de ben de yerimizde duramadığımız için Serika sürekli hafifçe kaşlarını çatıp duruyordu. Çok üzgümüm!
"Mei, Noel’de ne yapıyorsun?" diye sordum.
"Her türlü seçeneği düşündüm aslında ama Noel zamanı etraf çok kalabalık olmuyor mu?" diye karşılık verdi. "Benim kız da ben de kalabalıkta yürümekten hiç hoşlanmıyoruz. O yüzden günümüzü benim evde, sakince ve keyifle geçirmeye karar verdik."
"Ah, kulağa çok hoş geliyor."
"Değil mi?! Pizza ve pastamızı şimdiden sipariş ettim bile!"
Bayram havasında, kendine has bir ev randevusu. Böylece başkalarının bakışlarını dert etmeden dilediklerince sarılıp koklaşabilirlerdi. Ne güzel.
Yamano hınzır bir tebessümle araya girdi. "Oooo, Shinohara-senpai... Nereye kadar gitmeyi planlıyorsun bakayım?"
"N-Nereye kadar mı? Aklımda öyle özel bir şey olmadığını bilmeni isterim!"
"Geerrrçekten mi? Hiçbir şey yapmayı planlamıyor musun yani? Emimmm misin bundan? Ya kız arkadaşın cesaretini toplayıp sana ilk adımı atarsa? Karşılık vermezsen senin sünepe biri olduğunu düşünebilir, biliyorsun değil mi?"
"Ş-Şey, ben..." Mei'nin yüzü kıpkırmızı oldu. Böyle bir senaryoyu zihninde canlandırmış olacak ki adeta taşa kesti.
"Şaka yapıyorum ya! Takılıyordum sadece. Herkesin kendi temposu var sonuçta." Tezahüratının dozunu kaçırdığını fark eden Yamano hemen dizginleri çekti. Ardından bakışlarını bana çevirdi. "Senpai, ya sen? Yarın bir yerlere gidiyor musunuz? Yoksa ertesi gün mü?"
"Biz yarın çıkıyoruz. Hikari ertesi günü ailesiyle geçirecek." Yani daha kesin bir dille söylemek gerekirse, aslında bir Noel Arifesi randevusu yaşayacağız.
"Planınız ne?" diye sordu.
"Bir sürü fikir ürettik ama sonunda kış ışıklandırmalarını görmeye karar verdik."
Kış sezonunda Gunma Çiçek Parkı harika bir ışık gösterisi hazırlıyordu. Kendi çapında etkinlik yapan başka yerler de vardı tabii ama eyaletteki en büyük gösteri Çiçek Parkı'ndaydı. Her şeyden önemlisi, yaşadığımız yere çok da uzak sayılmazdı. Bir dağın eteğinde kaldığı için ulaşımı biraz zahmetliydi ama kesinlikle gittiğimize değecekti. Çocukken annemle babam beni oraya götürmüştü. Artık uzak bir anıdan ibaret olsa da o ışıkların ne kadar nefes kesici olduğunu dün gibi hatırlıyordum.
"Hoo? Kulağa müthiş geliyor! Minsta'lık fotoğraf çıkar oradan!"
"Hikari'nin de böyle şeylerden hoşlanacağını düşündüm," dedim.
"Ama orası biraz uzak değil mi? Ayrıca buz gibi oluyordur!"
"Soğuğa yapacak bir şey yok. Nereye gitsek hava zaten ayaz olacak. Dayanılmaz raddeye gelirse bir yerlere sığınırız."
"İşte tam da bu yüzden ev randevusunu seçtik ya," diye ekledi Mei.
Savunmacı bir edayla, "Mevsim Noel sonuçta, şöyle uzun bir yolculuk yapmak için en doğru zaman," dedim. Işıklandırma fikrini ortaya attığımda Hikari'nin tepkisi gayet olumluydu. Numara yaptığını hiç sanmıyordum. Akşam yemeği için mekânı çoktan ayırttım, hediyem de hazır. Önceden halledebileceğim tüm ön hazırlıkları tamamladım. Artık geriye sadece yarın bu planı tıkır tıkır işletmek kalıyor.
