Yağmur Altındaki İtiraf

Miori ağlıyordu.

Çocukken onu pek çok kez böyle görmüştüm. Şaşırtıcı bir şekilde tam bir sulugözdü. Normalde kendine o kadar güvenli davranırdı ki bunu birine anlatsam muhtemelen bana yalancı derlerdi. Zaten sadece benim yanımda ağlardı.

“Peki ne yapacaksın? Sonsuza kadar burada mı kalacaksın?” diye sordum.

“Bilmiyorum...” Hıçkırıklarının arasından konuşmaya çalışırken başını iki yana salladı. “Ama geri dönmeyi hak etmiyorum.”

“Burada kalırsan şifayı kapacaksın. Gerekirse seni zorla eve götürürüm.”

“Neden beni bu kadar önemsiyorsun ki? Neden pestilin çıkana kadar kendini paralıyorsun? Senin sevdiğin kişi Hikari-chan değil mi? Benim gibi birini kendi halime bıraksana.”

“Sen benim en değerli arkadaşımsın. Bütün bunlar benim hatam olsa bile seni öylece bırakamam.” Miori’ye duymak istediği karşılığı veremiyordum. Yine de o eski, her zamanki haline dönmesini istiyordum.

“Senin hatan değil. Sadece benim hatam. Bu yüzden ortadan kaybolmak istedim zaten.”

Onun yokluğunu düşünmek bile ödümü koparmaya yetiyordu. “Kes şunu. Kimin hatası olduğunun bir önemi yok. Yalvarırım bize geri dön.” Bu sözlerin onu inciteceğini biliyordum ama hissettiklerim tamamen böyleydi. Sonsuza kadar yanımda olsun istiyordum. Onu bir kez daha kaybetmeye tahammülüm yoktu.

“Artık çok geç. O sahneye çıkamadım.”

Sağanak daha da şiddetlendi. Yağmur damgaları toprağı dövüyordu. Miori’nin gözyaşları yüzünden süzülen sulara karışıp yok olup gitti.

“Ama son bir kez yüksek sesle söyleyeceğim ki bu işe bir nokta koyabileyim.” Miori derin bir nefes aldı, soluğunu düzene soktu ve gözlerimin içine baktı. “Seni çok seviyorum. Bu dünyada en çok seni seviyorum.”

Ağlarken tebessüm edişini görmek göğsüme keskin bir sızı sapladı. Biliyordum. Ne kadar odun olursam olayım bunun farkındaydım. Miori’ye karşı hissettiklerim, diğer arkadaşlarıma hissettiklerimden kesinlikle farklıydı. Çok daha değerli, çok daha özel bir sevgiydi bu. Görmezden geldiğim, zihnimin en ücra köşesine kilitlediğim duygular bir bir taşmaya başladı.

Ne zamandan beri?

Miori benim ilk aşkımdı ama lisede Hikari’yi görür görmez ona aşık olmuştum. Sonra aradan yedi yıl geçmişti. O süre zarfında Miori’ye olan hislerim silinip gitmişti. Hayata ikinci kez başlama şansı yakaladığımda, onun benim için sadece çocukluktan kalma yakın bir arkadaştan ibaret olduğunu düşünmüştüm. Bu yüzden içimde kıpırdayan bu duyguların kesinlikle zamanda geriye sıçradıktan sonra doğduğundan şüphem yoktu.

“Natsuki?”

Hafızamı kurcaladım.

“İyi dinle. Senden hoşlanıyorum.”

Başlangıçta Miori, "Gökkuşağı Renkli Gençlik Planı"mdaki ortağımdı.

“Hayır! Asla olmaz!”

Çocukluk arkadaşım olduğu için gerçek beni biliyordu, bu yüzden onun yanında kendim gibi olmak rahat hissettiriyordu.

“Beni eve bıraktığın için teşekkürler.”

Bunca zamandır yanımda durup bana destek olmuştu, ben farkına bile varmadan ona bağımlı hale gelmiştim.

“Bana güvenebileceğini söylememiş miydin? Bir erkek sözünden dönmez, değil mi?”

Miori’nin perişan olduğunu görmek istemiyordum.

“Sakın. Asla, tamam mı? Beni bir daha terk etmeyeceksin, değil mi?”

İlk aşkıma dair anılar zihnime yavaş yavaş geri düşüyordu.

“Reita-kun’a itiraf edeceğim. Son zamanlarda fazla temkinli davranıyordum ama bu hiç benlik değil. Bu savaşı çabucak bitirip kendi mutluluğumu yakalayacağım!”

