Kapının Ardındaki Sessizlik

Beni eve götürecek trene binmeden önce Miori'ye bir mesaj gönderdim. Gelgelelim aradan bir saat geçmesine rağmen henüz mesajı okumamıştı bile.

Görünüşe göre gidip kendisini bizzat görmekten başka çarem kalmamıştı.

Ancak bedenim kurşun gibi ağırdı. İçimde kötü bir his, duruma dair üstü kapalı bir önsezi vardı. Sadece yanılıyor olmayı diledim.

Trenden inip yol üstündeki marketten bir geçmiş olsun hediyesi aldım. Yaklaşık yirmi dakika yürüdükten sonra Miori'lerin evine vardım. Yerleşim bölgesinde bulunan, büyük, eski Japon tarzı bir evdi burası. Geniş ve son derece bakımlı bahçenin ortasında, tüm o estetiği bozan bir basketbol potası yükseliyordu. Hemen yan taraftaki boşlukta ise beyaz bir Alphard minibüs park halindeydi.

Geçmişte buraya sık sık geldiğim günlerden bu yana hiçbir şey değişmemişti.

Hafifçe kamburu çıkmış, kır saçlı bir yaşlı kadın, evin dışındaki engawa tarzı ahşap verandada oturuyordu. Girişte beni fark edince yavaşça ayağa kalktı. “O da kim? Sen Natsuki-kun musun? Ne kadar da büyümüşsün.”

“Merhaba büyükanne. Esmer günlerin ardından merhaba.”

Miori'nin büyükannesi elindeki bastondan destek alarak bana doğru adımladı. Bu eve en son dört beş yıl önce gelmiştim, bu yüzden beni hatırlamasını hiç beklemiyordum.

“Miori senden sık sık bahseder. Tam da dediği gibi, pek yakışıklı bir delikanlı olmuşsun.” Büyükannesi neşeli bir gülümsemeyle bana gözlerini dikti.

“Miori... Benden mi bahsediyor?”

“Elbette! Her fırsatta seninle ilgili bir şeyler anlatıp duruyor. Gerçi anlattıklarının büyük kısmı senin nasıl kendini beğenmişlik tasladığınla ilgili şikayetler, sana aptal ya da budala demelerinden ibaret ama yine de senden bahsetmek hoşuna gidiyor gibi.”

Bu sözler üzerine burukça gülümsedim. Tam Miori'ye yakışacak bir tavırdı.

“Yeniden iyi arkadaş olmanıza herhalde dünyalar kadar sevinmiştir.”

“Umarım öyledir. Bana karşı hiç dürüst davranmadığı için ne hissettiğini asla anlayamıyorum. Bu arada,” diyerek havadan sudan konuşmayı asıl geliş sebebime getirdim, “Miori iyi mi? Bir süredir okula gelmiyor da.”

Büyükannesi soruma başka bir soruyla karşılık verdi: “Onu görmeye mi geldin?”

Başımı salladım.

Yüzü gölgelendi. “Sağlığı pek yerinde değil. Kendini odasına kilitledi, dışarı çıkmıyor.”

“Anladım. İzninizle içeri geçebilir miyim? Onunla konuşmak istiyorum.”

“Tabii ki, geç içeri. Miori çok sevinecektir. Gelmişken bir bardak da çayımı iç.”

Ayakkabılarımı çıkarıp eve adım attım. Büyükannesi beni önce tatami kaplı oturma odasına götürdü. Odada, önünde az sayıda yer minderi dizili olan uzun bir masa duruyordu. Masanın üzerinde bir tabak dolusu mandalina ve Japon tatlıları vardı; köşede ise büyük olasılıkla büyükannesine ait olan bir fincan çay duruyordu.

“Burada biraz bekle,” dedi.

Sözünü dinleyip minderlerden birine oturdum. Bana da bir fincan çay getirdi. Gerçekten çok üzgündüm. Geçmiş olsun hediyesini vermiştim vermesine ama haber vermeden kapılarına dayandığım için ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramıyordum. Hasta arkadaşı ziyaret etmek manga ve anime dünyasında klasikleşmiş bir durumdu ancak gerçek hayatta pek de yapılacak bir şey olmuyordu. Hastaya daha çok iş çıkarmaktan başka bir işe yaramıyor, üstelik hastalığı kaparsanız ziyaretin tüm amacını baltalamış oluyordunuz. Belki yalnız yaşayan birine yiyecek götürmek işe yarayabilirdi ama bu seferki durum farklıydı, bu yüzden beni bağışlamalarını umuyordum.

Çayımı yudumlarken etrafa göz gezdirdim. Televizyonda bir seyahat programı dönüyordu. Televizyon ünitesinin kenarında, Miori'nin çocukken anne babasıyla çekilmiş bir fotoğrafı duruyordu. Anne ve babasının ikisi de çalıştığı için muhtemelen henüz eve dönmemişlerdi. Büyükbabasının vefat ettiğini duyduğum için şu an evde sadece Miori ve büyükannesi vardı.

Kısa bir bekleyişin ardından büyükanne odaya geri döndü. “Kusura bakma Natsuki-kun. Şu an kimseyi görmek istemiyormuş... Aslında sağlığı şimdiye kadar epey toparlanmış olmalıydı. Hastalığını kapacağını hiç sanmam.”

“Anlıyorum...” Tahmin ettiğim gibi, hastalığı yüzünden devamsızlık yapıyor değildi.

“Belki de okulda bir şey olmuştur. Natsuki-kun, senin bir bilgin var mı bu konuda?”

“Olabilir ama devamsızlığının asıl sebebinin bu olup olmadığını ona sormam gerek.” Büyükannenin gözlerinin içine baktım ve bakışlarımı kaçırmadan ekledim: “Miori'nin odasının kapısına kadar gidebilir miyim?” Beni görmek istemediğini biliyordum ama uslu uslu geri dönersem hiçbir şey çözülmeyecekti.

Büyükannesi yüzünde sıcak bir tebessümle, yumuşak bir ses tonuyla konuştu: “O kız sana emanet o zaman.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.