Yarım Kalan Hikayenin Sonu

"Üzgünüm, ama şu an araya mesafe koymak gündemimizde bile değil," dedi Miori.

Shuto şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Hadi ya, ciddi misin?"

"Natsuki arkadaşım olmayı bırakmayacağını söyledi. Bana da hislerimle kendi başıma baş etmemi tembihledi."

Shuto ile Takuro bana "Dostum, ciddi olamazsın!" der gibi bir bakış attılar.

Saçma sapan konuştuğumun farkındaydım ama başka ne yapabilirdim ki? Miori ile arkadaş kalmak, tamamen kendi çıkarıma odaklı o Gökkuşağı Renkli Gençlik Planımı gerçekleştirmeme doğrudan bağlıydı.

Shuto iç çekti. "Bala bak, amma acımasız bir adama vurulmuşsun."

"Ha ha ha! Ama tam da Natsuki'den bekleyeceğim türden bir bencillik bu!" diye gürledi Takuro.

Yakiniku restorandan çıktıktan sonra rastgele bir kafe bulup sohbetimize orada devam ettik. Kaybettiğimiz zamanı geri kazanmak istercesine birlikte kahkahalar attık.

Görüntüsünün aksine Takuro, Osaka'nın en iyi lisesi olmak için yarışan oldukça seçkin bir okulda okuyordu. Göbeği sırf ders çalışma stresinden bu kadar şişmişti. Hedefi Tokyo Üniversitesine girmekti. "Sınavları geçersem görüşmemiz çok daha kolay olur," diyerek güldü.

Her birimizin yürüdüğü ayrı yollar vardı. Bu gün sona erdiğinde, kendi geleceğimize doğru yol alacaktık. Yine de arada sırada bu yoldan sapıp, tıpkı bugün yaptığımız gibi eski dostluklarımızı tazeleyebilsek ne güzel olurdu.

Ayrılık vakti sandığımızdan da hızlı çıkageldi, bizi eve götürecek hızlı trenin saati her saniye biraz daha yaklaşıyordu. İstasyonda üçümüz Takuro'nun karşısına dikildik. Hiçbirimiz ayrılmak istemediği için ortalığı derin bir sessizlik kapladı.

Takuro bu kasvetli havayı dağıtmak istercesine inci gibi dişlerini göstererek gülümsedi. "Bir dahakine ben sizin yanınıza geleceğim. Yine buluşup dördümüz takılalım."

"Aynen," dedi Shuto. "Bugün her şey çok aniden gelişti, doya doya vakit geçiremedik. Bir dahakine adamakıllı bir plan yapalım."

"Birlikte tatile falan gidebiliriz," diye bir fikir attım ortaya.

Bizim geleceğe dair planlarımızı izlemek Miori'nin yüzüne yumuşak bir tebessüm kondurdu. "Söz ama tamam mı? Kesinlikle bir kez daha takılacağız... Yok ya, daha çook takılacağız!"

Böylece eski dostluğumuz yeniden tesis edilmiş oldu. Üçümüz eve dönen hızlı trene bindik. Yol boyunca Shuto'nun bize verdiği aşk tüyolarını dinledik. Anlaşılan Miori'nin aşk konularındaki beceriksizliğini bir türlü görmezden gelememişti. Bana ilişki tavsiyeleri veren kişinin Miori olduğunu öğrendiğinde, bir süre kahkahalarla güldükten sonra yüzü şaşkın bir hal aldı.

"Bana bak kızım," dedi Shuto. "Sen Natsuki'ye tavsiye verirken neyi baz alıyordun ki?"

"İnternette veya mangada okuduğum şeyleri... Bir de arkadaşlarımdan duyduklarımı..." diye mırıldandı Miori.

"Görüyorsun değil mi Shuto?" dedim araya girerek. "Her zaman blöf yapıp caka satmaya bayılır zaten."

"Bunu bildiğin halde yine de gelip benden yardım istedin ama!"

"Sadece benden daha iyi bilirsin sanmıştım!"

