"Çok kötüsün. Sana hâlâ sırılsıklam âşıkken arkadaşın olmamı mı istiyorsun yani?"
"Gökkuşağı renklerindeki gençliğim için sana ihtiyacım var, biliyorsun." Aklıma eseni ona zorla kabul ettirip duruyordum zaten.
Bu bencilce talebimi duyunca gülümsedi. "Sadece katlanmam gerekecek sanırım... Tamam. O zaman beni beklesen iyi edersin. Yalanım yalan olmaktan çıkana kadar bekle." Titreyen bacaklarını gizlemeye çalışarak yanımdan geçip gitti Miori. "Ah, doğru ya. Senden bir şey rica edebilir miyim?"
Sağanak yağmurun altında eve doğru yürüdük.
"Ne oldu? Yine öleceğim diye sızlanacaksan seni eve sürükleyerek götürürüm, haberin olsun."
"Ben... Ben sızlanmıyordum... Hem sen de en az benim kadar bencildin."
Haklıydı. Onu ikna etmek için oldukça saçma şeyler söylemiştim.
"Eski sözümüzü hatırlıyor musun?"
"Ne zaman ağlasan isteklerinden birini yerine getireceğime dair olanı mı?" Bir sözden bahsettiğinde aklıma gelen ilk şey bu olmuştu. Miori'nin gözyaşlarını dindirmek için binbir denemeden sonra uydurduğum bir sözdü. Şimdi geriye dönüp baktığımda oldukça makul dışı geliyordu. Benim üzerime düşen sorumluluk fazla ağırdı.
"Vay canına, gerçekten hatırlıyorsun. Öyle söylediğin için senin önünde ağlayabiliyordum. Başkalarının yanında neredeyse hiç ağlamazdım ben."
Bunu bilmeme gerek yoktu. Keşke bunu bana şimdi söylemeseydi... Yüzüme karmaşık bir ifade yayıldı ama o konuşmaya devam etti.
"Bu yüzden sadece bir günlüğüne isteğimi kabul et."
(Hoshimiya Hikari)
Konuştuğumuz her şeyi bir araya getirip Miori-chan'ın durumunu daha iyi kavradık. Natsuki-kun'a hâlâ âşıkken Reita-kun ile çıkmıştı ve Reita-kun başından beri onun hislerini biliyordu. Reita-kun ona çıkma teklif ettikten sonra ona âşık olmaya çalışmış ama bir anlığına hislerine yenik düşmüştü.
Yaptığı şey yüzünden zaten vicdan azabı çekiyordu ama işleri daha da kötüleştirecek şekilde dedikodular yayılmaya başlamıştı. Üstelik Hasegawa-san ona çok acımasızca davranmıştı ve benim ona sayıp döktüklerim yarasına tuz biber ekmişti. Kaçmak istemesi çok doğaldı.
"Her neyse, acele edip onu aramamız lazım," diye fısıldadı Uta-chan.
Başımı salladım. Miori-chan'ın ruh hali beni endişelendiriyordu. Reita-kun ve Natsuki-kun çoktan onu aramaya çıkmıştı ama henüz bizimle iletişime geçmemişlerdi.
"Olabileceğini düşündüğümüz birkaç yer seçip bölüşelim," dedi Serika-chan kararlı bir sesle.
Bu iş için en güvenilir kişiler Miori-chan'a özellikle yakın olan Yamano-san, Serika-chan ve Uta-chan'dı. Üçü telefonlarındaki harita uygulamalarına bakarak olası konumları önerip kendi aralarında tartıştılar.
Sonda elimizde somut bir ipucu kalmamıştı... Elbette onu bulmak için elimden geleni yapacaktım ama çok uzak bir yere gittiyse hiçbirimizin bir fikri olamazdı. Yine de Natsuki-kun'un onu bulabileceğinden hiç şüphem yoktu.
"Lütfen, Natsuki-kun." Benim için endişelenmene gerek yok. Sadece şimdilik, Miori-chan'ın yanında olmanı istiyorum.
Gizli sığınağımız olan terkedilmiş kulübeye geri döndük. İçeri süzülüp nefesimizi topladık. Dışarıda hâlâ fırtına kopuyordu. Kıyafetlerimiz sırılsıklam olmuş, çamura bulanmıştı. Üzerimdekiler yıkansa bile bir daha giyilmeyecek hale gelmiş olabilirdi. Sırılsıklam kumaşın cildimdeki hissi hiç hoş değildi, daha da önemlisi donuyordum, bu yüzden gömleğimi çıkardım.
"Hey! Haber vermeden soyunma!" Miori şaşkınlıkla geriledi.
"Sadece gömleğim. Üstümde kalırsa daha çok üşürüm."
"Şey, sanırım haklısın... Tamam. O tarafa bakmayacağım." Sırtını bana dönüp dizlerini göğsüne çekerek ahşap bir kutunun üzerine oturdu. Üniforması da en az benimki kadar kirli ve ıslaktı. Hafif hafif titriyordu.
Biliyordum, üşüyordu. Hava on derece civarındaydı, kış yaklaşıyordu. Ancak ateş yakacak hiçbir şeyimiz yoktu. Sağanak yağmur dinene kadar burada dayanmaktan başka çaremiz yoktu.
