Sırların Gölgesinde Kalan Gençlik

Araya giren kısa molayla birlikte antrenman seansımız bittiğinde akşam olmuştu bile. Yamano ile ben, Takasaki İstasyonu’nda Serika ve Mei’den ayrılıp eve dönen trene birlikte bindik. Yamano, ilk günün yorgunluğu omuzlarına çökmüş olacak ki boş bakışlarla pencereden dışarıyı izliyordu.

Bir süre sonra sessizliği bozdu. “Aklıma geldi de senpai, sen Hoshimiya-senpai ile çıkıyorsun, değil mi?”

“Evet. Hikari’yi tanıyor musun?” diye sordum.

“Tanımaz mıyım, Minsta’da acayip ünlü. Arkadaşlarımın hepsi onun model olduğunu sanıyor. Çok tatlı, tarz sahibi, neşeli ve çok da cana yakın görünüyor... Of, seni acayip kıskanıyorum şu an!” Hırsından ayaklarını yere vurup durdu.

Serika da daha önce benzer şeyler söylemişti. Anlaşılan yanılmamıştı; Hikari bizim buralarda gerçekten de fazlasıyla tanınan biriydi.

“İyi de o kız senin gibi birini neden seçti ki?”

“Hey, üstüme gelme! Bunu kendi kendime ben de sorup duruyorum zaten.”

“Yine de dürüst olmak gerekirse eskisinden daha yakışıklısın.”

İster Miori olsun ister Yamano, eski halimi bilen herkes aynı tepkiyi veriyordu. Son zamanlarda beni gözlerinde amma büyütür olmuşlardı, bu durum beni biraz endişelendirmiydi değil.

“Hikari ile yakınlaşmaya çalışırken Miori bana çok yardım etti,” dedim.

Yamano nedense, “Bana anlatma bunları,” diye mırıldanarak elleriyle yüzünü kapattı. “Bu arada, Miori-senpai ile şu Shiratori-senpai denen çocuğun arası nasıl?”

“Yakın görünüyorlar. Eve beraber dönerlerken de gördüm onları.”

“Öyle mi...” Yamano şüpheyle kaşlarını çattı.

“Miori sana detayları anlatmadı mı?”

“Yani, konuşuyoruz tabii ama... Bilirsin işte,” diyerek geçiştirdi.

Gerçi farklı okullara gidince insanın konuşacak vakti de azalıyordu.

“Shiratori-senpai’nin fotoğrafı var mı sende? Bir baksam.”

Telefonumdaki fotoğraf klasörünü kurcaladım. Elimdeki tek fotoğraf, yaz tatilinde hep birlikte gittiğimiz gezide çekindiğimiz grup resmiydi. Kızlar her fırsatta fotoğraf çekilirdi ama biz erkekler bu işleri pek önemsemezdik. Sonunda hayallerimi süsleyen o rengarenk gençliği yaşıyordum. Belki de bu anıları ölümsüzleştirmek için biraz daha girişken olmalı, daha sık fotoğraf çekmeliydim.

“Oha, çocuk çok yakışıklıymış! Seninle bambaşka bir ligde oynuyor, Haibara-senpai.”

“Her fırsatta beni aşağılamak zorunda mısın? Gerçekten çekilmez bir kişiliğin var.”

Yamano fotoğrafa bakmaya devam ederek, “Miori-senpai sadece yakışıklı erkeklerden hoşlandığını iddia edip duruyor da... Gerçi bu sadece onun iddiası ya, neyse,” diye söylendi.

“Bir sorun mu var?” diye sordum.

Başını hafifçe iki yana salladı. “Yok, seninle ilgili bir durum değil. Kafana takma.”

Bir an için içimden, “Böyle dersen daha çok kafama takılır,” diye geçirmek üzereydim ki tren yavaşlayıp durdu. Geleceğimiz istasyona varmıştık.

Trenden inerken içimi kurcalayan o soruyu sordum. “Hem sen neden Miori’yi bu kadar çok merak ediyorsun?”

Yakın olduklarını biliyordum ama sanki Yamano’nun tek konuştuğu şey Miori’ydi.

Yamano, daha fazla detay veremeyeceğini ima eden kapalı bir tonla, “Şey, sadece benden bazı konularda akıl alıyor, o kadar,” diye cevap verdi.

Akıl alıyor demek? Miori artık bana danışmıyordu. Zaten canını sıkan bir şeyler olduğunu ben de fark etmiştim. Demek her şeyi gidip Yamano’ya anlatmıştı. İçten içe biraz kıskandım.

“Görüntüye göre görüşürüz senpai. Grupta birlikte tozu dumana katalım!” Yamano, konuşmayı bitirmek istercesine veda edip el sallayarak uzaklaştı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.