Çok geçmeden okul çıkış saati geldi. Tatsuya ve diğerleri kulüp antrenmanına gitti, Nanase’nin de bugün piyano dersi vardı; bu yüzden sadece Hikari ve ben kalmıştık.
“Şimdi anlatabilir misin artık?” diye sordu.
Evci kulübünden öğrenciler hâlâ sınıfın oralarda dikilmiş sohbet ediyorlardı.
“Evet. Başka bir yere geçelim mi?” Mümkünse başkalarının bizi duymasını istemiyordum. Onu boş bir merdiven boşluğuna götürdüm. Arkama baktığımda Hikari’nin huzursuz göründüğünü fark ettim. Doğru ya, henüz hiçbir şey açıklamamıştım.
“Eee, ne oldu?”
“Sınıfta berbat bir söylenti dolaşıyormuş. Genelde birinci sınıfın kızları arasında,” diye cevap verdim.
Gözlerini kırpıştırarak bana baktı. “Nasıl bir söylenti?”
“Miori’nin... Reita ile sevgiliyken benimle flörtleştiği söylentisi.” Bunu sesli dile getirmek zordu ama anlatmazsam da konunun bir yere varacağı yoktu.
“Ah... Demek öyle.” Hikari’nin yüz ifadesinden ne düşündüğünü kestirmek imkansızdı.
“Elbette doğru değil.” Öncelikle bunu netleştirmeliydim. İçindeki tüm huzursuzluğu silip atmak için.
“Bundan şüphem yok zaten... Ama bu söylentiler nasıl başladı?”
Makul bir soruydu. Birisi kötülük olsun diye asılsız bir dedikodu çıkarsaydı iş kolay olurdu ama durum karışıktı çünkü söylentinin dayanacağı bir temel vardı.
Dürüst olmak gerekirse Hikari’nin yanlış anlamasından deli gibi korkuyordum. O an sadece tökezlemek üzere olduğu için Miori’yi refleksle yakalamıştım ama Hikari’nin bunu bir hafta sonra duyduğunda ne hissedeceği bambaşka bir konuydu. İşte bu yüzden sorduğu soru boğazıma düğümlendi.
“Çünkü birisi Miori’yi Natsuki’ye sarılırken görmüş.” Soruyu cevaplayan ben değildim, arkamızdan gelen bir sesti. Arkamı döndüğümde Serika’nın orada dikildiğini gördüm.
“Senin ne işin var burada?” Onu ne zamandır dinlediğini sormaya fırsat bulamadan laf ağzımdan kaçıvermişti.
“Seni arıyordum. Okul çıkışında antrenman programımızı netleştireceğiz diye konuşmuştuk ya, unuttun mu?”
Ah... Sahi ya, öyle konuşmuştuk. Tamamen aklımdan çıkmıştı.
“Gerçi şu an bunu konuşmanın sırası değil galiba.” Serika omuzlarını düşürerek içini çekti. Her zaman ciddi bir suratla gezer, duygularını sadece müzik söz konusu olduğunda belli ederdi; bu yüzden onu böyle görmek nadir rastlanan bir durumdu.
“Şey, ne demek istedi acaba?” diye tekrar sordu Hikari.
Ona düzgün bir cevap vermeliydim. “Sanırım spor festivalinden birkaç gün önce olan olayla ilgili.” Şu an Hikari’yi güvensiz hissettiriyordum. Tam da bu yüzden ona her şeyi dürüstçe anlatmalıydım. “O gün okul çıkışında Mei ile basketbol oynuyorduk. Spor festivalinde o da basketbol oynayacağı için ona birkaç taktik veriyordum. Miori de şans eseri oradan geçiyordu, antrenmana o da katıldı. İşimiz bittikten sonra biraz dinlenip sohbet ettik, tam eve gideceğimiz sırada Miori aniden tökezledi, ben de onu yakaladım.”
Hikari ve Serika sessizce beni dinlediler.