"Sence yağmur duracak mı?" diye sordu Miori.
Telefondan havaya baktıktan sonra, "Bir süre daha yağmaya devam edecek gibi görünüyor," dedim.
Şebeke zayıftı. Dağların derinliklerindeydik, bu yüzden telefonum tek diş çekiyordu. Neyse ki zar zor da olsa bağlıydım ve diğerleriyle iletişim kurabiliyordum.
"Miori, ailenle iletişime geç. Polis seni arıyor, olay iyice büyüdü."
"Ne? G-Gerçekten mi? Özür dilerim... Doğru ya, elbette ararlar... Mantıklı." Kafası o kadar doluydu ki davranışlarının doğal sonuçlarını düşünememişti herhalde. "Tamam. Annemi arayacağım."
"Diğerlerine güvende olduğumuzu haber vereceğim. Onları endişelendirdiğin için sonra özür dilersin."
Uysalca başını salladı ve annesini aradı. Bizim altılı gruptan oluşan sohbet grubuna, "Miori'yi buldum. O iyi," diye bir mesaj attım. Aynı şeyi Serika'ya da özel mesaj olarak gönderdim. Mesaj anında görüldü ve Hikari beni aradı.
"Efendim," diye açtım.
"Natsuki-kun?! Miori-chan'ı gerçekten buldun mu?!"
"Evet, gerçekten. Tam yanımda. Ailesiyle telefonda konuşuyor."
"Ç-Çok şükür... Neredesiniz şimdi?"
"Anlatması biraz zor ama kasabanın yakınındaki dağlardayız."
"Dağlarda mı? Sizin orada ne işiniz var?"
"Ben de bilmiyorum. Miori'ye sorarsın. Hey, en azından turp gibiyiz. Bardaktan boşanırcasına yağıyor, bu yüzden olduğumuz yerden kıpırdayamıyoruz ama yağmur dindiğinde eve döneceğiz. Diğerlerine söyleyebilirsin—"
"Şu an hepimiz bir aradayız. Merak etme, duydular."
Hattın diğer ucundan birden fazla kişinin "Çok şükür" dediğini duyabiliyordum: Uta ve Serika'nın sesleriydi.
Sanırım herkes aynı yerde toplanmıştı. Miori için çok endişelenmiş olmalılardı.
"Miori-chan nasıl?"
"Kötü durumdaydı ama şimdi sakinleşti. Artık onun için endişelenmenize gerek yok." Bunu söylerken gözlerim Miori'ninkilerle kesişti. Annesiyle konuşmayı bitirmişti.
"Onunla konuşabilir miyim?" diye sordu Miori.
"Tabii. Hikari, seni Miori'ye veriyorum." Telefonumu ona uzattım. Elleri titriyordu ve bu muhtemelen soğuktan değildi. Sırtına hafifçe vurup, "Her şey yolunda gidecek," dedim.
"Ah!" diye bağırdı şaşkınlıkla.
"M-Miori-chan?! Ne oldu?!" diye bağırdı Hikari panikle.
Miori bana sitem dolu bir öfkeyle baktı ama ben sadece omuz silktim.
"Acele et de cevap ver kızcağıza," dedim.
"Söylemene gerek yok herhalde." Derin bir nefes aldı. "Şey, herkes orada, değil mi?"
"Evet, buradayız! Çok rahatladım... Miori-chan, özür dilerim. Dün ben—"
"Bekle, Hikari-chan. Önce ben konuşayım." Telefonda konuşuyorlardı, bu yüzden diğerleri onu göremiyordu ama Miori yine de başını öne eğdi. "Çocuklar, hepinizi endişelendirdiğim için özür dilerim," dedi çekingen bir tonla ve cevap vermelerini bekledi.
Saliselik bir sessizlik oldu.
"Olsan iyi edersin zaten! Aptal Miorin! Seni havalı geçinen psikopat kız!"
"H-Hey, Uta. Biraz ağır olmadı mı?" dedi Tatsuya.
"Bunu içimden atmazsam sakinleşemeyeceğim!"
"Miori, güvende olmana sevindim. Üşütme sakın," dedi Serika.
Nanase güldü. "Hondo-san şu an soğukkanlı davranıyor olabilir ama en çok endişelenen oydu."
"Yuino... Bunu bilmesine gerek yoktu."
"Miori-chan, sonra senden adamakıllı özür dileyeceğim, o yüzden lütfen geri dön," dedi Hikari.
Miori, telefondan gelen karmaşık sesler karşısında neye uğradığını şaşırmıştı. Uta'nın bu kadar saçmalaması komik olduğu için ister istemez gülümsedim. Miori bir süre taş gibi kaskatı kaldı ama sonra ifadesi birden yumuşadı.
Görünüşe göre artık endişelenmem gereken bir şey kalmamıştı. Dışarıyı kontrol ettim. Yağmur dinmişti. Hâlâ bulutluydu, bu yüzden muhtemelen geçici bir durumdu... Eve gitmek için fırsat bu fırsattı. Miori ve diğerlerinin laflamasının bitmesini bekledim, ardından araya girdim. "Fırsat varken gidelim, Miori."
"Evet. Şey, o zaman çocuklar... Okulda görüşürüz."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.