Gönül İşlerinde Acemi

Güneş batarken gökyüzünü kızıla boyuyordu. Okul festivalinin üçüncü günü, artık akşam oluyordu. Birinci sınıfın dersliğinde benden başka kimse kalmamıştı. Standların hepsi çoktan kapanmıştı; geriye kalan tek etkinlik, bahçedeki sahnede hafif müzik kulübünün vereceği konserdi. Pencereden dışarı baktığımda, kalabalığın coşkudan şimdiden kendinden geçtiğini görebiliyordum.

Sanırım bir sonraki sırada Natsuki ve Serika’nın grubu vardı. Durum böyleyken, bahçeye gitmeyip bu boş sınıfta beklememin bir sebebi vardı elbet.

“Bakıyorum da birinci sınıftan kimse kalmamış,” dedi bir ses.

Arkamı döndüğümde birinin kapıyı açıp içeri girdiğini gördüm. Gelen Reita-kun idi. Dönemimizin en popüler çocuğuydu... ve benim de gözüme kestirdiğim kişiydi. Sınıfta kalma sebebim, bana burada beklememi söyleyenin kendisi olmasıydı.

“Bu durumda ikinci sınıf da boşalmıştır herhalde?” diye sordum.

“Herkes Natsuki’nin grubunu dinlemeye gitti. Gerçi bizim temizlik işleri henüz tam bitmedi ama.”

“Sen gidip izlemeyecek misin?”

“İzleyeceğim ama önce seninle konuşmam gerek.” Reita-kun pencere kenarında durduğum yere doğru geldi ve iki adım ötemde durdu. Gözlerim gözleriyle buluştu. Yüzündeki o ciddi ifade yüzünden gözlerimi ondan alamıyordum. “Miori, sana önemli bir şey söylemem gerek. Aslında konunun ne olduğunu az çok tahmin ediyorsundur.”

“Efendim?” Ne diyeceğimi bilemedim. Hiçbir tahminim yoktu, beni buraya neden çağırdığına dair en ufak bir fikrim bile yoktu. “Reita-kun?” Başımı hafifçe yana eğdim.

Gözlerini dikmiş, pürdikkat bana bakıyordu. Normalde yüzünden o nazik gülümseme hiç eksik olmazdı ama şu an bana son derece samimi ve ciddi bir ifadeyle bakıyordu.

Reita-kun bir an sessiz kaldı. Çok geçmeden havadaki o gerginliği ben de hissetmeye başladım. Boş bir sınıfta yapayalnız kalmış bir kız ve bir erkektik. Üstelik birbirine oldukça yakın iki arkadaştık. Yoksa... Aklımdan bu düşüncenin geçtiği o an, Reita-kun aramızdaki o geçici sessizliği bozdu.

“Pekala, en iyisi doğrudan konuya girmek,” diye mırıldanıp kendi kendine onayladı. Elini bana doğru uzattı. “Senden hoşlanıyorum Miori. Benimle çıkar mısın?”

Yalan söylemiyordu, şaka da yapmıyordu. Reita-kun’un yüz ifadesi, ses tonu ve yaydığı o hava, söylediği her kelimede ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu. Bunlar normalde duymak için can atmam gereken kelimelerdi. Sonuçta onunla bir randevu koparabilmek için az plan yapmamıştım. Sonunda emeklerimin karşılığını alıyordum.

Yine de içimde en ufak bir heyecan kıpırtısı uyanmadı. Tek yapmam gereken başımı sallayıp teklifini kabul etmekti ama bunu yapamıyordum. Duygularımdaki bu dalgalanma, korktuğum şeyi bir kez daha kanıtlamıştı.

Reita-kun’a gerçekten ilgi duymuştum, bu yadsınamazdı. Giriş töreninin yapıldığı gün onu ilk gördüğümde, ne kadar da hoş bir çocuk olduğunu düşünmüştüm. Yakışıklı, ağırbaşlı ve zekiydi. Kendi kendime, kesin çok popülerdir, demiştim.

Onun hakkındaki ilk izlenimim buydu. Nasıl biri olduğunu merak ettiğim için, Natsuki’yi aracı kullanarak onunla daha çok konuşabilmek adına bir plan kurmuştum. Başlarda işi ağırdan alıyordum. Benim gibi ona yakınlaşmaya çalışan kızları savuşturmaya alışkın olduğunu hissedebiliyordum. Aynı zamanda kibar ve düşünceli bir insandı. Fakat gerçek hislerini bir türlü kestiremiyordum.

Ancak arkadaş oldukça, yaşına uygun, çocuksu yönlerini de görmeye başladım ve bu halleri bana çok sevimli geldi. Ondan hoşlandığımdan zerre şüphem yoktu.

İlk başlarda muhabbeti hep ben kurardım ama bir noktadan sonra roller değişti. Reita-kun her fırsatta beni bir yerlere davet etmeye başladı. İkimiz de bu değişimin farkındaydık elbet.

