Yarım Kalan Hesaplaşma

Uzaktan gelen insan seslerini duyuyordum.

Sanki denizin en dibinden su yüzeyine doğru çekiliyormuşum gibi bilincim ağır ağır yerine geldi. Gözlerimi açtığımda karşılaştığım ilk şey, odamın o her zamanki tanıdık tavanı oldu. Alnımda tatlı bir serinlik vardı. Görünüşe göre başıma ateş düşürücü bir bant yapıştırmışlardı.

“Hm? Uyandın mı?”

Kulağa çan sesi gibi ferahlatıcı gelen bir ses çalındı kulağıma.

Başımı sese doğru çevirdiğimde bana dik dik bakan Hikari’yi gördüm. Burun buruna denecek kadar yakındık. Pürüzsüz, porselen gibi cildi öylesine güzel görünüyordu ki…

“Günaydın,” diye mırıldandım.

“Günaydın Natsuki-kun. Ama saat çoktan üç oldu.”

“Bu kadar yakınımda durursan sana da grip bulaşacak.”

“Aman iyi be… Biraz mesafe koyarız biz de,” diyerek surat astı ve geriye çekildi.

Ah! Tanrım, inanılmaz tatlı! Sergilediği bu yıkıcı şirinlik bir anda bütün mahmurluğumu söküp aldı. Hatta gribim bile iyileşti diyebilirim (kocaman bir yalan tabii).

Hikari, tedbir amacıyla beyaz bir maske takmıştı. “Teşekkür ederim Natsuki-kun. Sözünü tuttun.”

“Teşekkür edilecek bir şey yapmadım.”

Gerçekten öyle düşünüyordum. Tarafsız bir gözle bakarsak, randevumuzun ortasında kız arkadaşımı tek başına bırakıp başka bir kadını aramaya gitmiştim… Ha? Böyle söyleyince kulağa tam bir çöp gibi gelmiyor muyum?

“Asıl ben özür dilerim. Seni öylece bırakıp gittiğim için üzgünüm Hikari.”

“Hayır, sorun değil. Zaten senin bu haline âşık oldum ben.” Yüzünde yumuşacık bir tebessüm belirdi.

Bu kız melek falan mı? Tüm dünyadaki en tatlı insan olabilir.

Gözlerimizi birbirimizden ayıramadan öylece bakışmaya devam ettik. Ta ki biri yanımızda sahte bir şekilde öksürene kadar.

“Nasıl hissediyorsun?”

Bu soru Hikari’den gelmemişti.

Bakışlarımı sandalyeğe çevirdiğimde Miori’nin oraya kurulmuş, gözlerini üzerimize dikmiş olduğunu gördüm. Hikari’nin yanakları anında al al oldu ve panikle benden iyice uzaklaştı.

Doğru ya, Hikari gelirken Miori’nin de onunla olacağını söylemişti. Ama gerçekten beraber geleceklerine ihtimal vermemiştim.

“Şey, sabahki halime kıyasla daha iyiyim… Üzerimde bir halsizlik var ama en azından ateşim düştü.” Sesimin doğal çıkması için çabalasam da gerginliğimi tamamen gizleyememiştim.

Nereden baksan akılalmaz bir durumdu. Miori ve Hikari neden beni birlikte ziyarete gelmişti ki? Yalan söylemeyeceğim, ortam felaket gergindi. Yani bir yanımda kız arkadaşım, diğer yanımda ise daha dün reddettiğim yakın arkadaşımız duruyordu. Nasıl gergin olmasındı ki? Ne yapmam gerekiyordu şimdi?

“Lapa pişirdim. Biraz yemek ister misin?” diye sordu Miori.

“Ş-Şey… Olur, yerim. Teşekkürler.”

“Hemen getiriyorum.” Miori yerinden kalkıp gürültülü adımlarla odadan çıktı.

Hikari ile göz göze geldik. Neden Miori ile birlikte geldiğini sormak istiyordum ama sormalı mıydım, emin değildim. Son zamanlarda çok fazla şey yaşanmıştı. Ne yapmalıydım? Yine de hiçbir şey sormamak da garip kaçmaz mıydı?

