Yeni Bir Başlangıç ve Tanıdık Yüzler

Dersler biter bitmez sınıftaki hava bir anda gevşedi. Kimi aceleyle çıkıp gidiyor, kimi sırasında kalıp laflıyor, kimi de kulüp faaliyetlerine yetişmeye çalışıyordu. Tüm bu kargaşanın ortasında, bambaşka bir işle uğraşmak zorunda olan tek kişi bendim; spor şenliği yürütme kurulu toplantısına katılacaktım.

Biliyordum zaten. Bu iş tam bir baş belasıydı. Yatacak yerin yok, Fujiwara... Gerçi bugün işim de yoktu, yapacak başka bir şeyim de, o yüzden çok da dert değildi. Sınıf öğretmenimiz toplantının hangi sınıfta yapılacağını söylemişti. Oraya doğru yürürken önümde giden birini fark ettim.

Siyah saçlarını atkuyruğu yapmış kız öğrenciye arkasından seslendim. "Miori?"

Doğru tahmin etmiştim; dönüp bana baktı ve yüzünü tiksinti dolu bir ifadeyle buruşturdu. "Öğğ."

Bu nasıl bir tepkiydi böyle? Bu tarz surat ifadeleri bana geçmişi hatırlatıyordu, lütfen yapma. Eskiden insanlarla iki kelime konuşmaya kalksam benden nefret ederlerdi... Gerçi şimdilerde kimse böyle tepkiler vermediği için keyfime diyecek yoktu.

"Bir dakika, sen de mi kurul üyesisin?" diye sordu.

"Evet. Ne o, seni de mi zorla üye yaptılar?"

"İradem dışında oldu. Sınıfta temsilci seçilirken sıramda uyukluyordum, ihale bana kaldı... Kahretsin." Son derece keyifsiz görünen Miori, homurdanarak içini çekti.

"Kendi düşen ağlamaz derler."

"Antrenmana geç kalacağım," diye söylendi. "Tam bir fiyasko."

Ona yetiştim ve koridorda yan yana yürümeye başladık. Telefondaki o son konuşmamızdan beri hiç görüşmemiştik. Farklı sınıflarda olduğumuz için karşı karşıya gelme fırsatımız pek olmuyordu; artık ortaklığımız da bittiğine göre birbirimizi aramak için bir sebebimiz kalmamıştı. İşte bu yüzden aramızdaki hava şu an biraz gergindi.

Sessizliğin ağırlığına dayanamayıp konuşacak bir konu aradım. "Reita ile nasıl gidiyor?"

"Nasıl gidiyor derken neyi kastediyorsun? Kavga ediyor gibi bir halimiz mi var?"

"Yok, şey... Dün eve dönerken sizi istasyonda gördüm de. İşler yolunda gidiyor gibi görünüyordu."

Miori nedense şaşırmış gibiydi. "Sen de mi oradaydın?" diye sordu.

"Evet, tesadüfen işten çıkmış dönüyordum."

"Gerçekten mi? İnsan bir selam verir."

"Olamaz, hayatta olmaz! Reita ile baş başa kaldığınız o anı bozamazdım."

"Seni durduran bu muydu yani? Vay canına, ortama göre hareket etmeyi becerebilmene şaşırdım doğrusu."

"Kes sesini. O kadar da görgü kuralı biliyorum herhalde."

Sıradan bir sohbetti ama yanımda yürümesine rağmen Miori bana nedense çok uzak geliyordu. Ses tonunda, yüz ifadesinde ve tavırlarında bir gariplik vardı. Eskisi gibi bana yakın davranmaya çalışmıyor gibiydi. Yine de beni tamamen dışlıyor gibi bir hali de yoktu. Miori de bu durumdan rahatsız görünüyordu.

Konuşmamız yine bıçak gibi kesildi. Artık ortak olmadığımız için birbirimize ne kadar yakın durmamız gerektiğini kestiremiyorduk.

Bir süre sonra, "Eee... Peki ya sen?" diye sordu.

"Ne olmuş bana?"

"Hikari-chan ile arayı iyi tutabiliyor musun?"

"Şey..." Duraksadım. "Sayılır? Galiba, yani... Sanırım..."

"Neden bu kadar yuvarlak cevaplar veriyorsun?"

Çünkü işlerin tıkırında gittiğini düşünen tek kişi ben olabilirim. "En nihayetinde sadece bir haftadır sevgiliyiz. Üstelik şimdiye kadar sadece tek bir randevuya çıktık."