Serika, "İyi eğlenceler," dedi.
"Anlaşıldı. Peki sen ne yapıyorsun Serika, bir planın var mı?" diye sordum.
"Saya ile pratik yapacağım. Her zamanki gibi."
Yamano zil tabağına sertçe vurdu. "Siz ikiniz aşka meşke kafayı takmışken biz kendimizi geliştireceğiz!"
"Kusura bakmayın. Telafi etmek için ayın yirmibeşinde burada olacağım," dedim.
"Olursan iyi edersin! Tutkulu bir gecenin ardından uyuya kalırsan gözünün yaşına bakmam söyleyeyim!"
Yamano daha fazla zırvalamadan önce çenesini kapatması için kafasına hafifçe bir karate vuruşu indirdim. "İlişkilerin o kadar kolay ilerlediğini mi sanıyorsun?" diye mırıldandım. Biz daha öpüşmedik bile! Ayrıca Hikari'nin eve giriş saati belli, yani tutkulu bir gece geçirme ihtimalimiz sıfır. Kocaman bir sıfır, anladın mı? Maalesef. Yok canım, bu duruma zerre kadar hayal kırıklığına uğramış falan değilim, tamam mı? Hayır, kendimi avutmaya da çalışmıyorum.
"Her neyse, konuyu değiştiriyorum ama her şey tatlıya bağlandı, değil mi?" diye sordu Yamano. Açıkça belirtmemişti ama Miori ve Reita arasında geçenlerden bahsettiğini biliyordum. "Dışarıdan bakan biri için olaylar o kadar karmaşıktı ki neyin ne olduğunu anlayamıyordum ama bir anda her şey eskisi gibi düzeliverdi. Duyduğuma göre Miori-senpai ile Hasegawa-senpai artık arkadaş olmuşlar."
"Şimdi nasıl arkadaş olduklarını ben de bilmiyorum ama her şey halloldu gerçekten," diye yanıtladım. Resmin tamamını anlatmam gerekirse Reita'nın omuzlarında hâlâ çözülmemiş bir yük taşıdığına inanıyordum ama bu başkalarının bilmesine gerek olmayan bir ayrıntıydı.
Serika, Miori ve Hasegawa'yı kastederek, "İkisinin iyi anlaşabileceğini öteden beri düşünüyordum zaten. İkisi de lafını esirgemeyen tipler," dedi.
"Eğri oturup doğru konuşalım Serika. O ikisi hakkında gerçekten ne düşünüyorsun?" diye sordum.
"Birbirlerinin boğazına sarılmaktansa iyi geçinmeleri daha iyi."
E yani, elbette öyle. Sınıftaki o gergin havada oturmaktan en çok Serika bıkmış olmalıydı.
Mei katıksız bir safça, "Demek Hondo-san da makul bir fikir belirtebiliyormuş," dedi.
Lafı yapıştırdım: "Sence de biraz kaba olmuyor musun?!"
Serika tek kelime etmeden yumruklarını Mei'nin şakaklarına bastırdı ve dairesel hareketlerle ezmeye başladı.
"Ah, ah! Pes, pes!" diye bağırdı Mei.
Yamano, "Ne ektiysen onu biçersin. Serika-senpai zannettiğinden çok daha hassastır, biliyor musun?" dedi.
Hiç de bile, diye geçirdim içimden ama çenemi kapalı tutmayı tercih ettim. Bayağı can yakıcı görünüyordu.
Serika ellerini birbirine vurdu. "Tamam, ciddiyetsizlik yok. Pratiğe dönüyoruz."
Şakaklarını tutarak acı içinde kıvranan Mei'yi arkasında bırakıp yürüdü. Tam bir gaddar.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.