Hikari şüpheci gözlerle, “Neden lapayı senin için benim değil de Miori-chan’ın pişirdiğini merak ediyorsun, değil mi?” diye sordu.

Hedefi biraz ıskalamıştı. Hatta biraz değil, tamamen yanlış anlamıştı. Lütfen öyle dik dik bakma! Ben ne yapayım şimdi? Yanlış anlaşılma bu! Sen lafını edene kadar aklımın ucundan bile geçmiyordu!

“Çünkü ben hâlâ pratik yapıyorum! Evet, tam olarak öyle! İleride mükemmel bir ev kadını olacağım. Ama düşünsene, bahsettiğimiz kişi Miori-chan! O takındığı erkeksi tavırlara rağmen nasıl bu kadar iyi yemek yapabiliyor? Bunda bir gariplik yok mu sizce de?!”

“Anne babası çalıştığı için küçüklüğünden beri babaannesiyle nöbetleşe yemek yaparlar. Ama yani, lapa yapmayı da pek yemek pişirmekten sayamayız sanki…”

“La-la-la! Duymuyorum ki! Dinlemiyorum! Tek bir kelime bile duymuyorum!” Hikari kulaklarını tıkayıp mızmızlanan şımarık bir çocuk gibi başını sallamaya başladı. “Resmin tamamını görebiliyorum artık. Miori-chan erkekleri ağına düşürebilmek için yemek becerilerini geliştirdi!” Kendi fikrini onaylarcasına başıyla tasdik etti. “Evet, kesinlikle öyle!”

“O öyle biri mi ki?” Miori’yi tanımlamak için kullanacağım en son kelime bile olamazdı bu.

“Kesinlikle öyle! Aksini düşünmek haksızlık olur! Hem erkek gibi davranıp hem de ev işlerinde becerikli olmak mı? Kesinlikle aradaki o zıtlıktan vurmaya çalışıyor!” Hikari kendinden son derece emin bir şekilde hükmünü verdi. Ancak Miori’nin hemen arkasında dikildiğini fark edememişti.

Kız sadece mutfaktan lapa alıp gelmişti, öyle uzun sürecek bir iş değildi ki bu.

“Hikari-chan. Saçmalamayı kes de kenara çekil bakayım.” Miori’nin yüzünde neşesiz bir tebessüm vardı. Katlanır masayı açıp üzerine lapayı ve kaşığı yerleştirdi, ardından bu derme çatma masayı yatağıma doğru yaklaştırdı.

“O-Olamaz! Bu mevziiyi sana yar etmem Miori-chan!” Hikari duruma tamamen yanlış bir anlam yükleyerek meydan okurcasına elimden tuttu.

“Hikari… Ben lapa yemek istiyorum ama…”

Miori’nin ne demek istediğini nihayet kavrayan Hikari, utançla hemen geri çekildi. Ha? Benim kız arkadaşım hep böyle saf mıydı ya?

Miori, az önce Hikari’nin durduğu yere masayı yerleştirdi. Yatakta bağdaş kurup oturdum ve lapayı kaşıklamaya başladım. Tuz kıvamı tam yerindeydi, lezzetliydi.

“O masayı nereden buldun?” diye sordu Hikari.

“Hm? Natsuki onu her zaman yatağının altında tutar. Eve misafir geldiğinde çıkarmak için,” diye yanıtladı Miori. Sonra bir anda irkilerek durumu netleştirme gereği duydu. “A-Ama şey… Açıklayabilirim! Masanın yerini biliyor olabilirim ama buraya en son yaz tatilinde gelmiştim. O zamandan beri adımımı bile atmadım. Vallahi bak.”

Hikari, Miori’nin açıklamasını dinlemiş olsa da ona hâlâ yan gözle dik dik bakmaya devam ediyordu.