"Benim için de durum farklı değil. Ne cevap vermemi bekliyordun ki?" dedi somurtarak.

Miori’ye uzun uzun, dikkatlice baktım. Onu her zaman arkamı yaslayabileceğim güvenilir bir ortak olarak görmüştüm ama ilk defa gözüme bu kadar küçük ve savunmasız görünüyordu.

Bakışlarımdan rahatsız olup huzursuzca kıpırdandı ve kaşlarını çattı. "Ne var?"

"Şimdi düşününce, Reita senin ilk erkek arkadaşın mı?"

"Evet, öyle. Ne olmuş? Bir sorun mu var?" Ses tonu iyice asabileşmişti.

Aşk meşk işlerinde son derece tecrübeli olduğunu sanıyordum ama görünüşe göre fena yanılmıştım. Gerçi mantıklıydı; ortaokulda o kadar popüler olmasına rağmen biriyle çıktığına dair hiçbir dedikodu duymamıştım. Yani erkekler hakkında her şeyi biliyormuş gibi taslaması, tamamen o her zamanki güçlü görünme çabasından ibaretti. Miori hep böyleydi. En zor anında, yapayalnız kaldığında bile dik durmaya çalışır, gururundan ödün vermezdi.

"O zaman ikimiz de aynı gemideyiz desene," diye mırıldandım.

"Bu söylediğin hiç hoşuma gitmedi. Beni kendinle bir tutma!" Utançtan yanakları pembeleşti.

Heh, sevimli şey.

"Ama artık anlıyorsun, değil mi?" diye devam etti.

"Neyi?"

"Ortaklığı bitirelim deme sebebimi," dedi Miori, kısa bir duraksamanın ardından.

Demek konuyu buraya getirecekti.

"Ben de daha önce kimseyle çıkmadım, bu yüzden artık sana tepeden bakıp akıl verebilecek durumda değilim. Sadece sevgili olmadan önceki aşama hakkında bir şeyler söyleyebilirdim."

"Gerçekten mi? Sırf bu yüzden mi yani?"

Doğru, Miori ile karşılıklı çıkara dayalı bir ortaklık kurmuştuk. Benim kazancım, Rengârenk Gençlik Planımı gerçekleştirmem için bana vereceği faydalı tavsiyelerdi. Konu arkadaşlık ilişkilerini güçlendirmek ya da bir kız arkadaş edinmek olduğunda, kendi sosyal deneyimlerine dayanarak bana yol gösterebileceğinden emindi. Fakat kendisi de daha önce hiç ilişki yaşamadığı için, iş ciddiye bindiğinde ortaya çıkan sorunlar hakkında söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştı.

Diğer taraftan, bu ortaklık sayesinde Miori de Reita ile yakınlaşma fırsatı bulmuştu. Artık amacına ulaştığına göre, benden elde edeceği bir çıkarı kalmamıştı. Durumu kafamda ne kadar evirip çevirsem de sonuç değişmiyordu: Ortak kalmamız için hiçbir neden yoktu.

Bu mantığı anlıyordum. Gerçekten anlıyordum ama bozulan ittifakımız nedense hâlâ içime sinmiyordu.

"Bundan sonra akıl danışacak birine ihtiyaç duyarsan, bu iş için benden çok daha vasıflı insanlar bulabilirsin. Hem bence sen artık başkalarına bağımlı olmadan, kendi ayaklarının üzerinde durabileceğin bir noktadasın," dedi Miori.

"Beni gözünde biraz fazla büyütmüyor musun?"

Ben de beni gözünde büyütmeyecek tek kişinin sen olduğunu düşünmüştüm. Kendimi biraz kötü hissettim. Miori aramıza mesafe koymaya çalışıyordu ama ben bunu istemiyordum. "Ortaklığımız bitmiş olsa bile, sadece bir haftalık taze sevgililer olarak dertlerimizi normal bir şekilde paylaşabilseydik güzel olurdu. Arkadaşların birbirine akıl danışması normal değil mi zaten?"

Sessiz kaldı. Tam olarak adını koyamadığım bir şeyler beni huzursuz ediyordu. Söyledikleri kesinlikle ortaklığı bitirme sebeplerinden biriydi ama tüm hikayenin bundan ibaret olmadığına dair içimde bir his vardı. Benden bir şeyler gizliyor gibiydi.

"Bana çok yakın davranırsan Hikari-chan kıskanır, biliyorsun değil mi?"

