(Motomiya Miori)
Burası da neresiydi, neden gelmiştim, en ufak bir fikrim yoktu. Hafızam sisler altındaydı. Hangi olaylar zinciri beni buraya kadar sürüklemişti, zihnimde tek bir berrak düşünce bile kıpırdamıyordu. Gerçekten kendi bacaklarımın üzerinde, dengede durarak mı yürüyordum acaba?
Beşinci sınıftayken Takuro, Shuto ve Natsuki ile birlikte bu gizli sığınağı yapmıştık. Yapmıştık dediğime bakmayın, dağın tepelerinde kaderine terk edilmiş harabe bir kulübeyi kendimize göre tadil etmekten ibaretti hepsi. İçini oynamak için getirdiğimiz bir sürü ıvır zıvırla doldurmuş, kapısına da gururla "Gizli Sığınak" yazan bir tabela asmıştık. Girişindeki otları temizleyip kendimize koşturacak küçük bir alan açmıştık ama o emeklerden tek bir iz bile kalmamıştı şimdi. Her yeri yabani otlar sarmıştı. Şiddetli rüzgara ve zamana yenik düşen kulübe tamamen çökmüş, her yanını pas bürümüştü.
Yine de burayı öyle özlemiştim ki... İçerideki kırık su tabancası, çatlamış tahta kılıç ve sönmüş futbol topu... Hepsini buraya biz taşımıştık. Pilimiz bitene, takatimiz kalmayana kadar saatlerce oynardık burada.
Ne zaman kesmiştim ayağımı buradan? Doğru ya... Shuto bana açılıp da onu reddettiğim günden sonra. O neşe dolu günler, bir cam gibi tuzla buz olmuştu o an. Yüzüne hiç söylememiş olsam da içten içe Shuto’ya kırgındım. Dostluğumuza ne kadar değer verdiğini gözler önüne sermişti işte. Benimle sevgili olamıyorsa, arkadaşlığımızın da bir hükmü kalmıyordu onun için.
Yine de şikayet etmeye hakkım yoktu. Şimdi onun ne hissettiğini çok daha iyi anlıyordum.
Biliyorum. Şu an sadece gerçeklerden kaçıyorum. Işıltılı geçmişe tutunmaktan başka bir şey yapmıyorum. Aşktan, sevgiden bihaber olduğum o günlere dönmek istiyorum. Zamanı geriye sarmak, her şeye en baştan başlamak istiyorum.
Öyle olsaydı, o üçüyle hâlâ dost kalabilirdim. Natsuki’ye aşık olmazdım, güzel güzel arkadaşlığımıza devam ederdik. Natsuki’nin başkasına duyduğu sevgiyi tüm kalbimle destekleyen o insan olabilirdim...
Hayır, yalan söylemeyeyim. Hepsi boş laf. Kimi kandırıyorum ki? Hayatımı gerçekten en baştan yaşama şansım olsaydı, Natsuki Hikari-chan’a sevdalanmadan önce onunla sevgili olmak için elimden geleni yapardım. Kendimi bildim bileli seviyorum onu ben. Sadece bu duygunun adının aşk olduğunu anlayamamışım, hepsi bu. Lise açılış töreninden önce aramızdaki buzları eritip yeniden arkadaş olduğumuzda mutluluktan havalara uçmam bu yüzdendi.
Natsuki’ye liseye yeni bir başlangıç yapması için yardım etmek istemiştim. Reita-kun’a olan ilgim de yalan değildi hani ama asıl amacım her zaman Natsuki’ydi. Her fırsatta bana sığınması, bana muhtaç olması beni dünyadaki her şeyden daha mutlu ediyordu. Fakat ne zaman başka bir kızla yakınlaştığını görsem, içim kararıyordu.
Nedenini az çok biliyordum aslında ama bu duyguları kendime bile itiraf edemedim, hep bastırdım. En azından başlangıçta başarabiliyordum bunu. Ne var ki, platonik aşkı için ona rehberlik ederken hislerim kabına sığmaz oldu, gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldım... Anladığımda ise her şey için çok geçti artık.
O sahnede yerim bile yokken, perdenin arkasından ona doğru bir adım attım. Onların mutlu sonunun üzerine perdeler kapandıktan sonra, kimseden habersiz, arkalarından iş çevirdim.
Aşağılık tekiyim ben! Pisliğin, ikiyüzlünün tekiyim.
Geçmişe dönmeyi veya hayatımı telafi etmeyi dilemeye hakkım bile yok benim. Artık burada var olamam. En azından bu aşk kalbimden silinene kadar yaşamayı hak etmiyorum. Peki ya bu hisler hiç küllenmezse? O zaman yok olmaktan başka çarem kalmıyor demektir, değil mi?
"Şimdiye kadar her şey için teşekkür ederim. Gerçekten çok özür dilerim..." Çantamdan çizgili bir defter yaprağı çıkarıp intihar notumu oraya bıraktım.
Sonra çocukluğumun patikalarını zihnimde takip ederek dağa tırmanmaya başladım. Yeterince yükseğe çıkarsam, nefes kesici bir manzarası olan o tepeye varacaktım. En sevdiğimiz yerdi orası. Şey, aslında sadece benim en sevdiğim yerdi. Ne zaman oraya çıksak Natsuki’nin "Aptallar yüksek yerleri sever," dediği dün gibi aklımdaydı.
Çalıları, dalları yararak ilerledim. Bir süre sonra yağmur atıştırmaya başladı. Önce hafif bir çiselemeydi ama giderek kulakları sağır eden bir sağanağa dönüştü. Buz gibi yağmur damlaları yaprakların arasından süzülüp tenime çarptı. Soğuktan iliklerime kadar titriyordum. Yine de durmadım. Çamurlu zemin ayaklarımı geriye çekse de tırmanmaya devam ettim.
