Vicdanın Sessiz Çığlığı

Sınıf artık düşmanım olmuştu. Hak ettiğim bir cezaydı bu. Eskiden yakın olduğum arkadaşlarım bile benimle konuşmuyordu. Sırama geçip öylece oturdum; üzerimdeki bakışları hissedebiliyordum. Tenime batan bu iğneli ve huzursuz edici histen kaçışım yoktu, tek yapabileceğim dişimi sıkıp dayanmaktı. Ne de olsa hakkımdaki dedikoduları yalanlayamazdım.

Biri, yüzünde sinsi bir tebessümle laf attı. "Aman tanrım, Motomiya gelmiş. Demek okula uğrayabildin." Tabii ki arkadaşım değildi. Alaycı ses tonu her şeyi ele veriyordu.

"Bir şey mi isteyecektin, Hasegawa-san?"

"Bunca zamandır okula gelmeyince senin için endişelendik. Başına bir şey geldi sandım. Değil mi kızlar?"

Hasegawa-san arkasındaki kız güruhuyla birlikte kıkırdadı.

"Sağlığımı düşünüyorsan, şimdi gayet iyiyim," dedim. Aslında nezle falan olmamıştım ama bunu onlara açıklayacak değildim. Bacaklarımın nasıl titrediğini, korkudan adım bile atamadığımı söylesem kim inanırdı ki? Hem sonra beni mağduru oynamakla suçlarlardı, bunu kendime itiraf etmek bile canımı yakıyordu.

"Ha, bir de..." dedi etrafındaki yancılarla kıkırdayarak. "Etrafta seninle ilgili tuhaf bir dedikodu dönüyor da, işin aslını doğrudan senden öğrenelim dedik. Gerçi sadece bir dedikodu, doğru olacağına hiç ihtimal vermiyorum ama yine de sorayım dedim." Sonra sesini iyice yükseltti, sınıftaki herkesin duyabileceğinden emin olmak istiyordu. "Reita-kun’u, Haibara-kun ile aldattığın doğru mu?"

Ne yapacaktım şimdi? Cevap vermek çok zordu. Bana bunu soracağını hiç tahmin etmemiştim. Doğru dersem, ucu Natsuki’ye de dokunacaktı. "Hayır, öyle bir şey yok," diyebildim cılız bir sesle.

"Nasıl yani? Ama biri sizi görmüş. Haibara-kun ile sarmaş dolaş yakalanmışsınız."

Dedikodunun çığ gibi büyüyeceğini biliyordum ama iş inkâr etmek zorunda kalacağım bir noktaya varmıştı. Benim çamura batmam önemli değildi ama Natsuki’yi zor durumda bırakmak istemiyordur. "Şey, ben..."

"Miori, bir saniye bakabilir misin?"

Sınıfımda olmaması gereken birinin sesini duydum. İkinci şubeden Reita-kun kapıyı açıp içeri girdi, hemen arkasında da Serika vardı. Onu buraya Serika mı çağırmıştı?

Sınıfta meraklı bir uğultu koptu, tüm gözler iyice üzerimize dikildi.

"Senin için endişelendim. Günlerdir yüksek ateşle yatıyordun."

Bunu bilerek yapıyordu. Reita-kun sanki bir tiyatro sahnesindeymiş gibi konuşuyordu, sesi tüm sınıfta yankılanıyordu. Bu kendinden emin tavrı ona çok yakışıyordu.

"Duyduğuma göre okulda senin hakkında asılsız, çirkin bir iftira dönüyormuş. Gerçi sadece bir dedikodu ama daha fazla yayılmadan önünü kesmek lazım. Tabii ki ben işin doğrusunu biliyorum," dedi Reita-kun nazik bir tebessümle. Dudakları yukarı kıvrılmıştı ama bakışlarında tuhaf, keskin bir kararlılık vardı.

Hasegawa-san onun bu tavrından çekinerek araya girdi. "Na... Nasıl yani? Biri gözleriyle görmüş diyorum, yalan mı söylüyorlar yani?"

"Mesele o değil. O kişinin gördüğü şey, sadece Miori ve Natsuki sarılıyormuş gibi duruyordu. İşin aslı, Miori’nin ayağı takıldı ve Natsuki de düşmesin diye onu tuttu. Hepsi bu." Reita-kun bir an duraksadı ve sınıfın arkasında sinsice bekleyen bir kıza döndü. "Öyle değil mi, Minase-san?"