Ondan soğumuş falan değildim. Sadece... kalbimin köşesine çoktan yerleşmiş başka bir varlık hızla büyümüştü ve bir süre sonra aklım fikrim sadece onunla dolup taşar olmuştu. Bu his içimde durmaksızın büyümüştü ve şu an bile büyümeye devam ediyordu.

Belki de bir zamanlar Reita-kun’u gerçekten sevmiştim. Hislerimin basit bir ilgiden çok daha fazlasına dönüştüğü anlar olmuş olabilirdi. Ama artık durum farklıydı. Kalbimde bir başkası vardı.

“Gerçekten çok üzgünüm.” Boğazımdaki düğümü zorlayarak bu sözleri dökebildim. “Sana ümit verdiğimin farkındayım. En başta senden hoşlandığım için sana yakınlaşmıştım... ama benim sevdiğim başka biri var, o yüzden... Üzgünüm.” Kafam o kadar karışmıştı ki, ağzımdan sadece bu zavallıca açıklama çıkabildi.

Reita-kun gözlerini benden ayırmadı. Şu an bile o sakinliğini ve soğukkanlılığını yitirmemişti. Hatta sanki... durumun buraya varacağını zaten biliyor gibi bir hali vardı.

“O sevdiğin kişi Natsuki mi?”

Nefesimin kesildiğini hissettim. Nasıl anlayabilmişti? Bunu herkesten köşe bucak saklıyordum. Hem zaten, kendi aşkı için yardım ettiğim Natsuki’ye aşık olmam baştan aşağı saçmalık değil miydi? Sırf süzme bir budala bunu yapardı... Gerçi, tam olarak bunu yapan bendim ya. Şimdi iyice moralim bozulmuştu işte.

“Bunu da nereden çıkardın?” diye sordum çekinerek. Bir yandan soruyu sorup konuyu uzatmaya çalışırken, diğer yandan onu nasıl geçiştirebileceğimi düşünüyordum. Ama bana ilan-ı aşk etmiş birine yalan söylemek büyük saygısızlık olurdu... Değil mi? O zaman gerçeği söylemeliydim.

Ben bu endişelerle boğuşurken, Reita-kun kaşlarını çattı. “Yani, dışarıdan bakan herkes bunu kolayca anlayabilir... Kimsenin fark etmediğini mi sanıyordun gerçekten?”

“Nee?! G-Gerçekten mi?!” Beni hazırlıksız yakalayan bu keskin sözleri canımı acıtmıştı. Verdiğim bu aşırı tepkiyle iddasını istemeden de olsa doğrulamış oldum; gerçi onun amacı zaten benden laf almak değil gibiydi. Reita-kun, Natsuki’ye aşık olduğumdan adı gibi emindi.

“Gerçekten... dışarıdan bakınca o kadar belli oluyor mu?” Yanaklarımın alev alev yandığını hissettim. Sesim bile hafifçe titremişti. Hiç bana göre hareketler değildi bunlar. Kendimi toparlamam gerekiyordu ama bir türlü beceremiyordum. Utancımdan yer yarılsa da içine girsem diyordum.

“Farkında olmadan gözlerin hep Natsuki’yi arıyor. Benimleyken bile sürekli ondan bahsediyorsun. Üstelik okulda bu kadar samimi olduğun tek erkek o, yani bunu fark etmemek için kör olmak lazım.” Reita-kun nedense bu halime bıyık altından güldü.

Ne diye gülüyordu ki şimdi? Gerçekten inanılmaz. “Şey... Yani, şey mi demek istiyorsun, diğer herkes de mi bunu fark etti?” Eğer öyleyse, utancımdan sokağa çıkamazdım!

“Bilmem ki. En azından şimdilik diğerlerinin ruhu bile duymuş gibi görünmüyor.”

İçimi büyük bir rahatlama kapladı. Ç-Çok şükür! Demek ki herkesin ilk bakışta anlayacağı kadar bariz davranmıyordum. Reita-kun sadece fazla dikkatliydi; diğerlerine kıyasla çok daha keskin gözleri vardı. Tanrıya şükür...

“Tabii bunda benim seni diğer insanlardan çok daha fazla izliyor olmamın da payı var,” diye ekledi gayet sıradan bir şeyden bahseder gibi.

Bunu hiç çekinmeden, bu kadar rahat söyleyebilmesine hayran kalmıştım. Natsuki olsaydı, şimdiye çoktan kasım kasım kasılırdı. Gözümün önüne geliyordu bile... Yüzünde o “buraların kralı benim” edası belirirdi kesin.

“Neyse, zaten Natsuki’yi sevdiğini biliyordum. Buraya bunu göze alarak geldim.”

“B-Bunu göze alarak mı geldin?” Ne dediğini tam kavrayamadığım için sözlerini şaşkınca tekrarladım. Kafam iyice çorba olmuştu. Reita-kun bana aşkını ilan etmişti, ben onu reddetmiştim. Başkasını sevdiğimi biliyordu. Ama yine de karşımda durmuş, sakince gülümsüyordu. “D-Dur bir dakika... O zaman neden bana açıldın ki? Seni reddedeceğimi bilmiyor muydun?”

