Gökyüzünün Altında İki Kişilik Soframız

Hikari ile okulun çatısına çıktık.

"Kimsecikler yokmuş," diye mırıldandı.

"İlkbahar ve sonbaharda bazen gelen giden olur ama yazın ve kışın buralar hep böyle ıssızdır." Sonuçta dondurucu soğukta ya da kavurucu sıcakta dışarıda yemek yemeyi göze alacak pek öğrenci çıkmaz.

Bugün rüzgar esmediği için hava nispeten ılıktı. Sırtımızı demir korkuluklara yaslayıp yan yana oturduk. Benim elimde okul kooperatifinden aldığım hazır ekmek arası vardı, o ise yanında getirdiği bento kutusunu açmıştı.

Hikari ile böyle baş başa vakit geçirmeyeli sanki asır olmuş gibi hissediyordum. Gerçi telefonda saatlerce konuşuyorduk ama yüz yüze olmak başkaydı.

"Bir dahaki sefere sana da bento hazırlarım," dedi.

"Ne? Yok canım, hiç zahmet etme! İki kişilik yemek hazırlamak çok uğraştırır."

"Zaten kendime hazırlıyorum. Bir kişiyle iki kişi arasında pek bir fark yok ki. Yoksa..." Hikari gözlerini kısıp yüzüme baktı. "İstemiyor musun?"

"İstiyorum tabii! Senin yaptığın yemekleri yemeyi her şeyden çok isterim."

"Güzel." Memnuniyetle başını salladı.

Sevgilimin elleriyle hazırladığı ev yapımı bir öğle yemeği... Buna kim hayır diyebilirdi ki? Kendi çapımda hazırladığım Hayatımın En Renkli Anları listesinde kesinlikle zirveye oynardı. Bir yandan yakisoba ekmeğimi ısırırken, bir yandan da gözümü ayırmadan Hikari'nin rengarenk bento kutusunu süzüyordum.

Baka kaldığımı fark edince buruk bir tebessümle, "Ama bunu annem yaptı," dedi.

"Hikari, sen yemek yapabiliyor musun?" diye sordum. Geçen gün Miori ile bizim eve geldiklerinde sanki bu işlerden pek anlamıyor gibi bir izlenim bırakmıştı bende.

"Pratik yapıyorum bir kere!" diye çıkıştı, yanağını hafifçe şişirerek.

Sevgilim her zamanki gibi yine çok tatlıydı.

"Sahi Natsuki-kun, sen neden kendi yemeğini kendin hazırlamıyorsun?"

"Sabahları koşuya çıkıp spor yapıyorum, yemek hazırlamaya pek vaktim kalmıyor."

"Önceliklerini tam da senden beklenecek şekilde belirlemişsin."

Ayrıca her sabah bento hazırlamak zaten ölüm gibi, inanılmaz sinir bozucu bir iş. Yemek yapmaktan nefret etmem ama sabahın köründe bununla uğraşmak hiç bana göre değil. Zaten bento hazırlamak demek, yemek pişirmekten ziyade dondurulmuş gıdaları aceleyle kutuya tıkıştırmak anlamına geliyor genelde. İş çığırından çıkıyor.

Bu arada, annem sabah insanı olmadığı için bana şimdiye kadar hiç bento hazırlamadı. Ama hakkını yemeyeyim, harçlığımı hiç eksik etmez, o yüzden şikayetçi değilim. Herkesin harcı farklı sonuçta. Yine de Hikari’ninki gibi özenle hazırlanmış kutuları görünce insan ister istemez biraz imreniyor.

Hikari’nin yüzünde aniden bir şimşek çaktı. Çubuklarıyla rulo omletten bir dilim kavrayıp bana doğru uzattı. "Bir ısırık almak ister misin? Hadi bakayım, aç ağzını."

"Ne? Yok, gerek yok. Ben öyle canım çekti diye bakmıyordum..."

"Hadi hadi, çekinme de ye."

"Immh."

Hikari yumurtayı ağzıma tıkıverdi. Tatlımsı ve gerçekten enfes bir tadı vardı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.