(Hoshimiya Hikari)
"Ortaokula geçtiğimde Haibara-senpai yalnızın teki olup çıkmıştı bile. İlkokuldaki o neşeli halinden eser kalmamıştı. Gözlük takmaya başlamış, bayağı da kilo almıştı; hatta neredeyse farklı biri sanacaktım. Neyse, ayrıntılarla canınızı sıkmayayım," diye devam etti Yamano-san. "Benim tarafımda bir sürü şey yaşandı ve sonuç olarak Haibara-senpai ile arada bir konuşur olduk. Ondan dinlediklerim, Miori-senpai’den duyduklarımdan biraz farklıydı. Şimdi size anlatayım."
Herkes hikâyeye çoktan kendini kaptırmıştı. Sadece ben değil, hepimiz geçmişte yaşananları ölesiye merak ediyorduk. Üstelik bu anlatacakları, Miori-chan’ın nerede olabileceğine dair bir ipucu da verebilirdi.
"Haibara-senpai dördünün dağılmasına çok üzülmüştü, ama özellikle Miori-senpai’nin kendisinden uzaklaşması onu büsbütün yıkmıştı. Ortaokula başladığında insanlardan kaçmasının sebebi tam olarak buydu."
Pencerenin ardında hafif bir yağmur çiselemeye başladı. Boş restorandaki sessizlik sayesinde Yamano-san’ın sesi her köşeden rahatça duyuluyordu.
"Miori-senpai, Haibara-senpai’ye elini uzatmış. Eski dostluklarını yeniden canlandırabilmeyi umuyormuş. Ama o zamanlar erkek çocuklarıyla karıştırılan o kısa saçlı erkek fatma çoktan kayıplara karışmıştı tabii. Karşısında bambaşka, çok güzel bir kız vardı artık. Hatta okulun açık ara en popüler kızıydı."
Şimdi anlıyordum. O güzellikle, etrafındakilerin onu rahat bırakması zaten imkânsızdı.
"Sınıfındaki en popüler çocuk Miori-senpai’ye abayı yakmıştı. Miori-senpai’nin Haibara-senpai’ye ekstra ilgi göstermesini deli gibi kıskanıyordu. Bildik bir hikâye işte... Zaten hiç arkadaşı olmayan Haibara-senpai’yi alıp iyice yalnızlaştırdı. Haibara-senpai’nin bunu çok umursadığını sanmıyorum, sonuçta en başından beri yanında kimse yoktu. Fakat Miori-senpai, Herkesin nefret ettiği biriyle ilgilendiği için günden güne arkadaşlarını kaybetmeye başladı. Sınıfta yavaş yavaş dışlanıyordu."
Miori-chan arkadaşlarını kaybetmeyi göze almış, her şeye rağmen Natsuki-kun’a öncelik vermişti. Buna karşılık Natsuki-kun, kendi yüzünden kızın adının lekelenmesini vicdanına yediremiyordu. O sahneleri zihnimde o kadar net canlandırabiliyordum ki kalbime bir sızı oturdu.
"İşte bu yüzden Haibara-senpai onu kendinden uzaklaştırdı. Sırf kendisiyle vakit geçiriyor diye kızı zor durumda bırakmak istemedi. Tabii sorsan bunu asla kabul etmez."
"Anlıyorum. Miori bana ortaokulda pek iyi anlaşamadıklarını söylemişti," diye araya girdi Serika.
"Bütün bunlar yüzünden sinirlerim iyice gerilmişti. Miori-senpai sürekli benden akıl alıyordu, ben de arada bir Haibara-senpai ile laflıyordum; anlayacağınız bu durum tam bir baş belasına dönüştü. O ikisi dert edip duruyor ama oturup tek kelime konuşmuyorlardı." Yamano-san iç çekip omuzlarını silkiti. "Birbirlerini deli gibi sevdikleri kesin, sadece bunun farkına varamadılar bir türlü."
Evet, ben de öyle düşünüyordum. Üstelik bu geçmişte kalmış bir hikâye de değildi. Bunca zamandır, bugün bile hâlâ aynı şeyleri hissediyorlardı. Natsuki-kun’un ona duyduğu sevginin, bana hissettiklerinden katbekat fazla olduğuna adım gibi emindim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.