Natsuki ile beni sarılırken gördüğünü iddia eden kişi oydu.

Minase-san gergin bir şekilde, kekeleyerek onu onayladı. "Ş-Şey... Ben sadece uzaktan görmüştüm, o yüzden ilk başta sarılıyorlar sanmıştım. Ama şimdi sakin kafayla düşününce, sanki gerçekten de ayağı takılmış gibiydi."

Minase-san böyle aniden sıkıştırıldığında kendini savunabilecek biri değildi. Reita-kun bunu en başından planlamıştı, emindim.

Hasegawa-san öfkeyle bakarak karşı çıktı. "Sen de buna inanıyor musun, Reita-kun? Miori seni ayakta uyutuyor olmasın?"

Reita-kun gülümseyerek cevap verdi. "Ben boş dedikodulara değil, Miori’ye inanırım."

"Şey, Reita-kun, ben..."

"Natsuki’nin başını belaya sokmak istemiyorsun, değil mi?" Konuşmanın gidişatını engellemek istedim ama Reita-kun kulağıma fısıldadı. "En doğrusu bu. Kendini cezalandırmak gibi tuhaf şeylere kalkışmasan iyi edersin." Bunu söylerse gerçeği asla haykıramayacağımı biliyordu.

Muhtemelen haklıydı. Dedikodularla uğraşırken işin sadece bir kısmını doğrulamak yetmezdi. İnsanlar bunu daha da abartır, üzerini köpürtürdü. En etkili yol, her şeyi tamamen inkâr etmekti.

"Yani, sonuçta kazayla olmuş bir şey ama dedikoduya başka hikayeler de karıştırmışlar. Neymiş efendim, Miori senpai’sinin sevgilisine göz koymuş falan. Böyle bir şey ne zaman olmuş ki? Kim uyduruyor bunları anlamıyorum. İnsanlar hasta yatağında yatarken arkasından böyle yalanlar yaymak gerçekten çok çirkin," dedi Serika her zamanki umursamaz tonuyla.

Dedikoduyu kimin çıkardığını soruyordu ama gözleri doğrudan Hasegawa-san’ın üzerindeydi. Kimden bahsettiğini açıkça belirtmesine gerek bile yoktu.

"Belki de kıskançlıktan yapmışlardır. Ne de olsa Miori, Reita-kun ile çıkıyor." Serika’nın alaycı sözleri sınıfta yankılandı.

"Ne..." Hasegawa-san’ın yüzü kıpkırmızı oldu ama tek kelime edemedi. Karşı çıksa, yalanları yayanın kendisi olduğunu kabul etmiş olacaktı.

Sınıftaki havanın bir anda değiştiğini hissettim.

"Bu neydi şimdi? Ben de gerçek sandım, ödüm koptu."

"Zaten saçmalık olduğu belliydi."

"Değil mi ama? Hem Motomiya hiç öyle biri mi?"

"Shiratori-kun bile arkasındaysa kesin yalandır."

"Yani, gerçekten aldatmış olsa çocuk kızı niye savunsun?"

"Demek hepsi uydurmaymış. Kızcağız burada yokken arkasından yapılanlara bak, çok ayıp!"

Az önce beni günah keçisi ilan eden sınıfın havası bir anda dağılmıştı. Tam o sırada, sanki her şey milimi milimine hesaplanmış gibi ders zili çaldı.

"Neyse, ben kaçar. Sonra görüşürüz, Miori." Reita-kun tiyatral bir tavırla omuz silkip sınıftan çıktı.

Hasegawa-san ve arkadaşları bozulmuş bir şekilde sıramın etrafından dağıldı. İnsanların beni suçlamasını umursamıyordum aslında... Hatta içten içe bu durum beni hayal kırıklığına uğratmıştı.

"Kendini cezalandırmak isteyen birine saldırmak, pek de ceza sayılmaz biliyorsun." Serika elini hafifçe omzuma koydu.

Haklıydı, doğru söze ne denirdi ki?

İçini çekip fısıldadı. "Dürüst olmak gerekirse bence büyütülecek bir şey yoktu. Ufak bir sarılma gayet normal. Ben de konser sonrasında Natsuki’ye sıkıca sarılmıştım."