“Sadece hislerimi bilmeni istedim. Çok mu yanlış yapmışım?” derken dişlerini göstererek içtenlikle gülümsedi.

Heyecandan ne yapacağımı bilemez halde debelenirken kalbimin ritmi hızlandı. Benim bu telaşlı halimin aksine, Reita-kun son derece rahat bir tavırla ekledi: “Şakaydı.”

N-Nee? İşte bu yüzden bu çocuk böyle... Ah, deli olacağım! Kızların onda ne bulduğunu şimdi çok daha iyi anlıyordum. Ama ne yazık ki ben Natsuki’ye sadıktım, o yüzden böyle numaralar bana sökmezdi. Hayır, dur, dur, dur. “Natsuki’ye sadık” da ne demekti yahu? Öyle bir şey yoktu bir kere. Kesinlikle yoktu. O budalayı falan sevdiğim yoktu tamam mı? Kimse yanlış anlamasın! Hem ben şu an kendi kendime kiminle tartışıyordum ki böyle... Ah! Tanrım, her şey ne kadar da karmaşık bir hal almıştı!

“İşin içine aşk meşk girince çok komik oluyorsun. Ya da belki de sadece konu Natsuki olunca böylesindir,” dedi Reita-kun, yüzümden geçen binbir çeşit ifadeyi dikkatle süzerek.

“Ne var yani? Aşk konularında henüz çömezim ben!” Son zamanlarda Reita-kun’un karşısında güçlü görünmeye çalışmanın tamamen beyhude bir çaba olduğunu öğrenmiştim (çünkü çok dikkatliydi ve maskemi anında indiriyordu), bu yüzden ben de dikbaşlı bir tavır takındım. Aman, neyse ne! Hiç de umurumda değildi artık!

“O zaman, aşkı benden öğrenmek için benimle çıkmaya ne dersin?”

Tam her şeyden ümidimi kesmişken, kulağıma inanılması güç bir teklif çalındı.

“Elbette Natsuki’yi sevmeye devam edebilirsin. Onunla vakit geçirmene de karışmam. Hatta benimle çıkmayı bir tür alıştırma olarak görmende bile sakınca yok.”

Bu teklif benim gibi biri için fazlasıyla cömertti. Yine şaka yaptığını düşündüm ama gözlerindeki o kararlı ifade hiç de öyle demiyordu.

“Ancak, bir gün bana da o gözlerle bakman için elimden gelen her şeyi yapacağım.” Söylediği bu sözler kalbimin en derin köşelerine kadar işledi.

Reita-kun’un bu açık yürekliliği ve sunduğu o ışıl ışıl teklif, kalbimi daha da büyük bir karanlığın içine sürükledi. Eğer ona aşık olabilseydim, belki de gerçekten mutlu olabilirdim.

Natsuki’yi sevmeye devam ettiğim sürece sadece acı çekecektim. Şu an onun kalbi Uta ile Hikari-chan arasında gidip geliyordu ve o kalpte bana yer yoktu. Olmaması da çok doğaldı; çünkü bu aşk savaşına hiçbir zaman dahil olmamıştım. Bu saatten sonra araya girip düzeni bozacak cesaretim yoktu.

Zaten en başta Natsuki ile işbirliği yapmamın sebebi de Reita-kun ile çıkabilmekti. En azından yolun başında durum buydu. Yani Reita-kun’un bu teklifini kabul edersem, Natsuki ile olan ortaklığımızı da doğal bir şekilde sonlandırabilirdim. Amacıma ulaştığım takdirde, onun da bana yardım etmesi için bir neden kalmayacaktı.

Böylece ondan uzaklaşabilir ve içimdeki bu karşılıksız aşkın zamanla sönüp gitmesi için dua edebilirdim. Reita-kun bu hislerime göz yumarak benimle çıkacak, ben de ona aşık olabilmek için çabalayacaktım. Şu an için elimdeki en mantıklı seçenek buydu. En azından, o anki aklımla böyle düşünmüştüm.

“Bu hislerden bir çırpıda vazgeçemem, biliyorsun değil mi?”

“Biliyorum ve bunu dert etmiyorum.” Reita-kun yüzündeki o yumuşak gülümsemeyle başını salladı. “Yine de, seninle çıkmayı ne kadar çok istediğimi ve seni ne kadar çok sevdiğimi bilmeni isterim.”

İçimdeki bir yan, onun gibi birinin benim gibi birini sevmesinden ötürü gerçekten çok mutlu olmuştu. Bu yüzden teklifini kabul ettim.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, bunu asla yapmamış olmam gerektiğini çok daha iyi anlıyorum. Reita-kun’un o sonsuz nezaketine fazla sığınmıştım. Kendi bencilce duygularımı her şeyin önüne koymuş... ve çok büyük bir hesap hatası yapmıştım. İçimdeki sevginin büyüklüğünü hafife almıştım. Bu hislerin öyle bir kalemde silinip atılabileceğini düşünmekle büyük bir yanılgıya düşmüştüm. Hayatımın en büyük hatası da bu olmuştu işte.

Ve elbette, işlediğim bu günahın bedelini ödeyecektim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.