Sınıflar arası spor şenliğinin yapıldığı gün.
Natsuki ve sınıfı basketbol finalini kazandıktan sonra Hasegawa-san beni dışarı çağırmıştı. Yanında kendi arkadaş grubu ve Minase-san da vardı. Gösterişli kızların ortasında kalan o sessiz sakin Minase-san, halinden son derece huzursuz görünüyordu.
Seni Haibara-kun’a sarılırken görmüş. Hasegawa-san’ın yanındaki iki kız bıyık altından gülerken, kendisi öfkeden kuduruyordu. Değil mi Minase? Onu gördün, değil mi?
Lafın aniden kendisine dönmesiyle irkilen Minase-san, omuzları titreyerek korkuyla konuştu. Ben... Gördüm galiba... Özür dilerim.
Okulun güneyindeki parkta mıydı? diye sordum.
Başını salladı.
Demek öyle. Birisi görmüştü işte.
Tepkine bakılırsa doğru söylüyor, dedi Hasegawa-san keskin bir sesle.
Verecek hiçbir cevabım yoktu.
Reita-kun ile çıkmıyor musun sen? O zaman bu aldatma olmuyor mu? Gazap dolu bakışlarını bana dikti.
Evet. Haklısın, diye fısıldadım yavaşça.
Ne oluyor sana? İnkar bile etmeyecek misin? Karşısında sessizce durduğumu görünce gözlerini daha da kıstı. Seni asla affetmeyeceğim! Reita-kun’un duygularıyla oynuyorsun resmen. Sen berbat birisin.
Hasegawa-san, Reita-kun’a aşıktı. Bu gerçeği çok uzun zamandır biliyordum.
Bunu burnundan fitil fitil getireceğim. Öfkeden deliye dönmüş ama aynı zamanda gözyaşları sel olmak üzere olan yüz ifadesi, ona ne kadar değer verdiğini açıkça gösteriyordu. Bana derin bir hayal kırıklığıyla dik dik bakıp oradan uzaklaştı. İşlediğim günahın ağırlığını tam olarak kavradığım an, işte o andı.
Ben... Çok özür dilerim. Dedikodu çıksın istememiştim... Gerçekten özür dilerim... Minase-san benden defalarca özür diledi.
Kafana takma. Suçlu olan benim, o yüzden senin özür dilemene gerek yok.
Her konuda dürüstlükten uzak davranmıştım. Artık ne söylersem söyleyeyim, zavallı bir bahaneden öteye geçmeyecekti.
O günden sonra okula gidemedim. Hasta falan değildim, Hasegawa-san’ın tehdidinden de korkmuyordum. Sadece ne kadar aşağılık bir insan olduğumu anlamıştım. Yaşamayı hak etmiyordum. Bu yüzden okula gidecek yüzüm bile yoktu. Ölsem, dünya çok daha güzel bir yer olurdu diye düşünüyordum.
Serika’nın RINE mesajlarından okulda hakkımda çirkin bir dedikodunun yayıldığını öğrendim. Arkadaşlarım, endişelerini hak edecek biri olmamama rağmen sağlığımı merak eden mesajlar yağdırıyordu bana.
Sonra Natsuki evime geldi, ardından Reita-kun ile karşılaştım. Günahlarımı itiraf ettim. İkisi de o kadar nazikti ki beni affettiler; oysa ben bana bağırıp çağırmalarını, beni azarlamalarını dilemiştim. Hasegawa-san ve arkadaşlarının dediği gibi cezalandırılmak istiyordum.
Okulda ne tür iğrenç dedikoduların döndüğü umurumda bile değildi. Hiçbir şey olmamış gibi affedilmektense cezalandırılmanın benim için daha iyi olacağını düşünüyordum. Ama şimdi... Ağlayan ben değilim, Hasegawa-san. Yalan söyleyen o değildi, bendim. Herkese ayak bağı olmuştum ama hepsi beni savunuyordu.
O zaman en mantıklısı bu. Kendini cezalandırmak gibi tuhaf şeylere kalkışmasan iyi edersin.
Yaptıklarımdan en çok zarar gören kişi olan Reita-kun bile beni koruyordu.
Miorin’in asla böyle bir şey yapmayacağını biliyorum!
Bundan sonra bana inanan tüm arkadaşlarımı kandırmaya devam etmek zorunda kalacaktım. Herkesin bu eşsiz nezaketi, canımı her şeyden çok yakıyordu. Suçluluk duygusu altında eziliyor gibiydim.
Gebber... diye mırıldandı Hasegawa-san, titreyen eli hâlâ yakama yapışmışken. Gebber! Seni sürtük! Senin gibi biri yok olup gitmeli! Sesindeki yerin yedi kat dibinden gelen o nefret, kalbimin en derin köşelerini sarstı.
Haklıydı. Benim gibi biri yok olup gitmeliydi. En azından artık diğerlerinin yanında duramazdım. Bu halimle Natsuki ve diğerleriyle vakit geçirmeyi hak etmiyordum. Bunu söyleyecek yüzüm yoktu belki ama içten içe kurtulmuş gibi hissettim.
Tamam... Anlıyorum. Ama henüz yok olamam. Hâlâ özür dilemek istediğim biri var. Bu yüzden... Onu görene kadar olmaz.
Siz ne yapıyorsunuz orada? arkamızdan hayret dolu bir ses yükseldi.
Hızla başımı çevirdim; aradığım kız tam karşımda duruyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.