"Bunu bana söylemene gerek yok. Zaten niyetim oydu." Mei ve Funayama-san’ın iç ısıtan hallerini izlerken içimdeki kararlılığı perçinledim.
Biz böyle havadan sudan konuşurken Café Mares’in üzerine gece çöktü.
Ertesi gün cumartesiydi. Erken uyandığım için vakit öldürmek adına koşuya çıkıp biraz spor yaptım. Ne zaman bütün gün yayılıp yatmak istesem neden her seferinde erkenden uyanırım ki zaten?
"Abiciğim, kahvaltıda ne var?"
"İki dilim ekmek kızart işte."
Namika’nın dırdırını başımdan savdıktan sonra duşa girdim. Salona döndüğümde annem de oradaydı. Sonunda dayanamayıp Namika’ya kahvaltı hazırlamıştı.
Annem içeri girdiğimi görünce, "Natsuki, sen de yer misin? Öyle ahım şahım bir şey yok ama," dedi.
Başımı salladım.
"Abiciğim bana kahvaltı hazırlamadı, ben de anneciğime rica ettim."
"Kendin hazırlamak hiç aklına gelmiyor mu?"
"Ben yemek yapamam ki!" diye gururla ilan etti Namika. Önündeki ekmeği, sosisleri, göz yumurtayı ve salatayı mideye indiriyordu. Yemek yapmak bir yana, salata hariç her şeyi sadece ısıtması gerekiyordu oysa. "Eee abiciğim, bugün ne planın var?"
"Grup üyeleriyle buluşacağım, yakında çıkmam lazım." Pratik yapmanın yanı sıra bugün Yamano’nun deneme günüydü. Saat onda buluşacaktık.
"Ha? Siz dağılmamış mıydınız?"
"Geçici bir ara vermiştik, yeniden başlama kararı aldık."
"Bateristiniz sınavlar yüzünden gruptan çıkmamış mıydı?"
"Evet, biz de yeni birini bulduk. Gerçi henüz kesinleşmedi."
"Hımm... Sevindim senin adına. Çok da umurumda ya sanki," dedi Namika, gözünü telefonundan ayırmadan umursamaz bir tavırla.
Pek öyle demiyor ama bunu yüzüne vurursam herhalde çıldırır... Konserde seyircilerin arasında ışıklı çubukları sallayan sen değilmişsin gibi mi davranacağız şimdi?
"Yeni bateristimiz benden bir yaş küçük. Senin okuldan senpai."
"Bizim ortaokuldan mı? Doğru ya, bizim okulda da hafif müzik kulübü vardı."
"Yamano Saya adını duydun mu hiç?"
"Aaa, evet... Duymuştum galiba." Ses tonu bir şeyler gizliyor gibiydi.
"Sadece duydun mu? Hiç konuşmadın mı yani?"
"Yoo. Konuşmak için bir nedenim yoktu ki. Hem o üst sınıftaydı hem de farklı kulüplerdeydik." Namika kahvaltısını bitirip ellerini birleştirdi ve "Eline sağlık," dedi. Sonra gözlerini pencereye dikip fısıldadı: "Demek öyle. Demek sizin gruba katılıyor."
Bir şeye canı sıkılmış gibi görünüyordu. "Kafana takılan bir şey mi var?" diye sordum.
"Yoo, yok bir şey. Hadi bakalım, kendini çok hırpalama," deyip odasında gözden kayboldu.
Hey, arkandaki bulaşıkları toplasana!
"Ben temizlerim anne." İçimi çekip anneme ev işlerinde yardım etmeyi teklif ettim.
"Harika olur, çok teşekkürler. Sana bırakıyorum o zaman."
İlk hayatımda her şey için anneme yük olmuştum, bu yüzden bu kez elimden geldiğince ev işlerine yardım etmeye çalışıyordum. Ama bunun karşılığında Namika sanki her geçen gün daha da tembelleşiyor gibiydi... Garip; geçen sefer benden yüz kat daha derli topluydu, şimdiyse tam bir asalak gibi yaşıyor... Dur bir dakika, bu benim suçum mu? Namika’yı ben mi bu hale getiriyorum?
