Nefesimin kesildiğini hissettim. Uta’nın o saf güveni canımı yakıyordu. Kalbim sanki bin bir parçaya bölünecek gibiydi. Burada olmayı hak etmiyordum. Onun zannettiği o temiz insan değildim.
“Çok haklısın. Miori asla böyle bir şey yapmaz. O çok iyi biridir.”
“Hem durup dururken kim o canım Reita-kun gibi birini aldatıp terk eder ki zaten?”
Çevremdeki herkes onaylarcasına başını salladı; Serika hariç.
“Miori ile Hoshimiya-san da çok yakın arkadaşlar. Arkadaşının sevgilisini çalacak bir kız değil o.”
“Kesinlikle! Miorin’in Reita’yı ne kadar çok sevdiğini biliyorum. Daha sevgili bile olmadan çok önce ona aşıktı! Hem Natsu için de her zaman, başımdan bir türlü savamadığım bir çocukluk arkadaşı işte, der durur!”
Herkes neşeyle kıkırdarken, aralarında donup kalan tek kişi bendim. Kalabalığa ayak uydurmayı becerip beceremediğimden bile emin değildim.
Reita dalgın bir tavırla, “Söylentiler şimdi kesilir,” dedi.
Öğle yemeği vaktiydi. Kimsenin olmadığı bir yer ararken kendimizi okulun çatısında bulmuştuk. Ne de olsa konuşulanları başkasının duymasını istemiyorduk. Her zamanki altılı grup buradaydı: Reita, Tatsuya, Nanase, Hikari, Uta ve ben.
Nanase, “Senden de bu beklenirdi, Shiratori-kun,” dedi.
Hikari de onu alkışlayarak övdü. “Koridordaki o sürtüşmeyi nasıl hallettiğini duydum. Çok havalıydın, Reita-kun!”
Ona havalı demesiyle kalbime kasvetli bir sızı saplandı. Ne kadar dar kafalı bir adamım böyle. En azından bu hislerin yüzüme yansımasına izin vermemeye çalışarak onlara katıldım. “Kusursuzdu. Dur bir dakika, tüm bunları önceden planlamıştın, değil mi?” diye sordum.
Ben de Hikari gibi koridorda olan biteni duymuştum. Reita durumu öyle mükemmel idare etmişti ki bundan daha iyisini hayal bile edemezdim.
“Serika’dan yardım istedim ve seni Miori ile gören o kızla, Minase-san ile konuştum. Söylentilerin bu kadar büyüyeceğini tahmin etmediği için bana seve seve yardım etti.”
Miori okula döndü, o çirkin söylentiler de uçup gitti. Her şey yoluna girdi... Öyle olması gerekiyordu ama içimdeki bu kötü his de neyin nesiydi? Her şeyi böylece kapatıp gitmek gerçekten doğru muydu? Gözden kaçırdığım bir şeyler olabilir miydi?
Tatsuya, “Peki ya şu Hasegawa denen kız? O ve peşindekiler tek bir kelime bile edemedi. Hak ettiklerini buldular,” diye araya girdi.
Uta neşeyle şakıdı. “Aha ha! Sonrasında ne kadar zavallı göründüğünü izlemek acayip keyifliydi!”
Nanase, “Yaptığı o korkunç şeyden sonra bu kadarlık bir ceza az bile,” dedi.
Herkes neşeyle sohbet ediyordu. Diğerleri bento yerken, Tatsuya ile ben okul kantininden aldığımız ekmekleri atıştırıyorduk.
Sessizliğimi fark eden Hikari, endişeli gözlerle bana bakarak, “Natsuki-kun, bir sorun mu var?” diye sordu.
Kahretsin! Hemen şu konuşmaya odaklanmam gerekiyordu. Ne de olsa ben Hikari’nin sevgilisiydim. “Yoo, bir şey yok. Sadece hazırladığın tamagoyaki gözüme çok lezzetli göründü.”
“Bir ısırık almak ister misin? Gerçi ben yapmadım, annem hazırladı.”
“Şey, yiyebilir miyim gerçekten? O zaman hayır demeyeyim.”
Hikari yemek çubuklarıyla bir tamagoyaki alıp ağzıma doğru uzattı. “Hadi, aç ağzını, de bakayım.”