Ağaçların bittiği yerde, birden bir uçurum belirdi karşıma.
"Hiçbir şey görünmüyor."
Gece olduğu ve yağmur göz gözü görmeyecek kadar bastırdığı için manzara karanlığa gömülmüştü. Uçurumun kenarına kadar yürüyüp aşağıya baktım. Zifiri karanlığın derinliklerinde, bulanık da olsa bir nehrin aktığını seçebiliyordum. Buradan düşersem ölürüm. Bu düşünce, zihnimden sanki başkasının hikayesiymiş gibi öylesine geçip gitti.
Hiç gerçekçi gelmiyordu. Bu yüzden en ufak bir korku bile hissetmiyordum. Ölümün kıyısında, sadece tek bir adım uzağında duruyorken hem de. Ama böylesi daha iyiydi. Hiçbir şey hissetmeden çekip gidecektim. Duygularım geri gelirse, beraberinde getirecekleri pişmanlıklar da canımı yakacaktı. İçinde bulunduğum anın gerçekliği tepeme binmeden önce, bir adım atmalı ve...
"Miori!"
Arkamdan iki kol belime sarıldı aniden. Sadece sesinden bile kim olduğunu anladım. Şu an dünyada en çok kaçmak istediğim, ama aynı zamanda görmeyi her şeyden çok arzuladığım kişiydi bu. Hiç tereddüt etmeden beni geriye çekti, düşmek üzere olduğum o uçurumun kenarından uzaklaştırdı.
Natsuki panikle beni geriye savururken dengesini kaybetti ve beni sıkıca kucaklamış halde kıç üstü yere kapaklandı. Sırtım göğsüne yaslanmış şekilde ben de onunla birlikte yere serildim. Kendimi onun kucağında otururken buldum. Kolları bedenimi öyle bir hırsla sarmıştı ki kıpırdamam imkansızdı.
Nefes nefeseydi. Buraya kadar var gücüyle koştuğu her halinden belliydi. Onun düzensiz nefeslerini dinlerken, az önce halı altına süpürdüğüm o gerçeklik bir tokat gibi yüzüme çarptı.
Ben ne yapıyordum az önce? Bir anda yüzümün kanı çekildi. Bedenim çok sonra, feci bir titremeyle sarsıldı. Korkuyordum. Kalbim göğsümü delercesine çarpıyordu. Üzerime yağan yağmur çok soğuktu. Donuyordum. Çevreye düzgünce göz gezdirdim; ay ışığının aydınlattığı o karanlık, aslında zihnimdeki kadar derin değildi.
"Çok şükür. Yetişebildim... Çok şükür Allah’ım," dedi Natsuki kulağımın dibinde. Sesi hafifçe titriyordu.
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Çamur içindeydi. Ben de en az onun kadar batmış durumdaydım muhtemelen. Sağanak yağmurun altında ormanı yararak geldiğimizi düşünürsek gayet doğaldı bu.
"Sen... neden buradasın?"
"Seni arıyordum, başka neden olacak?"
"Burada olduğumu nereden bildin?"
"Geçmişe dönmek istediğini söylemiştin ya, birden o geldi aklıma."
"Sırf bu ipucuyla mı buldun beni?"
"Saklambaç oynarken seni bulmak her zaman benim görevimdi zaten," dedi Natsuki zoraki bir tebessümle.
Beni bulmakta her zamanki gibi kafa karıştırıcı şekilde iyiydi. Ne zaman tek başıma bir köşeye çekilip ağlasam, gelir beni bulur ve yanımda otururdu. Onun bu halini öyle çok seviyordum ki... Ona nasıl aşık olmayabilirdim? İşte sırf bu yüzden, şu an bu şekilde durmamalıydım.
"Bırak beni. Canım acıyor." Kollarından yavaşça sıyrılıp ayağa kalktım.
"Şimdi daha iyi misin?"
"Evet. Az önce aklım başımda değildi." Yapmaya yeltendiğim şeyin ağırlığı üzerime çökmüştü. Artık devam edemezdim. Buna cesaretim kalmamıştı.
"Şu an ne hissettiğini anladığımı iddia edemem. Belki de sadece gerçeklerden kaçmak istiyorsun. Ama ölmeye çalışmayı bırak artık. İnsanlar senin için endişeleniyor. Sadece ben değil, herkes senin için kafayı yiyor."
Ailem ve arkadaşlarım gözlerimin önünden geçti tek tek. Hepsi öyle iyi insanlardı ki... Şüphesiz kahroluyorlardı benim için.
"Haydi eve dönelim Miori. Herkesin yanına dönelim." Natsuki elini uzattı. Nasıl biri olduğumu biliyor ve beni tüm kusurlarımla kabul ediyordu.
"Yapamam... Artık çok geç."
Lütfen kes şunu. Gerçekten. Böyle yaptıkça kalbim kayıyor. Bak, yine ufacık da olsa umutlanacağım. Olmayacak dualara amin diyeceğim. Böyle bir durumda bile bir şansım olabileceğini düşünecek kadar alçaldığım için kendimden nefret edeceğim... Ama benim asıl istediğim bu değil. Başka bir şey. Aşkımın karşılık bulmasını istemiyorum ben.
"Miori."
Adımı böyle yumuşak söyleme ne olur. Lütfen beni reddet. Bırak da bu iş burada bitsin.
"Çünkü ben... kendimi asla affedemem."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.