Bulaşıkları yıkarken kafamı kurcalayan bu cevapsız soruyla boğuştum ve işimi tam vaktinde bitirdim. Üstüme başıma çekidüzen verip evden çıktım. Dışarısı on beş derece civarıydı, hafif soğuktu ama palto giymeyi gerektirecek kadar da değildi.
Trene binip Serika’nın kiraladığı müzik stüdyosuna doğru yola koyuldum. Takasaki İstasyonu’ndan kısa bir yürüyüş mesafesindeydi. Anlaşılan burayı sık sık kullanıyordu.
"Ooo, Natsuki! Günaydın!" Mei beni görünce gözlerinin içi parıldadı.
Serika ile ikisi çoktan içeri geçmiş, enstrümanlarını kuruyorlardı. Serika hiç tepki vermedi, gitarına fazla odaklanmıştı.
"Erkencisiniz," dedim.
"Ne zamandır pratik yapmıyoruz! Çok heyecanlıyım!" diye neşeyle bağırdı Mei, bas gitarının tellerine gelişigüzel vurarak.
"Yamano gelmedi mi daha?"
"Daha yeni mesajlaştık, yakında burada olurmuş." Serika telefonunun ekranını bana doğru çevirdi. Ekrandaki yazışmalarda, Yamano’nun "Neredeyse geldim! Çok özür dilerim!" mesajına karşılık Serika’nın, üzerinde "Ne zaman?" yazan öfkeli bir anime karakterinin çıkartmalarını peş peşe attığı görülüyordu.
Hey, yapma şöyle şeyler!
"Senpai! Günaydın! Geciktiğim için çok özür dilerim!"
Kapı aniden çat diye açıldı ve içeri Yamano daldı. Soluk soluğaydı, belli ki Serika’nın attığı çıkartmalar yüzünden paniklemişti.
"Günaydın."
"Selam."
Serika ile ben gayet doğal bir şekilde selam verdik ama Mei’nin dili tutulmuştu.
"G-Günaydın..."
"Tanıştığımıza memnun oldum! Sen Shinohara-senpai olmalısın, değil mi?! Ben Yamano Saya!" Mei’nin elini kavrayıp hararetle aşağı yukarı sallamaya başladı. Kendince el sıkışmaya çalışıyordu herhalde.
"B-Ben de memnun... oldum?"
"Evet, çok memnun oldum! Bas gitar çalışın tek kelimeyle harika! Gerçekten içime işliyor!"
Yamano kocaman bir gülümsemeyle iyice sokulunca Mei geriye doğru çekildi. Hangisinin üst sınıf olduğunu kestirmek güçtü.
"Tamam, tamam. Vaktimiz az, o yüzden başlayalım artık. Hazırlanın." Serika ellerini çırparak duruma el koydu.
Ben de gitarımı ve mikrofonumu hazırlasam iyi olacaktı.
"T-Tam bir dışadönük... İçimi ısıtan o aydınlık aurayı hissedebiliyorum... Ama mutluyum da..." diye mırıldandı Mei. Yamano’nun övgüsüyle yüzüne dışarıdan bakıldığında oldukça ürkütücü görünen bir gülümseme yayılmıştı ama bunu yüzüne vurmamayı tercih ettim.
"Hımm, bu ayar iyi gibi..." Yamano stüdyonun sağladığı bateri kitini ayarlamayı bitirip bagetlerini ustaca parmaklarının arasında döndürdü. Sonra birden zile sertçe vurdu. Odanın içinde yankılanan tiz ses, bateri solosunun başladığının habercisiydi.
Çaldığı şarkıyı bilmiyordum ama sadece dinleyerek bile harika bir duyu ve ritim yeteneğine sahip olduğunu anlayabiliyordum. Gerçekten çok iyiydi. Üstelik çalarken acayip keyif alıyor gibi görünüyordu... Serika onu önerdiği için şüphem yoktu zaten ama harbiden çok iyiydi!
Yamano solosunu bitirince Serika araya girdi: "Herkes hazırsa 'Black Witch' ile başlayalım. Saya, çalabilirsin değil mi?"
"Elbette! Mishle’ın tüm şarkılarını ezbere bilirim!" dedi Yamano gururla.
"Uzun zaman oldu, parmaklarım düzgün hareket etmeyecek diye korkuyorum," diye güvensizce mırıldandı Mei, bas gitarını hazırda tutarak.
