Kulaktan Kulağa Fısıldanan Zehir

Grup olarak provalara yeniden başladıktan sonraki hafta oldukça sakin geçmişti. Pazartesi günü işe gitmiştim, salı provamız vardı ve şimdi de çarşamba gününün öğle arası gelip çatmıştı. Sınıflar arası spor şenliğinin üzerinden tam bir hafta geçmişti.

"Nasıl yani? Miori bugün de mi yok?"

"Evet. Spor şenliğinden beri okula gelmiyormuş sanırım."

Sınıfın pencerelerinin önünde toplanmıştık. Her zamanki altı kişilik grubumuzla birbirimize bakındık.

"Reita, senin bir haberin var mı?" diye sordum.

"RINE üzerinden mesaj attım ama henüz dönmedi." Telefona endişeyle bakıyordu.

Uta araya girdi. "Öğretmenlerden birinden soğuk algınlığına yakalandığını duymuştum."

Nanase kafasını salladı. "Sadece bir soğuk algınlığı için bu süre sanki biraz fazla uzun değil mi?"

Hepimiz Miori için endişeleniyorduk.

Belki de aynı sınıfta oldukları için Serika daha fazla şey biliyordur. "Gidip Serika'ya bir sorayım," dedim. Onu aramak için koridora çıktığımda kızlar tuvaletinin önünden geçiyordum ki içeriden gelen fısıldaşmalar kulağıma çalındı.

"Şu Motomiya hakkındaki dedikodu doğru mu dersin? Gerçekten hem Shiratori-kun hem de Haibara-kun ile mi kırıştırıyor?"

"Biri her şeyi kendi gözleriyle görmüş güya. Parkta Haibara-kun'a sarılıyormuş."

"Öğğ, gerçekten iğrenç! Sırf biraz şirin diye kendini bir şey sanıyor zaten."

"Haibara-kun için her zaman sadece çocukluk arkadaşım deyip durmasını hatırlıyor musun? Resmen hava atıyordu. Tam bir sürtük. Shiratori-kun ve Hoshimiya-san için çok üzülüyorum!"

Ayaklarım sanki yere çivilendi. Neler saçmalıyorlardı bunlar? Duyduklarımı zihnimde bir yere oturtamıyordum. Ancak tuvaletten çıkmalarından korkarak aceleyle oradan uzaklaştım. Hiçbir şey duymamış gibi yaparak biraz ilerledikten sonra arkama baktım.

Dedikodu yapanlar birinci sınıfların birinci şubesinden bir grup kızdı. Ortalarında duran kızın adı Hasegawa'ydı. Kendi sınıfında epey öne çıkan biriydi. Erkekler birinci sınıflardaki en güzel kızın kim olduğunu tartışırken Hikari ve Miori ile birlikte onun da adı sıkça geçtiği için kendisini hatırlıyordum. Fakat arkasından pek de iyi kalpli olmadığı konuşulurdu.

Şimdi ne yapacaktım? Kafam paramparça olmuştu. Ne yapmam gerekiyordu? Sakin olmalıydım. Önce durumu mantıklı bir süzgeçten geçirmem şarttı.

Asılsız bir yalan olsaydı kolayca inkar edebilirdim ama aklıma en kötü ihtimal geldi. Miori'nin hem benimle hem de Reita ile kırıştırdığı dedikodusu elbette tamamen uydurmaydı. Fakat spor şenliğinden birkaç gün önceki o geceyi anımsadım. Parkta tam düşecekken Miori'yi tuttuğumu biri gördüyse, kafasında bir yanlış anlaşılma uyanması çok doğaldı.

Dışarıdan bakıldığında sanki Miori bana sarılıyormuş gibi görünmüş olmalıydı. Bu yüzden okulda dolanan dedikoduda benim ona değil, Miori'nin bana yeltendiği söyleniyordu. Peki bu durumda bu yanlış anlaşılma nasıl temizlenecekti? Streçten terlemeye başlamıştım. Geçmiş tecrübelerime dayanarak biliyordum ki bu tarz dedikoduların önünü kesmek deveye hendek atlatmaktan zordu.

Her halükarda ilk adım bilgi toplamaktı. Bu dedikodunun ne kadar yayıldığını ve arkasında kimin olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Belki de Miori'nin okula gelmemesinin sebebi de buydu.

"Hey Natsuki, öğle arası bitmek üzere," diye seslendi uzaktan biri.

Kafamı kaldırdığımda Tatsuya ve diğerlerinin beni çağırdığını gördüm.

"Geliyorum." Aklım her ne kadar bu meseleyle meşgul olsa da dersi asamazdım. Şimdilik sessizce sınıfa dönmeliydim.

Koridorda yürürken üzerimdeki bakışların ağırlığını bariz bir şekilde hissettim. Göz ucuyla etrafımı süzdüm. Özellikle birinci şubedeki kızlar beni dikizliyordu. Anlaşılan dedikodu o sınıftaki tüm kızların diline zaten dolanmıştı.

İyi ya da kötü, dikkat çeken insanlardık. Ben ve Hikari, Reita ve Miori... Okulda bizim dönemdeki en popüler iki çift olarak görülüyorduk. Hal böyleyken aramızdan iki kişinin adı bir skandala karışınca herkesin merakını cezbetmesi kaçınılmazdı. Üzerimdeki o iğneleyici bakışlar da bunun en net kanıtıydı.

Sınıfa girip sırama oturdum. Öğretmen içeri girdi ve ders başladı. Bir süre sınıfın havasını kokladım ama bizim şubedeki öğrencilerden rahatsız edici bakışlar hissetmedim.

Görünüşe göre fısıltılar henüz bizim sınıfa sıçramamıştı. Ancak bu sadece bir zaman meselesiydi. Bu dedikodu bir kez hız kazandı mı tüm okula yayılır, yayıldıkça da çığ gibi büyürdü. Tamamen asılsız olsa bile iş o noktaya varmadan bir an önce çaresine bakmalıydım.

Sıra arkadaşım Hikari, yan taraftan fısıldayarak sordu. "Natsuki-kun, bir sorun mu var?" Yüzünde endişeli bir ifade vardı.

Yüzümü asmış olmalıyım ki hemen durumu fark etmişti. Ne diyeceğimi bilemedim. Ona anlatmalı mıydım yoksa sessiz mi kalmalıydım? Eğer anlatırsam ne kadarını, nasıl söyleyecektim? Ben bile henüz büyük resmi tam olarak göremiyordum.

Biraz düşündükten sonra, "Sayılır. Sonra anlatırım," diye fısıldadım.

Hikari benim sevgilimdi. Durumu tüm detaylarıyla bilmesem bile onunla paylaşmam en doğrusuydu. Dedikodular kulağına benden önce çalınırsa kendini güvensiz ve huzursuz hissedebilirdi. Fakat anlatacaklarım uzundu ve şu an dersin ortasındaydık. Sakince konuşabileceğimiz bir yer bulmam gerekiyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.