Takasaki İstasyonu'na varana kadar yol boyunca böyle atışıp durduk.

"Pekala, bir dahakine görüşürüz millet. Miori, sen de en kısa zamanda kendine yeni bir aşk bulsan iyi edersin," dedi Shuto.

"Sen demesen de yapacaktım zaten!"

Shuto elini havada sallayarak yanımızdan ayrıldı. Araya vedalar girmeden, sadece "sonra görüşürüz" diyerek ayrılabilmemiz beni çok mutlu etmişti.

"Hadi biz de eve dönelim," dedim.

"Olur, gidelim."

Bugün harika geçmişti. Dünya gözüme cıvıl cıvıl görünüyordu. Gökkuşağı renklerinde bir gençlik tam da böyle bir şey olmalıydı... Ama hızlı trenle yapılan yedi saatlik gidiş dönüş yolculuğunun ardından pestilim çıkmıştı. Bir an önce eve gidip yatmak istiyordum. Zaten soğuk algınlığını daha yeni atlatmışım.

Saat çoktan sekizi geçmişti. Ulusal bir bayramın akşamı olmasına rağmen tren oldukça boştu. Miori dalgın gözlerle pencereden dışarıyı izliyordu. Ben de konuşmadım. Trenimiz memleketimize varana kadar hafifçe sallanarak ilerledi. İstasyondan evlerimize kadar olan mesafe yürüyerek sadece ten dakikaydı.

Önümden yürüyen Miori bir an durdu ve bana doğru döndü. "Ben markete uğrayacağım. Burada ayrılalım." Aramıza çizgi çekmenin kendi yöntemeydi bu, ben bile bu kadarlık inceliği anlayabiliyordum.

"Tamam... Yarın okulda görüşürüz." Yanından geçip yoluma devam ettim.

"Natsuki!"

Adımı duyunca omzumun üzerinden geriye baktım. Miori gülümsüyordu; çocukken ellerimi tuttuğunda yüzünde beliren, güneş gibi parıldayan o tebessümün aynısıydı bu.

"Yeni bir aşk bulacağım. Bu Reita-kun da olabilir, başkası da... Ama mutlu olmak için elimden gelen her şeyi yapacağım, bu yüzden... Bir dahakine hiç pişmanlığım olmayacak."

Bunu duymak içimi rahatlatmıştı. Artık onun için endişelenmeme gerek kalmayacağını biliyordum. "Halledersin sen Miori. Dışarıda benden çok daha iyi bir sürü çocuk var."

"Öyle zaten." Başını salladı, ardından omuzlarını silkti. "Biliyor musun, sanki uykudan uyanmış gibiyim. Gerçekten düşününce, ben sana neden aşık oldum ki? İyi bir arkadaşsın ama bir erkek olarak hiç güven vermiyorsun."

"Hey, bir anda bu kadar gerçekçi olmana gerek yoktu. Kalbim camdandır benim!" diye lafı yapıştırdım.

"Şaşkııın!" Dilini çıkardı, ardından yüzündeki ifade sakinleşti. "Seni artık sevmiyorum," diye kestirip attı. Ses tonu o kadar kendinden emindi ki, bir anlığına ona gerçekten inandım.

"Görünüşe göre endişelenmemi gerektirecek bir şey kalmamış. Arkadaş kalabiliriz." Bu yalan artık yalan olmaktan çıkana kadar arkasında duracaktık. Eğer Miori bu yalanı sürdürmeye hazırsa, ben de gerçek ortaya çıkana kadar kandırılmaya razıydım.

"Evet. Sonsuza kadar arkadaş kalacağız." Elini kocaman salladı. "Görüşürüz."

Ben de elimi hafifçe sallayarak karşılık verdim ve bu kez arkamı dönüp tamamen uzaklaştım. Ayak sesleri gelmiyordu. Yine de eve varana kadar bir kez bile arkama bakmadan yürüdüm.

Hava bugün her zamankinden biraz daha sıcaktı. Tatlı bir rüzgar omzumun üzerinden esip geçti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.