"Tamam, üçten geriye sayarak giriş yapıyorum. Uygun mudur senpai?" diye sordu.
Başımızı salladık. Anlaşılan şarkıyı baştan sona çalacaktık. Şarkı başladı ve stüdyonun içi sert rock ritimleriyle doldu. Uzun zaman olmuştu. Sesimin ve gitarımın tınısının şarkıyla bütünleştiğini hissettim.
Yamano’nun bateri tarzı oldukça hırçındı. Melodiyi adeta baştan yaratan, duygu dolu ve agresif ritimler vuruyordu. Her halükarda Iwano-senpai’nin o milimetrik, mekanik çalma tarzıyla arasında dağlar kadar fark vardı. Baterisi arkamızdan esen sert bir rüzgar gibi bizi sürüklüyor ama asla düzenimizi bozmuyordu.
Iwano-senpai ile çalmaktan o kadar farklıydı ki, sanki bildiğim bir şarkıyı çalmıyormuşum gibi hissettim. Parça tamamen yeni bir "Black Witch"e dönüşüyordu. Sıra dışı kelimesi bunu tarif etmek için biçilmiş kaftandı. Yine de şu an için Yamano ile tam bir ritim uyumu yakalayabilmiş değildim. Şarkının kalitesinin Iwano-senpai’nin olduğu dönemden daha yüksek olduğunu söyleyemezdim ama o potansiyeli kesinlikle görebiliyordum. Çok daha iyi bir performans ortaya koyabileceğimize inancım tamdı.
"N-Nasıl oldu? Bir sürü hata yaptığımı biliyorum..." diye sordu Yamano şarkı bittikten sonra, nadir görülen bir endişeyle. Şarkı sırasında sanki hayatının en mutlu anını yaşıyormuş gibi ritim tutarken, şimdi böyle görünmesi eğlenceli bir tezat oluşturuyordu.
"Hey! N-Neden gülüyorsunuz ki?! Ben ciddiyim! Bu deneme için deli gibi çalıştım! Yoksa o kadar mı kötüydüm?!" diye panikle bağırdı.
Serika bize baktı. "Mei, Natsuki, siz ne düşünüyorsunuz? Ben onun tarzını beğendim."
Mei’ye baktım, o da bana baktı. İkimiz de sustuk. Yamano sanki kaderine boyun eğmiş, vereceğimiz kararı bekliyordu.
"Şey, aslında söylenecek pek bir şey yok," dedi Mei.
"Aynen, tam olarak öyle," diye onayladım. Birbirimize kafa salladık.
Yamano’nun yüzündeki o büyük yıkım ifadesi resmen okunabiliyordu. Kafasını öne eğdi. "O-Olamaz..."
"Ne diye öyle şaşkın şaşkın bakıyorsun? Geçtin tabii ki," dedim.
"Bize böyle bir performans sunduktan sonra eleneceğini düşünmen bile garip," dedi Mei.
Yamano’nun gözleri fal taşı gibi açıldı. "Nasıl yani?!" diye bağırdı.
"Kızcağızı o kadar korkutmayın siz de." Serika’nın dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı ve omuz silkti.
Yani, bize öyle ciddi ciddi bakıyordu ki kendimi tutamadım ne yapayım...
"Ö-Ödümü kopardınız!" Rahatlayan Yamano, oturduğu taburede dikleşti.
Zaten Yamano’nun geçip geçmemesi konusunda üstten bakacak durumda olan en son kişi bendim. Bir elenen olacaksa o muhtemelen ben olurdum. Bu da gayet mantıklı bir tespitti aslında. Gitar çalma konusunda kendimi geliştirmem gerekiyordu...
"O zaman Saya’nın da aramıza katılmasıyla, dört kişilik bir grup olarak yeniden başlıyoruz," dedi Serika.
"Grup adı olarak Mishle ile devam mı edeceğiz, yoksa değiştirelim mi?" diye sordum.
"Hımm. Iwano-senpai olmadan artık farklı bir grubuz, o yüzden yeni bir isim düşünelim," diye yanıtladı.
Artık öyle derme çatma, toplama bir grup değildik. Böylesi en iyisiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.