Bugün kafede vardiyam vardı. Uykumu getiren o sıkıcı derste bir şekilde gözlerimi açık tutmayı başarmıştım.
Nanase, "Gidelim mi, Haibara-kun?" dedi.
"Olur," diye karşılık verdim.
Aynı vardiyada çalışıyorduk, bu yüzden sınıftan birlikte çıktık.
Hikari gülümseyerek el salladı. "Sonra görüşürüz!"
Sevgilim bugün de her zamanki gibi çok tatlıydı. Bu arada, Hikari'nin bugün edebiyat kulübünde toplantısı vardı. Genelde zamanını bir roman yarışması için hazırladığı dosyaya çalışarak geçirse de edebiyat kulübünün faaliyetleri ona çok iyi geliyordu. Öğle yemeğinde bu konuda heyecanla konuşmaktan keyif alıyor gibiydi. Onun mutlu bir hayat sürmesini her şeyden çok istiyordum.
Nanase kıkırdayarak muzipçe sordu. "Hikari, emin misin? Haibara-kun ile baş başa gitmemizde gerçekten bir sakınca yok mu?"
Şey, yalan söylemeye gerek yok, bunu ben de merak ediyordum. Aynı arkadaş grubunda olsak bile bir kızla baş başa kalmam doğru muydu? Ama aynı yerde çalışıyorduk, işe ayrı ayrı gitmek için hiçbir mantıklı neden yoktu. Hem durup dururken Nanase'ye, "Biz artık Hikari ile çıkıyoruz, o yüzden seninle işe yürüyemem," demek de çok tuhaf kaçmaz mıydı? Yani, fazla kendini beğenmişçe bir hareket olurdu. Sanırım her şey günün sonunda Hikari'nin ne düşündüğüne bağlıydı.
Hikari, "Başka biri olsa istemezdim ama söz konusu sen olunca içim rahat, Yuino-chan. Hem ikiniz de aynı yerde çalışıyorsunuz, yapacak bir şey yok," diye açıkladı. Sonra biraz utanmış gibi yaptı, sesi adeta bir fısıltı halini aldı. "Üstelik fazla kıskanç ve kısıtlayıcı biri olmak istemiyorum."
Sen böyle yaparsan ben de utanırım ama. Şapşal şey seni.
"Öyle mi? O zaman hiç çekinmeme gerek yok." Nanase nedense bir anda elimi kavradı ve yürümeye başladı.
Hikari, "B-Bunu yapamazsın!" diye bağırarak aramıza girdi.
Nanase, "Aman tanrım. Az önce kıskanç biri olmak istemediğini söyleyen kimdi?" diye sordu.
"Dokunmak yasak! Buna sen de dahilsin, Yuino-chan!"
"Yani Haibara-kun'a sadece senin mi dokunmaya iznin var?"
"Evet... Evet, aynen öyle. Bir sorun mu var? O benim erkek arkadaşım!" Hikari karşı saldırı yapmaya çalışıyordu ama yüzü o kadar kızarmıştı ki sözlerinin hiçbir inandırıcılığı kalmamıştı.
"Hadi ama Nanase. Hikari ile bu kadar uğraşma artık," dedim.
"Özür dilerim. Son zamanlarda Hikari'nin tepkileri o kadar eğlenceli ki kendimi tutamıyorum."
"Buna itiraz edemem işte."
Hikari, erkek arkadaşının bile ona ihanet etmesine şoke olmuş bir halde, "Ama senin bana destek olman gerekiyordu! Alo, Natsuki-kun?!" dedi. Bu hali gerçekten çok sevimliydi.
"Şaka yapıyorum. Haibara-kun'u elinden alacak değilim, merak etme." Hikari dudak bükerken, Nanase onun saçını okşadı.
Hikari, "Belki de ben de Kafe Mares'te çalışmalıyım," diye mırıldandı.
Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Hikari ile birlikte çalışmak mı? Harika bir fikir olurdu.
Nanase, "Sei-san izin verir mi ki?" diye sordu.
"Ş-Şey... Şansımı denemekten zarar gelmez." Hikari söylediğinin aksine oldukça çekingen bir ses tonuyla konuşmuştu. Bugünlerde babasına fikirlerini kabul ettirebiliyor olsa da bu her istediğinin olacağı anlamına gelmiyordu.
"Senin adına üzüldüm ama kafe şu an yeni birini aramıyor."
"Evet, salonda yeterince çalışanımız var zaten," diye ekledim.
"Natsuki-kun, mutfakta çalışmak için başvurabileceğimi neden hiç düşünmedin?" Hikari yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gülümsüyordu ama bu gülüşte korkutucu bir hava vardı.
