Hasegawa’nın anlattıklarını dinledikten sonra keyfimin kaçtığını itiraf etmeliydim. Miori’yi köşeye sıkıştıran asıl kişi kendisiydi ama tek düşündüğü kendi paçasını kurtarmak olmuştu. Yine de aklından geçenleri tüm çıplaklığıyla anlatması, elinden geldiğince dürüst olmaya çalıştığını gösteriyordu. Konuşma tarzından, içinde bir yerlerde pişmanlık duyduğunu sezebiliyordum.
“İşin en can alıcı kısımlarını bilmediğim için üzgünüm... Ama elimdeki tüm bilgi bu kadar.” Hasegawa bu uzun hikayeyi anlattıktan sonra susamış olacak ki sıcak çikolatasından bir yudum aldı. Ancak içeceği çoktan soğumuştu, yüzünü ekşitti.
“Kavgalarına polisin bile karışması... Olay bayağı büyümüş olmalı, değil mi?” Uta, şaşkınlıktan ağzı açık bir şekilde bana baktı.
Yüzlerinde morluklar oluştuğuna göre, epey sert bir kavga dönmüş olmalıydı.
Hasegawa, “İkisinin de suçu olduğu için karakoldaki sorgunun ardından serbest bırakıldılar ama okulumuz bu işin peşini bırakacak gibi değildi,” dedi.
“Reita da bu yüzden uzaklaştırma aldı,” diye tamamladım sözünü. Anlattıklarına bakılırsa, Hasegawa’nın ağabeyi ile Reita yumruk yumruğa kavga etmişti. Bahsi geçen şiddet içerikli davranış bu olmalıydı. Tabii sebebini henüz bilmesek de...
“Ama Yoko-chan’ın ağabeyi şu an Rei ile birlikte değil mi?” diye sordu Uta. Başımı sallayarak onayladım. Yaklaşık üç saniyelik bir sessizlikten sonra kafasını yana eğdi. “Neden ki?”
“Hmm... Ağabeyim fevri biri olabiliyor... Belki de aralarında bir yanlış anlaşılma yaşandı.”
Kaşlarını çatmış, öylece oturup fikir yürütüyorlardı.
Onlara göz ucuyla baktıktan sonra, “Yalnız bir şeyi netleştirmek istiyorum, tüm bunlar Miori’nin kaybolduğu gün yaşandı, değil mi?” dedim.
“Evet. Polis tarafından gözaltına alındıklarını o gün akşam saat yedi sularında öğrendim.”
Demek Hasegawa’nın ağabeyi Miori’yi ararken Reita ile karşılaşmıştı. Aynı okula gittikleri için Reita’ya onun yerini sorması son derece doğaldı. Reita da haliyle ağabeyinin neden Miori’yi aradığını sorgulamış olmalıydı.
Olayları kronolojik sıraya koyarsak, Reita muhtemelen dağda benimle konuştuktan sonra Hasegawa’nın ağabeyine denk gelmişti. Ben yaklaşık bir saat sonra gruba Miori’nin güvende olduğu haberini vermiştim, yani Reita onun iyi olduğunu zaten biliyor olmalıydı... Acaba aralarında nasıl bir kargaşa çıktı da kavga ettiler?
“Sonuç olarak, Reita ile tekrar konuşmadan bir arpa boyu yol alamayacağız,” dedim düşüncelerimi toparlayarak. Diğerleri yanında yokken onunla baş başa konuşmak istiyordum.
Hasegawa, “Yalvarırım yapın bunu. Ben eski Reita-kun’u geri istiyorum,” dedi.
Bunu yapabilecek birileri varsa, o da bizdik; kafasındaki düşünce buydu. Buraya gelme sebebi de tam olarak buydu. “Biz de aynı şeyi istiyoruz ama... Nerede olduğunu biliyor musun?”
“Şey, herhalde çetedekilerden birinin evindedir... Diğer ihtimaller ise...”
Ağabeyinin sık sık takıldığı diğer yerleri sıralamaya başladı: İstasyonun yakınındaki alt geçit, oyun salonları, terk edilmiş hastane ve Kakiwari Lisesi’nin yakınındaki marketin arkası. Bu yerlerden birine daha önce ben de gitmiştim.
“Reita ile konuşmak için en uygun yer... Oyun salonu gibi görünüyor o zaman,” diye belirttim. Orası kalabalık ve gürültülü olurdu. Kaotik bir ortam olduğu için saklanacak yer de çoktu. Diğer çocuklar oyuna daldığında, Reita’yı çaktırmadan bir kenara çekebilirdik.
“Ama ihtimaller çok fazla... Ne yapacağız?” diye sordum.
Uta, “Bir yer seçip orada beklesek mi? Ama bu pek gerçekçi gelmiyor kulağa,” dedi.
“Oraya geleceğinin bir garantisi de yok.”
O sırada Hasegawa söze girdi. “En azından ağabeyime nerede olduğunu sorabilirim. Her an birlikte olmayabilirler gerçi.”
Anlıyorum. Kardeş oldukları için nerede olduğunu sorması zor olmayacaktı. “Bunu halledebilir misin?”
Başını sallayarak onayladı, telefonunu çıkarıp ağabeyini aradı. “Alo? Şu an neredesin? Şey, öylesine, merak ettim de... Hı hı...” Görüşme yaklaşık on saniye sürdü, ardından telefonu kapattı. “Şu an bir oyun salonundaymış. Reita-kun ile konuşmak için bu bir fırsat olabilir.”
Uta ile bakıştıktan sonra ayağa kalktık.
“Teşekkürler, Hasegawa. Gidip bir bakacağız.”
“Ben de geliyorum. Ağabeyimin dikkatini dağıtırsam belki Reita-kun’u tek yakalayabilirsiniz,” dedi.
“Bu harika olurdu ama... Emin misin? Kendini bu kadar zorlamak zorunda değilsin.” Ağabeyinin isteklerine karşı gelmiş olacaktı. Alt geçitte karşılaştığımızda ağabeyinin tavırlarını düşünürsek, Reita’yı geri getirme çabamızdan hiç hoşnut değildi. Sanki Reita’nın bizi kendinden uzaklaştırma kararına saygı duyuyor gibi bir hali vardı.
“Sorun değil,” dedi başını sallayarak. “Reita-kun’un şu anki hali... Öylece oturup izlemek istemiyorum artık.”
Hasegawa’nın geçmişte yaptıklarını hazmetmek benim için kolay değildi. Yine de Reita’ya olan sevgisi gerçekti. Duygularına yenik düşüp Miori’yi incitmişti gerçi... Ama ben de Miori’yi incitmiştim, bu yüzden onu yargılamaya hakkım yoktu. Ona söylemek istediğim tek bir şey vardı.
“Miori’den özür dilesen iyi edersin.”
Hasegawa içtenlikle başını salladı. “Evet, dileyeceğim. Pazartesi günü okula gidip ondan özür dileyeceğim.”
Ondan sonrası artık Miori’nin onu affedip affetmeyeceğine kalmıştı. Benimse şimdi Reita’yı geri almaya odaklanmam gerekiyordu. “Uta, hadi gidelim.”
“Evet. Gidip Rei’yi geri alalım!” Gülümsedi ama neşesi oldukça eğreti duruyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.