“Bunu biri gördüyse Miori’nin bana sarıldığını düşünmesi şaşırtıcı olmaz. Ortalıkta dolaşan söylentilerin bir temeli varsa, o da kesinlikle budur.”
“Anladım,” dedi Serika hak verircesine kafasını sallayarak.
“Peki bu söylentinin Miori-chan’ın okula gelmemesiyle bir ilgisi var mıdır dersin?” diye sordu Hikari.
“Bilmiyorum. Kulak misafiri oldum sadece, hâlâ araştırıyorum.” Kafamı iki yana salladım.
“Anlıyorum,” diye fısıldadı.
“İsterseniz önce bildiklerimi anlatayım,” dedi Serika ikimizin de yüzüne bakarak. “Natsuki’nin dediği gibi, birinci sınıfın kızları bu söylentiyi yayıyor. Yakında sizin sınıfa da ulaşır. Herkes bayılır böyle dedikodulara.”
Serika, doğru olmamasını umduğum o tahmini doğrulamıştı.
“Gördüğünü iddia eden kişi birinci sınıftan Minase.”
“Şu gözlüklü, sessiz kız mı?” diye sordu Hikari.
Kimin hakkında konuştuklarına dair en ufak bir fikrim yoktu. Sınıfta pek dikkat çeken biri olmamalıydı.
“Evet. Ama söylentiyi yayan Minase değil; Hasegawa’nın yancıları.”
“Tahmin etmiştim. Söylentiyi duyduğumda bunu başkalarına anlatan kişi Hasegawa’ydı,” dedim.
“Şey... Hasegawa-san ile Miori-chan’ın arası pek iyi değildir zaten, değil mi?” diye belirtti Hikari.
Öyle miydi? Bunu ilk defa duyuyordum ama Serika çok doğal bir şeymiş gibi onayladı. Anlaşılan kızlar arasında bu bilinen bir durumdu. Kız ilişkilerinden gerçekten hiç anlamıyorum...
“Miori tatlı, kızlar basketbol takımının yıldızı, başarılı bir öğrenci, dönemimizin en popüler çocuğu olan Reita ile sevgili ve en popüler ikinci çocuk olan Natsuki ile de çocukluk arkadaşı. Doğal olarak düşmanı çok. Onu destekleyenler de var elbet ama Miori dik kafalıdır. Herkesle iyi geçinen Hikari-chan gibi değildir, o yüzden çekemeyenler ondan nefret eder. Gerçi... Eminim hepsi kıskançlıktan.”
Yani, dışarıdan olgun görünmeye çalışsa da aslında ilkokuldan beri hiç değişmemişti. İnatçı tekiydi ve herkesle uyuşamazdı.
“Birinci sınıf zaten bu olaydan önce de Hasegawa’nın grubu ve Miori’nin grubu diye ikiye bölünmüştü,” diye devam etti Serika. “Gerçi hiçbir zaman açık açık kavga etmediler.”
“H-Hadi ya? Hiç haberim yoktu,” dedim.
“Kızlar dünyasında böyle şeyler çok olur. Erkeklerin çoğu bilmez zaten,” diye ekledi Hikari.
Kızlar dünyası... Biraz ürkütücüydü.
“Hasegawa-san şimdi Miori-chan’ın açığını yakalayınca, keyifle yayıyordur söylentileri,” dedi Hikari.
“Aslında Minase’ye sorduğumda, arkadaşlarına sadece Miori’nin sana sarılır gibi göründüğünü söylediğini belirtti. Ama Hasegawa kulak misafiri olup kızı sıkıştırmış, detay almaya çalışmış. Minase olayın gerçekten öyle olup olmadığını bile bilmiyormuş, işin bu noktaya geleceğini tahmin etmediği için şimdi kendini kötü hissediyor.”
Serika sayesinde durumun genel resmini az çok görebiliyordum. Benim suçumdu. Eğer Miori’den hemen uzaklaşsaydım bu yanlış anlaşılma belki de yaşanmazdı. Ama onu birkaç saniye boyunca öylece tutmuştum işte. Ne yapabilirdim ki, hareket edemiyordu.
