Dünkü sıcaklık bir illüzyondan ibaretmiş gibi, ertesi gün hava dondurucu bir soğuğa kesti. Hava durumu kışın resmen geldiğini duyurdu. Bugünden itibaren sıcaklıklar tek haneli rakamlara düşecekti. Paltoma bürünüp atkımı sarındım ve okula vardım. Sınıfıma doğru ilerledim ancak garip bir şekilde herkesin koridorda toplandığını gördüm.
Tatsuya beni görünce "Hey, Natsuki," diye seslendi.
Miori, grubun ortasında başı öne eğik bir halde huzursuzca dikiliyordu.
"Siz ne yapıyorsunuz burada?" diye sordum.
Keyfi her zamankinin aksine gayet yerinde olan Nanase yanıtladı: "Motomiya-san bize olan biteni en ince ayrıntısına kadar anlattı. Değil mi?"
"Şey, hepinizi çok endişelendirdim, bu yüzden en azından ne olduğunu açıklayayım dedim... Yani, evet..."
"Bir garip davranıyorsun. Bu nasıl bir hava böyle?" Miori aşırı derecede ezilip büzülüyordu.
Serika pat diye, "Kusura bakmasın ama eteğindeki tüm taşları döktü," dedi.
Hey, daha kibar söyleyebilirdin! Lafına 'kusura bakma' diye başlaman paçayı kurtaracağın anlamına gelmiyor! Baksana, Miori neredeyse düşüp bayılacak! Ruh hali zaten pamuk ipliğine bağlı!
"Miorin, bugünden itibaren antrenmanlara tekrar katılacaksın, değil mi?" Uta'nın dudakları yukarı kıvrılmıştı ama gözleri hiç de gülmüyordu.
"E-Evet," diye çekingen bir yanıt verdi Miori. "Planım o... Çok özür dilerim..."
Vay be, gerçekten tuhaf bir manzara.
Uta gülümseyerek, "Bence basketbol takımıyla da düzgünce konuşup durumu anlatmalısın. Ne dersin? Wakamura-senpai ve diğerleri seve seve dinler!" dedi.
Gözümün önüne getirebiliyorum da... O üst sınıflar Miori'yle pestili çıkana kadar neşeyle dalga geçerler. Telefondayken de hissetmiştim ama Uta gerçekten köpürmüş durumda.
Hikari, onu yatıştırmaya çalışarak çarpık bir gülümseme ile "Uta-chan, artık geçmişe bir sünger çekme zamanı," dedi.
Uta dudak bükerek yakındı: "Ama Miorin benden hiç yardım istemedi. Ben her şeyimi ona danışırdım, en yakın arkadaşız sanıyordum ama o gidip kendini çıkmaza soktu!" Sonra içini çekip Miori'ye sıkıca sarıldı ve başını onun göğsüne gömdü. "Yine de çok korktum! Gerçekten!"
Miori'nin yüzüne yumuşak bir tebessüm yayıldı, Uta'nın saçlarını okşadı. "Özür dilerim Uta. Bir daha yapmayacağım."
"Benim için de geçerli!" Hikari de arkadan gelip kollarını Miori'ye doladı.
Miori sandviçi. Kıskandım doğrusu. Hay aksi, gerçek hislerim ağzımdan kaçıverdi! Bakarken bile insan boğulacak gibi oluyor, hı-hım. Bu iç ısıtan manzarayı bir adım uzaktan izledim. Diğer öğrencilerin de bizi süzdüğünün farkındaydım. Sabahın köründe ortalığı bu kadar velveleye verirsek tabii ki dikkat çekeriz.
"Bak, Motomiya-san orada."
"İyi olmasına sevindim."
İki kızın böyle konuştuğunu duydum.
Miori'nin kaybolduğu haberi bir şekilde yayılmıştı. Onu bulduktan sonra olayı kendi aramızda tutmak istemiştik ama polis hem sınıf öğretmenimizle hem de kız basketbol koçuyla iletişime geçtiği için dedikoduların önünü tamamen kesememiştik.
Neyse, konu artık kapandığına göre dedikodular da yakında kendiliğinden bıçak gibi kesilir. Ancak az sonra duyduklarım iyimserliğimi yerle bir etti, kulaklarıma inanamadım.
"Motomiya-san için çok üzülüyorum ya."
"Evet. Shiratori-kun onu tehdit ettiği için onunla çıkmış, değil mi?"
Söylediklerini kafamda bir yere oturtamıyordum.
"Meğer başkasına aşıkmış ama çocuk onu kendisiyle çıkmaya zorlamış."