Gergindim. İnanılmaz derecede gergin bir ortamın ortasındaydım arkadaşlar, bu yüzden lütfen birbirinize girmeyin. Zaten hastaydım, şimdi bir de stresten karnım ağrımaya başlamıştı. Dışarıdan bakan biri için, okulun en güzel iki kızının benimle ilgilenmek için birbiriyle yarışması harika görünebilirdi ama ben neden tükenmiş hissediyordum? Light Novel başrollerinin etraflarında bir harem varken neden pek mutlu görünmediklerini şimdi çok iyi anlıyordum. Eskiden anlam veremezdim.

“Sana güvenemiyorum. Benim arkamdan Natsuki-kun’a sarıldın sonuçta.”

“Ş-Şey… Bu konuda kendimi savunacak tek bir lafım yok. Çok özür dilerim. Gerçekten çok üzgünüm… Hatalı olan benim. Bütün kalbimle söylüyorum bunu. Bana ne kadar kızsan, ne söylesen haklısın Hikari-chan.” Miori’nin yüzü bir anda gölgelendi, başını öne eğdi.

“Ş-Şey, hemen moralini bozma! Şaka yapıyordum ben! Seni o konu için çoktan affettim zaten, geçmişte kaldı gitti!” Hikari panik içinde Miori’yi teselli etmeye çalıştı.

Karnım… Karnım çok kötü ağrıyordu. Bu kadarı benim için fazlaydı. Bu ortamda kalmaya daha fazla dayanamayacaktım. En azından orada yokmuşum gibi davranırlar umuduyla sessizce lapamı yemeye devam ettim.

“Zaten işin doğrusunu istersen, bütün bunların sorumlusu yarı yarıya Natsuki-kun.”

Ne dedin? Bana mı öyle geliyor, yoksa bu konuşma çok tehlikeli bir yere doğru mu kayıyor?

“Natsuki-kun! Yanında ben varken Miori-chan’a mavi boncuk dağıttın!”

Göğsüme sanal bir bıçağın saplandığını hissettim. Öyle bir niyetim yoktu ama dışarıdan bakınca kesinlikle öyle görünmüş olmalıydı.

“H-Hikari-chan? Öyle bir şey olmadı. Sana daha önce de anlattım ya, her şeyi kendi kafama göre yapan bendim. Natsuki’yi çok zor bir durumda bıraktım, o da ne yapacağını bilemedi. Onu suçlama lütfen.”

Görünüşe göre ben uyurken aralarında bayağı bir şey konuşmuşlardı. Geldiğimden beri birbirleriyle aşırı samimiydiler, ne konuştuklarını deli gibi merak ediyordum ama kesinlikle sormamam gereken bir konuydu. Yine de aralarındaki buzları eritmelerine sevinmiştim.

“Miori-chan bugüne kadar yaşanan her şeyi bana detaylarıyla anlattı. Natsuki-kun, her fırsatta kahramanlığa soyunmandan nefret ediyorum! Sen öyle davranınca kızın sana sırılsıklam âşık olmasına şaşmamalı!”

Gerçekten öyle mi yapmıştım? Miori geçmişteki anıları biraz fazla romantikleştiriyor olabilir miydi acaba?

“Şey, Hikari-chan… Çok utanç verici, lütfen keser misin artık…” Miori’nin yüzü alışılmadık derecede kızarmıştı. Hikari’yi omuzlarından tutup sarsmaya başladı.

“Kesmeyeceğim işte!” Hikari bana doğru hoşnutsuz bir tavırla kaşlarını çattı.

Sadece bir his ama Hikari bugün garip bir ruh halindeydi. Yine de huzursuz hissetmesinin benim suçum olduğunu söyleseler tek bir kelime bile edemezdim.

“En başından beri böylesin zaten Natsuki-kun! Normalde kafan hiçbir şeye basmaz ama birimizin bir derdi olduğunu anladığın an hemen olaya müdahil olursun, burnunu sokup yardım etmeye çalışırsın… Seni gidi aşağılık çapkın!”

“Ah…” Kalbimde zaten saplı duran bıçağın yanına bir yenisi daha eklendi. Siz buraya bana bakmaya gelmediniz, değil mi? Beni tamamen bitirmeye geldiniz! “Ö-Özür dilerim…”

Tamamdır, şimdi durumum daha da kötüleşmiş gibi yapıp mışıl mışıl uyuma vakti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.