Sana seni sevdiğimi söylesem... ne yaparsın?
O anki sahne gözlerimin önünden geçti. Sesi sanki her an ağlayacakmış gibi gelmişti kulağa.
“Natsuki-kun?”
Kendime geldiğimde Hikari’nin yüzüme baktığını gördüm. “Ah, kusura bakma. Önemli bir şey değil.” İstemeden düşüncelere dalmıştım. Aceleyle kafamı salladım.
“Ciddi misin? Gerçekten bir şey yok mu?” diye sordu, sanki tekrar emin olmak ister gibi. “Söylenti asılsız olsaydı, bence Miori-chan bunu yalanlardı.”
“Katılıyorum. Damarına basıldı mı hemen kavgaya tutuşur o.”
Serika ve Hikari birbirlerine bakarak onayladılar. Ben de onlarla aynı fikirdeydim. Miori, aptal bir söylentiye boyun eğecek kadar pısırık biri değildi.
“Aklıma gelen tek şey az önce anlattıklarım.” Kafamı kurcalayan başka bir şey daha olsa da onlara sadece bu kadarını söyleyebilirdim. Gerisi sadece tahminden ibaret olurdu. Miori’nin ne hissettiğini bilmiyordum.
“Miori’nin aklından ne geçiyor bilmiyorum. Spor festivalinden beri okula gelmiyor, onunla konuşma fırsatım da olmadı. Bu yüzden söylentiler gittikçe inandırıcı hale geliyor,” diyerek durumu özetledi Serika.
Hikari ciddi bir ifadeyle kafasını sallayarak Serika’nın devam etmesini bekledi.
“Bizim grup Miori’yi savunmak istiyor ama o ortalıkta olmadığı ve kimse ona ulaşamadığı için bu söylentilere karşı sert duramıyoruz... Hatta bazı kızlar Miori’den şüphelenmeye bile başladı.” Serika içini çekti. “Tam bir baş belası.” Müzikten başka pek bir şeye ilgi duymazdı, o yüzden bu tantana ona sinir bozucu geliyor olmalıydı. “Ama Miori’yi de öylece bırakamam. Ne de olsa arkadaşız.”
“Doğru,” diyerek onayladı Hikari. “En büyük sorun Miori-chan’a ulaşamamamız, değil mi?”
“Evet. Sadece üşütmüş olsa bile cevap yazabilirdi. Tamam, mesajlara pek hızlı dönen biri değildir ama sadece bize değil, erkek arkadaşına bile cevap vermemesi çok tuhaf.”
Olayın bu şekilde dile getirilmesi durumun ciddiyetini daha da artırıyordu.
“Natsuki-kun, sen onun evine yakın oturmuyor musun?” diye sordu Hikari.
“Evet, yürüyerek on beş dakika kadar sürüyor.”
“Miori-chan için endişeleniyorum; gidip ona bir bakabilir misin?” Ellerini birleştirip samimi bir şekilde, “Lütfen,” dedi.
“Senin için gerçekten sorun olmayacak mı?”
“Sana güveniyorum.” Gözlerimin içine bakarak yavaşça kafasını salladı.
“Durumunun gerçekten kötü olup olmadığını... Yoksa başka bir şey mi olduğunu kontrol etmemiz gerek,” diye mırıldandı Serika.
Doğru, bu önemli bir görevdi. Her şey Miori’nin etrafında dönüyordu. Onun ne düşündüğünü bilmeden, bu söylenti karşısında ne yapacağımız konusunda kararsız kalacaktık. “Tamam. Gidip bir bakacağım.”
Yalan yok, içimde kötü bir his vardı. Eğer sadece çok hasta olsaydı, en azından RINE üzerinden bir mesaj atardı. Hiç şüphesiz, kesinlikle bir şeyler olmuştu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.