"Belliydi zaten, hiç de mutlu görünmüyordu."
Miori'ye dik dik bakarken fısıldaşıyorlardı. Bir yandan ona acıyor, diğer yandan Shiratori Reita'yı topa tutuyor gibiydiler.
"Dostum, o herifte her zaman bir sakatlık olduğunu sezmiştim zaten."
"Aynen! Hakkında tek bir kötü söylenti bile olmaması çok şüpheliydi, şimdi her şey çorap söküğü gibi çorap söküğü gibi oturdu."
Birinci sınıftan birkaç erkek çocuk kendi aralarında şakalaşıp gülüştü. İşe karışanların sayısı öyle ahım şahım değildi ama benzer söylentileri çalkalayan yeterince öğrenci vardı.
"Harbi doğru mu acaba? Hiç öyle bir tip gibi durmuyordu ama."
"Şuna baksana. Dün gece grupta geziyordu bu. Bayağı sakat iş!"
Yoksa sosyal medyada viral olan bir şey mi vardı? Bu düşünce zihnimden geçer geçmez telefonum titredi. Yamano'dan bir DM gelmişti.
Yamano: "Çabuk şuna bak. Shiratori-senpai hakkında bir gönderi viral oldu."
Gönderdiği bağlantıya tıkladım, Minsta açıldı. Gönderi bir videoydu ve Reita açıkça görünüyordu. Biri kuytu bir köşeden gizlice çekim yapmıştı, dar bir ara sokakta gibiydi. O dar sokakta kafadar tiplerden oluşan bir serseri grubu toplanmıştı ve her ne hikmetse Reita tam ortalarında oturuyordu.
"Reita-san, son hatuna ne oldu?"
"Ayrıldık. Zaten sadece tehdit ettiğim için benimle çıkıyordu, pişman falan değilim."
Video bu konuşmadan birkaç saniye sonra kesiliyordu.
Videoyu paylaşan kişi "Aptalca şeyleri kameraya yakaladım," diye not düşmüştü. Gönderinin altında Reita'yı topa tutan tonla yorum birikmişti bile. Dün gece çıkıp bu kadar kısa sürede bu derece patlaması, bana bu işte birilerinin parmağı olduğunu hissettirdi.
"Aptal herif..." İki gün önce Reita ile yaptığım konuşmayı hatırladım. O an hiç kendi gibi değildi. Okula gelirken onun için endişelenmiştim. Büyük bir kavganın ardından yollarımızı ayırmışız gibi hissettirdiği için onunla nasıl arayı düzelteceğimi kara kara düşünüyordum. Yine de saf bir iyimserlikle işlerin bir şekilde tatlıya bağlanacağını sanmıştım.
Hikari etrafı süzerek, "Bana mı öyle geliyor yoksa ortamda garip bir hava mı var?" dedi.
Tatsuya şaşkınlıkla kaşlarını çattı. "Haklısın. Niye öyle dik dik bakıyorlar? Bir şey yaptığımız da yok."
Serika telefonuna bakarken yüzü buruştu. "Olayı anladım..." Muhtemelen Yamano'dan aynı mesajı o da almıştı.
"Arkadaşlar, ne oluyor?" Miori kafa karışıklığıyla baktı ama ne diyeceğimi bilemedim.
Tam o sırada sabah zili çaldı. Şimdi açıklayacak vakit yoktu. Koridorda sürtüklenen öğrenciler sınıflarına doğru süzülürken biz de akıntıya kapılmak zorunda kaldık. Sırama geçtim. Sınıfımız her zamankinden çok daha fazla fısıltıyla çalkalanıyordu. Reita ortalıkta yoktu; herkesin gözü onun boş sırasındaydı.
Sınıf öğretmenimiz içeri girdi. "Bu sabah yoklama var ama öncesinde bir duyurum olacak." Öğretmenimiz kürsünün önünde durdu ve duygusuz bir tonla kelimeleri tek tek telaffuz etti. "Shiratori-kun, karıştığı bir şiddet olayı yüzünden bir hafta uzaklaştırma cezası aldı."
Öğretmenin açıklaması, gördüğüm gönderinin inandırıcılığını perçinledi. Bu, duyabileceğim en berbat haberdi...
Soğuk, kışı da beraberinde getirerek giderek daha keskin bir hal aldı. Ağzımdan çıkan nefes buğulanıyor, rüzgar iliklerime işliyordu. Ağaçların yaprakları dökülmüş, geriye sadece kuru dallar kalmıştı. Kış, sayısız rengi silip götürmüştü ve ne olduğunu anlamadan dünya gri bir manzaraya bürünmüştü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.