Miori’nin mutlu olmasını istiyordum.

“Bundan sonra Hikari-chan da sana yardım etmek için yanında olacak.”

Yaptıklarımın dönüp dolaşıp beni vuracağını hiç düşünmemiştim.

“Seni sevdiğimi söylesem... ne yapardın?”

Çünkü ben de seni seviyorum.

Motomiya Miori’yi en az kız arkadaşım Hoshimiya Hikari kadar seviyordum. İşte tam da bu yüzden onun itirafına net bir karşılık vermek zorundaydım.

“Üzgünüm. Kalbimi verdiğim biri var. Hislerine karşılık veremem.” Miori’nin de dediği gibi, kararımı çoktan vermiştim. Hoshimiya Hikari’yi mutlu etmeye kararlıydım. Kesinlikle. Artık bocalamayacaktım. Hikari’nin kalbi benden kayıp gitmediği sürece kararımdan dönmeyecektim. Onu sevdiğimi söylerken bu sorumluluğu göze alarak söylemiştim.

Miori kısa bir duraksamanın ardından, “Karşılık verdiğin için teşekkür ederim,” dedi.

“Sana verebileceğim tek yanıt bu ama yine de benimle eve dönmeni istiyorum.”

Bir an düşündüm. Hayatını sil baştan yaşama şansı bulmuş biriyim ben. Eğer benim eylemlerim Miori’nin hayatındaki mutluluğu mutsuzluğa dönüştürdüyse, onu kurtarmak benim sorumluluğumdu. Ama böyle düşünmenin bir anlamı yoktu. Öyle ahım şahım şeylerin üstesinden gelebilecek biri değildim. Ona ben de seni seviyorum desem bile artık muhtemelen bunu dilemezdi. Günün sonunda yapabileceğim tek şey buydu. Bu andan asla pişman olmamak için hayatımı en iyi şekilde yaşamak zorundaydım.

“Hak edip etmediğin gibi saçma şeyleri düşünmeyi bırak,” dedim bilerek rahat ve takılan bir tavır takınarak. “Endişelenme. Sen beni sevsen bile benim kalbim kaymadığı sürece hiçbir sorun yaşanmaz, değil mi? İstediğin kadar dert et, benim sevdiğim kişi Hikari. O yüzden kendi kendini yiyip bitirme.”

“H-Ha? Biliyorum ama mesele bu değil ki...”

“Tam olarak mesele bu. Eğer Hikari için endişeleniyorsan, bundan sonra karşıma çıkan her şeyi net bir şekilde kestirip atarım. Aramızdaki çizgi konusunda mıy mıy davranıyordum ama artık arkadaşlığımızın sınırını net olarak çiziyorum.”

Başkalarının hislerini kontrol edemezdim. Bu yüzden Miori’nin beni sevip sevmemesi, geri dönmeyi "hak etmesiyle" alakası olmayan bir durumdu.

“Gerçekten mi? Seni sevmeye devam edebilir miyim?” diye sordu, sanki karanlığın içinde bir ışık hüzmesi arar gibiydi.

“Evet.” Hislerine karşılık veremezdim. Ama o beni sevmeye devam edebilirdi ve ben de ne hissettiğini kabul edebilirdim. “Rahat ol. Sana aşık olacak değilim.” Öleceğim güne kadar bu yalana sadık kalmaya karar verdim. Haibara Natsuki, Motomiya Miori’ye aşık değildi. Ve gelecekte de ona aşık olmayacaktı.

“Teşekkür ederim.” Verdiğim bu acımasız karara rağmen Miori’nin yüzü rahatlamayla yumuşadı.

Elimi bir kez daha ona uzattım. “Önce gizli sığınağımıza dönelim. Üşüdüm. Burası buz gibi!”

Arkadaşlarımızın kafası epey karışıktı ama yine de bir şekilde geçinip gidiyorduk. Endişelenecek, hele ki ölümü düşünecek kadar acı çekecek bir durum yoktu. Evet, belki kötü bir şey yapmıştı ama özür dilemişti. Bu iş burada kapanmıştı.

“Hey, Natsuki.” Miori’nin şişmiş gözleri gülümsediğinde kısıldı. “Hislerim tamamen bittiğinde, tekrardan eskisi gibi arkadaş olabilecek miyiz dersin?”

“Sana kötü bir haberim var, seninle arkadaş olmayı bırakmaya hiç niyetim yok. Hislerinle nasıl başa çıkacağını kendin çöz artık.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.