"Şey, çünkü... Bilirsin ya?" diyerek soruyu geçiştirmeye çalıştım. Gözlerim Nanase ile buluştu.
Nanase, "Hikari, onun senin yemek yapabildiğinden haberi bile yok," dedi.
"Aman, iyi tamam o zaman. Natsuki-kun için bento hazırlamayı düşünüyordum ama artık vazgeçtim."
"Nee?!" diye bağırdım. Sevdiğim kızın kendi elleriyle hazırlayacağı bir bento mu?! Bu, tam anlamıyla gençlik enerjisi dolu bir rüyaydı ve ben bunu kaçırmak üzere miydim?! Kesinlikle yemek istiyordum. Ve eğer işler yolunda giderse, bunu fırsat bilip Hikari ile flört edebilirdim. Tadının nasıl olduğunun hiçbir önemi yoktu. İster berbat olsun, ister harika, ister sıradan, kimin umurunda! Önemli olan bunu benim için Hikari'nin hazırlayacak olmasıydı. Ne olursa olsun bu fırsatın ellerimden kayıp gitmesine izin veremezdim.
"Ö-Özür dilerim! Lütfen yap! Sana yalvarıyorum! Ne olur! Merhamet et!" Hikari'den el yapımı bento alma fikri beni o kadar heyecanlandırmıştı ki içimdeki tüm istek filtrelenmeden dışarı dökülmüştü.
"N-Neden bu kadar üsteledin birden?" Hikari, bu ani dönüşüm karşısında şaşkına dönerek geriye çekildi.
Bu tepki kalbime ağır bir darbe indirdi. İçimdeki otaku kimliği yanlışlıkla dışarı sızmıştı. Normalde onu her zaman kontrol altında tutardım oysa...
"Ç-Çünkü... Gerçekten yemek istiyordum," dedim.
Hikari kıkırdadı. "İlahi, gerçekten alemsin. Tamam, bir dahaki sefere senin için hazırlayacağım," diye söz verdi.
İşte bu! Kazanan ben oldum!
Nanase, üzerimize soğuk su döker gibi, "Flörtünüzü bölmek istemem ama şimdi çıkmazsak geç kalacağız," dedi.
Kahretsin, Hikari'den başka her şeyi tamamen unutmuştum... İnsanların kendi dünyasını yaratmak dedikleri şey bu muydu? Adeta etraftaki hiçbir şeyi görmeyen şapşal aşıklara dönüyorduk! Flört etmenin de bir yeri ve zamanı olduğunu aklımdan çıkarmamam gerekiyordu.
"Ç-Çok haklısın! Tamam Nanase, hadi işe gidelim!" diye atıldım.
"E-Evet! Ben de kulüp toplantısına gidiyorum zaten! Haftaya görüşürüz!"
Birbirimize biraz yapmacık ve gergin bir şekilde veda ettikten sonra Hikari'den ayrıldık. Yüzü kıpkırmızı olmuştu, muhtemelen benimki de ondan farksızdı.
Nanase, "Haftaya görüşürüz dediniz... Yani bu hafta sonu buluşmuyor musunuz?" diye sordu.
"Evet. Bu hafta sonu benim grup provam var, Hikari de evde romanı üzerinde çalışacak," diye yanıtladım. Üstelik her hafta dışarı çıkıp gezecek kadar paramız da yoktu. Hayatın gerçekleri bazen zordu.
"Hikari için iyi bir mola olur. Sürekli senin yanında olursa kalbi bu tempoya dayanamaz bence."
"Kalbi dayanmazsa asıl benim başım belaya girer." Tabii benim de ondan kalır yanım yoktu. Sevdiğin kişiyle birlikte olmak... Sevgilinle vakit geçirmek bazen insanı tatlı bir şekilde yorabiliyordu. Mutluluktan uçuyor gibiydim ama ona o kadar değer veriyordum ki yanında hep temkinli ve heyecanlı oluyordum. Zaten yeni çıkmaya başlamıştık, hâlâ birbirimizin sınırlarını çözmeye çalışıyorduk. Aklım fikrim, bana ne kadar ileri gitmem için izin vereceğindeydi.
"Bu seni ne kadar çok sevdiğini gösteriyor. Bunun biraz daha farkında ol."
"Zaten farkındayım."
Nanase, "Hikari'yi sakın üzme, tamam mı?" diye hatırlattı.
Başımı salladım. "Tabii ki üzmem, onu çok mutlu edeceğim."
"Güzel. Sen söylüyorsan inanırım." Nanase neşeyle kıkırdadı. Son zamanlarda bizi izlemek onun en büyük hobisi haline gelmişti belli ki.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.