Benim için on yıldan fazla zaman önce yaşanmış bir hikâyeydi bu. Zihnimdeki anıların bulanıklaşması, olan biteni sadece yarım yamalak hatırlamam bu yüzdendi. Yine de zihnime kazınan, ilk günkü gibi canlı kalan anlar vardı. Miori’nin benden uzaklaştığı o an gibi.
Hafızam beni yanıltmıyorsa, ilkokul altı sunduk, yaz mevsimiydi. Takuro birkaç ay önce başka bir okula nakil olmuş, Shuto da kendi arkadaş grubuyla takılmaya başlamıştı. Ne Shuto ne de Miori bana tek bir kelime etmişti ama Shuto’nun ona karşı hisleri olduğunu bildiğim için aralarında ne geçtiğini tahmin edebiliyordam. O zamanlar aşk denen şeyden nefret ederdim.
Takuro’nun gidişi elimde olmayan bir şeydi ama Shuto sırf bir gönül sevdası uğruna bizi terk etmişti. Birlikte geçirdiğimiz o kadar eğlenceli vakte rağmen grubumuz dağılmış, oynamak için kala kala sadece Miori ile ben kalmıştık. Bu hali de fena değildi aslında ama dördümüzün bir arada olduğu o eski günlerin tadını vermiyordu.
İyi ya da kötü, bizim grup hep göz önünde olurdu. Sadece ikimiz kalınca da dönemdeki diğer çocuklar bizle dalga geçmeye başladı. Arkamızdan ıslık çalar, bize sevdalılar der, randevuya çıkıp çıkmadığımızı sorup dururlardı. Şaka yaptıklarını bilsem de bu durum beni fena halde rahatsız ediyordu.
Biz öyle değiliz. Asla randevuya çıkmayacağız. Sonsuza kadar arkadaş kalacağız. Bizim geleceğimiz ancak bu şekilde eğlenceli kalabilir. Ben böyle hissederken Miori günden güne benden uzaklaştı. Bana tek söz söylemeden kızlar grubuna dahil oldu. Bir başıma ortada kalan yine ben olmuştum.
O zamanlar tarif edemeyeceğim kadar büyük bir yıkım yaşamıştım. O günden sonra dostluklardan beklenti duymayı kestim. Kimseyle takılmak gelmiyordu içimden. Miori ile aramızdaki o belirsiz mesafe ilkokuldan mezun olana kadar sürdü, ardından ortaokula başladık.
Hiç arkadaş edinmedim, bütün zamanımı tek başıma geçirdim. Yine de gözüm sık sık Miori’ye kayıyordu. Çok popüler bir kız olmuştu. Eskiden ona çok yakın olduğum için fark edememişim ama aslında oldukça da sevimliydi. Etrafında o kadar insanın olmasından keyif alıyor gibi görünüyordu.
Yalnız kalmayı kendim istemiştim ama henüz Miori’yi kıskanmaktan alıkoyamıyordum kendimi. Muhtemelen ona aşıktım da sadece bunun farkına varamamıştım. Ama aşktan nefret ettiğim için içimdeki bu duyguları ısrarla reddettim.
Kısa süre sonra Miori bana ulaşmaya, benimle konuşmaya çalıştı. Aslında bu hamlesine sevinmiştim ama bir yandan da çok geç kaldığını hissediyordum. Üstelik içim hırsla, kırgınlıkla dolmuştu. Benimle konuştuğunda cevap veriyordum vermesine ama onunla asla ilk konuşan ben olmuyordum. Gururlu, yalnız bir kurt rolü kesiyordun kendimce.
Ve beklendiği gibi, okulun dışlanmışı haline geldim. Miori benimle her etkileşime girdiğinde kendi itibarı da zedeleniyordu.
"Benim gibi biriyle takılmamalısın!"
Onu kendimden uzaklaştırdım. Güya bunu onun iyiliği için yapıyordum, en azından sığındığım bahane buydu. Ama gerçek bu değildi. Onu pushed away ettim çünkü Miori’nin insanların odak noktası oluşunu, etrafı kalabalıkken nasıl da parıldadığını kıskanıyordum. Kendi isteğimle yabancılaşmış olsam bile durum buydu. Aşağılık herifin tekiydim. Bu hale gelmeyi hiç istememiştim.
Sonunda gerçekte neyi arzuladığımı anladım. Gençliğimin tıpkı Miori’ninki gibi ışıl ışıl olmasını istiyordum. Tek başıma mutlu olduğumu iddia etmem, en hafif tabirle zavallı bir maskeden ibaretti. Bu yüzden liseye geçerken yeni bir başlangıç yapmaya karar verdim. Kendimi değiştirecek ve o gökkuşağı renklerindeki gençliği elde edecektim. Fakat günün sonunda her şey felaketle sonuçlandı ve lise yıllarım kasvetli bir griye gömüldü. O zamanlar hayalini kurduğum o renkli gençlik, tamamen Miori’nin hayatı üzerine kuruluydu.
Ben, Motomiya Miori gibi olmaya can atıyordum.
Kendimi değiştirmek, başım dik bir şekilde onun yanında durabilecek biri olmak istiyordum. İçimdeki o canlı gençlik arzusunu tutuşturan ilk kıvılcım, ilk dilek buydu. Ancak gerçekliğim griye çalınca kalbim kırıldı ve pes ettim. Bu arzuyu gömdüm, kalbimin en derin yerlerine hapsettim. Geride sadece pişmanlıklar kaldı ve zaman geçtikçe bu hayallerin doğduğu o asıl duygular da solup yok oldu.
Yine de kaderin garip bir cilvesiyle bana gençliğimi sil baştan yaşama şansı verildi. Ama en başta neyi hedeflediğimi unutmuşken amacıma nasıl ulaşabilirdim ki? Benim o gökkuşağı renklerindeki gençliğim için Motomiya Miori olmazsa olmazdı.
Çünkü ben, zamanında Miori’nin durduğu yeri işaret etmiş ve oraya gökkuşağı renklerindeki gençliğim demiştim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.