Dışarısı zaten zifiri karanlık olsa da oyun salonunun içi ışıl ışıldı. Gece yarısı kapanıyorlardı, bu yüzden önümüzde daha bolca vakit vardı. Girişin yakınlarında da bir grup insan toplanmıştı.
Buranın tekinsiz, kanunsuz bir havası vardı. Kakiwari Lisesi çetesinin yanı sıra etrafta serseri kılıklı bir sürü tip dolanıyordu. Bu yüzden sıradan insanlar buraya pek uğramaz, genelde alışveriş merkezinin içindeki oyun salonunu tercih ederlerdi.
Girişe biraz mesafe kala durup arkama baktım. Peşimden gelen ikiliyle göz göze geldik. Yüzleri kaskatı kesilmişti. Birbirimize başımızla selam verdik. Bir erkek olarak ben bile kendimi biraz ürkmüş hissederken, kızların durumu kim bilir ne kadar daha kötüydü.
Hasegawa, "Tamam, önce ben giriyorum. Ağabeyimi ve çetesini bulduğumda onlarla lafa dalıp dikkatlerini dağıtacağım," dedi.
"Biz de duruma bakıp Reita’yı oradan uzaklaştırmaya çalışacağız." Basit bir plandı ama elimizdeki tek şey buydu. Sonuçta içeri girmeden neler döndüğünü asla öğrenemezdik.
Hasegawa oyun salonuna girdikten sonra bir dakika kadar bekleyip biz de içeri süzüldük. Arka plandaki müzik ve oyun sesleri kulakları sağır edecek cinstendi. Muhtemelen hafta sonu olduğundan içerisi beklediğimden daha kalabalıktı.
Uta ile ben, Reita'yı ararken insanların görüş alanına girmemek için sütunların ve makinelerin arkasına saklanmaya özen gösterdik. Birinci katta onu göremeyince ikinci kata çıktık. Orada, dövüş oyunu makinelerinin yakınlarında tanıdık birkaç yüz çarptı gözümüze. Kendi aralarında turnuva yapıyor gibiydiler.
"Natsu, işte orada."
"Gördüm."
Reita ile Hasegawa'nın ağabeyi, diğer çocuklardan biraz uzakta kendi aralarında konuşuyorlardı. Bu bizim için biçilmiş kaftandı.
"Ağabey." Hasegawa da durumun farkındaydı, hemen ağabeyinin yanına gitti.
"Yoko? Senin ne işin var burada?"
"Burada olduğunu duydum da ondan."
"Sana geceleri tek başına dışarı çıkma demedim mi ben? Niye buralara kadar geldin?"
Hasegawa'nın ağabeyi, kız kardeşini aniden karşısında görünce epey şaşırmışa benziyordu.
"Sana ihtiyacım var. Burası çok gürültülü, benimle gel." Hasegawa, neye uğradığını şaşıran ağabeyini kolundan tuttuğu gibi peşinden sürükledi. O sırada gözlerimizi diktiğimiz Hasegawa ile sadece bir salise göz göze geldik. Bakışlarıyla, gerisi sizde, diyordu sanki.
Böylece Reita bir anlığına yalnız kaldı ve cebinden telefonunu çıkardı. O ekrana bakarken, Uta ile ben ona doğru yaklaştık. Adım seslerimizi duyunca başını kaldırıp bizi fark etti.
"Konuşmamız gerek. Bizimle geliyorsun," dedim.
Yapacağı hamleye göre onu zorla dışarı sürüklemeye bile hazırdım ama Reita sadece içini çekti. "Anlaşıldı. Demek mevzu bu. Ne zaman vazgeçeceğinizi hiç bilmiyorsunuz."
"Bunu fark etmek için biraz geç kaldın sanki."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.