Uykumda Miori’nin adını sayıkladığımda Hikari'nin verdiği tepkiyi hatırlayarak, "Şey, galiba o havayı ben de sezdim," diye itiraf ettim. Şaka yollu takılmıştı ama bu, durumun onu hiç rahatsız etmediği anlamına gelmiyordu.

"Gördün mü? Benim için de aynı şey geçerli. Reita-kun seninle çok yakın olduğumuzu düşünürse zor durumda kalırım." Miori rahatlamış bir şekilde içini çekti. "Yaz tatilinde sen de söylemiştin, hatırla. Artık senin evine gelip gitmeyi bırakmamı istemiştin. Şimdi ikimizin de hayatında başkaları varken bu durum iki kat daha önemli. Aramızdaki mesafeyi yeniden ayarlamak için en doğru zamandayız."

İtiraz etmeme fırsat tanımamıştı. Cevap verecek kelimeleri ararken çoktan sınıfın önüne gelmiştik. İçerisi daha önce hiç görmediğim ikinci ve üçüncü sınıf öğrencileriyle doluydu. Kurulun yarısı çoktan gelmiş gibi görünüyordu.

Birinci sınıflar nerede? Sınıfı gözlerimle tararken Mei'nin bana el salladığını gördüm, bunun üzerine Miori ile birlikte onun yanına adımladık.

"Ş-Şükürler olsun geldin, Natsuki." Mei neredeyse gözyaşları içinde kalacak gibi görünüyordu. "Kimseyi tanımadığım için ödüm patladı."

"Selam, Mei. Seni de mi zorla bu kurula ittiler?" diye sordum.

"Zorla ittiler denemez de... Daha çok, herkesin ne istediğini sezip ona göre davrandım diyelim." Gözlerini uzaklara dikip boş bir bakışla güldü.

Evet, kesinlikle zorla kakalamışlardı...

"Seninle aynı gruptaki çocuk, değil mi?" diye sordu Miori.

"Evet. Shinohara Mei kendisi. Ona iyi davran."

Mei, Miori ile konuşmamızı şaşkın şakın izliyordu.

"Ben Motomiya Miori. İkimiz de kuruldayız, umarım iyi anlaşırız." Az önce suratından düşen bin parça olan kızın kendisi olduğuna inanmak güçtü; Mei'ye son derece sevimli bir gülümseme sundu.

Heyecanlanan Mei, kızın önünde üst üste eğilerek selam verdi. "E-Evet! Tanıştığımıza çok memnun oldum!"

Nasıl tepki vereceğini bilemeyen Miori, "Ahaha..." diye yapmacık bir şekilde güldü. "Son üye kim acaba?"

"Evet. Üçüncü sınıfın temsilcisinin de burada olması gerekiyordu," dedim.

Miori 1-1'in, ben 1-2'nin, Mei ise 1-4'ün temsilcisiydi; yani grupta 1-3 sınıfından bir birinci sınıf öğrencisinin daha olması gerekiyordu. Ryomei Lisesi’nde her dönem dört şubeden oluşuyordu.

Üçümüz laflarken arkamızdan utangaç bir ses yükseldi. "Affedersiniz..."

Arkamızı döndüğümüzde karşımızda çekingen duruşlu bir kız gördü. Gevşekçe tutturulmuş siyah saçları omzuna dökülüyordu ve gözünde mavi çerçeveli gözlükler vardı. Göğüslerinin üzerinde birkaç kitabı sıkı sıkı tutuyordu.

İlk bakışta oldukça sıradan görünüyordu ama biraz daha dikkatli bakınca yüz hatlarının ne kadar şirin ve duru olduğunu fark ettim. Onu daha önce bir yerde görmüş gibiyim... Yoksa yanılıyor muyum? Birinci sınıf mı acaba?

"Ben Funayama Shizuki... 1-3 sınıfından." Sesi titriyordu; heyecanlı olmaktan ziyade, insanlarla konuşmaya pek alışkın değilmiş gibi bir hali vardı. Bakışlarını çoğunlukla yerde tutuyordu, arada bir göz göze geldiğimizde ise hemen kafasını çeviriyordu.

Üçüncü sınıflarla pek bağım olmasa da okulun popüler çocuklarının kim olduğunu az çok bilirdim... Lisedeki ilk yılımda bile onu hatırlamıyorum. Muhtemelen kendi halinde, sessiz sakin tiplerdendi.

Sıcak bir hava yaratmaya çalışarak gülümseyip, "Ben de 1-2'den Haibara Natsuki. Tanıştığımıza memnun oldum," dedim.

"Ah, evet... Ben de memnun oldum." Funayama-san hafifçe eğilerek selam verdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.