Şaşkınlıkla, “Ha?” diye mırıldandım. “Herkesin önünde mi?” Utanmıyor mu diye merak ettim ama yüzü zaten kıpkırmızı olmuştu.
Diğerleri ağızları kulaklarında, sırıtarak bizi izliyordu.
Tatsuya, “Aman, ne olacak sanki? Hadi ye şunu gitsin,” dedi.
Ne olursa olsundu artık! Karşımdaki tamagoyakiyi ısırdım. Hey, bu gerçekten çok iyiymiş. Hikari’nin annesinin elinin lezzeti bir başka canım. Bir dakika, bu dolaylı yoldan öpüşmek olmuyor mu şimdi... Yok canım, biz zaten sevgiliyiz. Ne diye heyecanlanıyorum ki? Gerçi henüz öpüşmemiştik ama...
Uta keyifle sataştı. “Çok ateşlisiniz bakıyorum.”
Hikari utangaç bir tavırla güldü. “Bunu hep denemek istemiştim.”
Nanase ise bana buz gibi gözlerle bakıyordu. Biliyorum, bir şey söylemene gerek yok.
Tüm arkadaşlarımızın önündeydik, üstelik aramızın hala limoni olduğu Uta da buradaydı; yani böyle ulu orta cilveleşmek hiç de Hikari’lik bir hareket değildi. Gerçi Uta beni artık tamamen kafasından silmiş gibi görünüyordu ama bunu bir kenara bıraksak bile, Hikari ve ben diğerlerinin yanındayken genellikle her zamanki gibi davranırdık. İlişkimizin grubu dağıtabileceğine dair sessiz bir anlaşmamız vardı. En azından öyle olması gerekiyordu.
Hikari, “Natsuki-kun, bundan da tatmak ister misin?” diye sordu.
“Yok, teşekkürler. Zaten doydum,” diye yanıtladım.
Dışarıdan bakıldığında her zamanki gibiydi ama üzerime gereğinden fazla düşüyordu. Nedenini biliyordum: Aklımın Miori ile meşgul olmasından dolayı endişeleniyordu. Başımı hafifçe iki yana sallayarak çocukluk arkadaşımla ilgili tüm düşünceleri zihnimden kovdum.
“Hikari,” dedim. Bir sevgili olarak üzerime düşeni yapma vakti gelmişti.
“Efendim? Bir şey mi oldu?”
Diğerlerinin duymayacağı şekilde, kısık bir sesle fısıldadım. “Bugün eve birlikte dönelim. Yol üstünde de bir yerlere uğrarız.”
“Olur!” derken yüzü anında aydınlandı, neşesi yerine gelmişti.
Böylesi iyiydi. Şimdi başka hiçbir şey düşünmeme gerek yoktu.
(Motomiya Miori)
Kova büyük bir gürültüyle yere çarptı. Görüşüm bulandı. Vücudumdan aşağı sular süzülüyordu. Tepeden tırnağa sırılsıklam kalmıştım. Güz rüzgarı estikçe soğuktan tir tir titriyordum. Başımı kaldırdığımda, üzerime suyu boca eden Hasegawa-san’ın bana adeta bir iblis gibi dik dik baktığını gördüm.
“Neden... Neden bütün ihale bana kaldı?!” Yakama yapışıp beni kendine doğru çekti. Nefes almakta zorlanıyordum.
Hasegawa-san yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gözlerinden sadece öfke değil, adeta cinayet arzusu okunuyordu. Benden nefret ediyordu. Yakamı sıkan elinden yayılan o yoğun duygu dehşet vericiydi.
“Yalan söyleyen ben değilim, sendin!” O tiz sesi kulaklarımı tırmaladı.
Aslında tamamen haklıydı. Yalan söyleyen bendim. “Özür dilerim.” Tek yapabildiğim özür dilemekti. Bu saatten sonra durumla ilgili yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Gerçekleri haykıracak olursam, Reita-kun ve Natsuki de bu işten zarar görecekti.
Havada kulakları sağır eden bir tokat sesi yankılandı. Yüzümde keskin bir acı hissettim ve kendimi bir anda yerde buldum. Yanağım zonkluyordu. Yere yığılırken başımı çarpmış olmalıydım, çünkü her yeri bulanık görüyordun.
“Onu aldattığın halde Reita-kun neden hala seni koruyor?!”
Gözyaşları süzüldü. Ama benimkiler değildi. Hasegawa-san ağlıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.