"Hayır, o başkaydı... Senin aksine, ben ona kötü niyetle sarıldım." Kaldı ki Serika ona sarıldığında, Natsuki ve Hikari-chan henüz sevgili bile değildi.

"Anlıyorum... Madem bunun farkındasın, bundan sonra daha dikkatli olursun." Sırtıma hafifçe vurdu.

Başımı salladım. Herkesin bu yakınlığı, bu sıcaklığı içimi acıtıyordu.

Sınıfın havası normale dönünce ilk ders başladı. Öğrenciler her zamankinden daha hareketliydi ama üzerimde o rahatsız edici bakışları hissetmiyordum. Dersler dalgın bir şekilde geçti gitti. Teneffüste yakın arkadaşlarım etrafımı sardı.

"Senden şüphe duyduğumuz için özür dileriz, Miori."

Özür dilemenize gerek yoktu. Şüphelenmekte sonuna kadar haklıydınız. Ama bunu onlara söyleyemezdim. Söylersem Reita-kun’un, Serika’nın ve Minase-san’ın çabalarını çöpe atmış olurdum. O günü yaşanmamış saymak, elimden gelen tek şeydi artık.

"Önemli değil. Durumun dışarıdan öyle görünmesini anlayabiliyorum," dedim yüzüme sahte bir tebessüm yerleştirerek. En yakın arkadaşlarıma bile gerçeği anlatamıyordum.

"Yine de çok sinir bozucu değil mi? Ağzı olan konuştu." Arkadaşlarından biri öfkeyle Hasegawa-san’ın grubuna baktı.

"Aynen öyle! Senden ne kadar nefret ederse etsin, bu kadarı da fazla! Gerçekten çok iğrençler!" dedi bir diğer kız, Hasegawa-san ve grubunun duyabileceği bir sesle.

Sınıfın yeniden uğuldamaya başladığını hissettim. Bu hiç iyi değildi. Hedef tahtasına Hasegawa-san ve arkadaşlarının oturmasını istemiyordum.

Ancak tek başıma sınıfın havasını değiştirmem mümkün değildi. Az önce bana yönelen o zehirli bakışlar, şimdi Hasegawa-san ve arkadaşlarının üzerindeydi. Hasegawa-san kollarını göğsünde kavuşturup dik durmaya çalışsa da ne kadar huzursuz olduğu her halinden belliydi. Yanındakiler de ne yapacaklarını şaşırmış durumdaydı.

"Rüzgâr eken fırtına biçer. Senin hakkında yalanlar uydurdukları bir gerçek, onlar için üzülmene gerek yok," diye fısıldadı Serika kulağıma.

Ama ben de yalan söylemiştim. Korkunç bir şey yapmıştım ama arkadaşlarım beni savunuyordu.

Tam o sırada, Uta sınıfa daldı.

"Mioriiin!" Sınıfın dışından bana el sallıyordu. Serika içeri girmesi için işaret etti. Uta her zamanki bitmek bilmeyen enerjisiyle koşarak boynuma sarıldı. "İnanmıyorum! Çok endişelendim! Sana hiçbir şekilde ulaşamadım!" Bir an sevinçten uçuyor, hemen sonraki an öfkeyle yanaklarını şişiriyordu. Her zamanki gibi duygularını uçlarda yaşıyordu.

"Üzgünüm. Şey, yataktan çıkamadım pek." Onunla uzun zamandır konuşmamıştım, yüzümde istemsizce bir gülümseme belirdi.

"Ama çok sevindim! Hakkındaki o çirkin dedikodular da temizlendi değil mi?!" Uta gözlerinin içi gülerek bana baktı.

Başımı salladım. Dedikodular tamamen temizlenmemişti belki ama şimdilik üstü örtülmüştü. Reita-kun’un müdahalesi beni kurtarmıştı; hem de bana itiraz edecek hiçbir açık kapı bırakmayacak kadar kusursuz bir şekilde.

"Yine de ne kadar iğrenç dedikodulardı öyle!" dedi Uta, öfkesini gizleme gereği duymadan.

İçimde kötü bir his vardı, konuşmanın devamını duymak istemiyordum. Ama daha kulaklarımı tıkamaya fırsat bulamadan Uta lafını yapıştırdı.

"Miorin’in asla öyle bir şey yapmayacağını biliyordum zaten!"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.