Yarım Kalan Melodiler ve Beklenmedik Sorular

Sınıftakiler neşeyle turnuvadan bahsederken çantamı alıp çıktım. Bugün ikinci yürütme kurulu toplantısı vardı.

Kapıdan adımımı atar atmaz Miori ile burun buruna geldik. Bilerek ayrı zamanlarda gidiyormuş gibi görünmek komik kaçacağından yan yana yürümeye başladık.

Bugün ne yapacaktık diye sordu.

Yanagishita-senpai'ın söylediklerini hatırlamaya çalışarak, puanlama sistemini netleştireceğiz, panolar için bir şeyler hazırlayacağız, öyle ıvır zıvır işler işte, diye cevap verdim.

Of, çekilir çile değil, diye homurdandı. Öğrenci Konseyi yardım etmiyor mu bunlara?

Bizim Öğrenci Konseyi pek bir uyuşuk, diyerek ona hak verdim. Zaten pek bir yetkileri de yoktu, o yüzden bu tarz etkinliklerin komitelerine pek burunlarını sokmazlardı. Muhtemelen bu yüzden bizim okulun komiteleri diğer okullara kıyasla çok daha fazla yükün altına giriyordu. Gerçi sadece Ryomei'de okuduğum için diğer yerlerde işlerin nasıl yürüdüğünü pek bildiğim de söylenemezdi.

Natsuki! Merhaba, diyen Mei, bizi görünce koşturarak yanımıza geldi.

Aynı yere, aynı saatte gittiğimize göre yolda karşılaşmamız kaçınılmazdı zaten.

Bugünkü toplantı için çok heyecanlıyım! Mei'nin yüzünde güller açıyordu.

Altı üstü bir kurul toplantısının nesine heyecanlanıyordu ki bu çocuk?

Miori muzipçe sordu. Funayama-san da orada olacak diye mi yoksa?

Şey, yani... Mei utangaç bir tavırla kıkırdadı.

Bak sen, demek öyle, diye takıldı Miori.

Ne olur ona bir şey söylemeyin!

Söylemem merak etme. Ama bu tarz duyguları onunla kendin paylaşmalısın.

Mei ile Miori laklak ederken köşeyi döndük ve biraz ileride yürüyen Funayama-san'ı gördük. Mei'yi anında bir titreme aldı, heyecandan ne yapacağını şaşırmıştı.

Hadi git konuş onunla, dedi Miori.

Ne?! Hep beraberiz işte, niye sadece ben gidiyorum?! diye feryat etti Mei.

İlk selamı sen verirsen gözünde daha iyi bir izlenim bırakırsın, dedim ben de araya girerek.

Biz arkada didişirken Funayama-san bizi fark edip arkasına döndü. Kibarca eğilerek, Merhaba, dedi.

M-Merhaba! Mei'nin heyecandan devreleri yanmış olacak ki, kurduğu cümle durumu daha da batırdı. Bugün hava ne kadar güzel, değil mi?

Hava kapalıydı. Ayrıca kart oyunlarında hava durumuna dayalı desteler güçsüz olurdu, pek tavsiye etmezdim.

Funayama-san şaşkınlıkla pencereden dışarı baktı. Evet... Hava biraz kapalı sanki.

E-Evet, öyle... Kusura bakma.

Kız susunca Mei de gergin bir şekilde gülmeye başladı. Ne yapıyorsun be adam? Boş boş kıkırdamaya devam edince Funayama-san da ne diyeceğini bilemedi, sohbet tamamen tıkandı. Başka konuşacak konunuz yok mu sizin? Gerçekten yakınlaşmak istiyor musunuz siz?

Sevdiği kızın karşısında konuşmanın verdiği baskıya dayanamayan Mei, yardım istercesine bana baktı. Bana öyle bakma. Sadece hava durumu kartıyla yola çıkarsan böyle kalırsın işte! Benim dönemin başında her ihtimale karşı hazırladığım ondan fazla sohbet destem vardı. Hazırlıklarım her zaman kusursuzdur, her kartı yerinde oynarım.

Normal insanlar bu kadar ileri gitmez mi? Ben ikinci hayatımı yaşıyorum, normal olmadığımı zaten kabul ettim!

Komite işleri tam bir baş belası ama elden bir şey gelmez, diyerek aralarındaki o çöl sessizliğini sıradan bir cümleyle bozmaya çalıştım.

Umarım çabucak biter, diyerek söze girdi Miori. Yüzü gülüyordu ama gözlerindeki o bıkkınlık, "Bu ikisi ne yapıyor böyle?" der gibiydi.

Ben de tam olarak öyle düşünüyordum. Mei ile Funayama-san araya girmemizle derin bir nefes aldılar. Rahatlamayın hemen! Konuşsanıza! Mei'nin yanına sokulup kulağına fısıldadım. Mei, bana bir saniye izin verir misin? Sonra göz ucuyla Miori'ye işaret çaktım. Şunu biraz oyala.

Miori bıkkın bir ifadeyle başını salladı. Funayama-san... Şey, sana Shizuki-chan diyebilir miyim?

Nasıl? Ah, tabii ki, sorun değil.

Onlar kendi aralarında konuşmaya başlayınca Mei fısıldayarak sordu. N-Ne oldu?

Biraz daha konuşsana oğlum.

Ben... Nasıl sohbet edilir bilmiyorum ki.

İyi dinle. Sohbeti devam ettirmenin sırrı, karşındakine ilgi göstermektir.

İlgini çekmese bile çekiyormuş gibi davranman gerekirdi. Peki bu pratikte ne anlama geliyordu? Ona sorular soracaktın. İletişimin temel kuralı buydu. Başkalarından duyduğum yarım yamalak bilgileri satıyordum belki ama tecrübelerime göre bu taktik işe yarıyordu.

Tabii ki onunla ilgileniyorum ama...

Mei'nin Funayama Shizuki'ye gerçekten değer verdiğini biliyordum. O zaman bunu ona da göster, dedim. İlişkiyi derinleştirmek, karşındakini tanımaktan geçerdi.

Mei derin bir nefes alıp kıza doğru döndü. Şey, Funayama-san.

E-Efendim? Kızın omuzları hafifçe dikleşti.

Okul festivalindeki konseri izlediğini söylemiştin, değil mi?

E-Evet.

Acaba rock müzikten hoşlanır mısın?

Doğrudan buradan mı girdi? Müzik manyağı olduğu için tam onluk bir hareketti.

Evet, çok severim, diye yanıtladı kız. Belki dışarıdan pek öyle görünmüyorumdur ama çok fazla rock dinlerim. Özellikle de yabancı grupları.

Ben... Ben de yabancı rock gruplarını çok severim! En çok hangilerini dinlersin?

Oasis severim. Kesin duymuşsundur.

T-Tabii ki! Duymaz olur muyum hiç? Çok ünlüdürler! Ben de çok severim! Morning Glory tam bir başyapıttır! Hatta diğer şarkıları da...

Konu müzik olunca Mei, tam bir otaku gibi hızlı hızlı ve uzun uzun konuşmaya başladı. Kendi güvenli alanına çekilmişti, belki biraz fazla kaptırmıştı ama Funayama-san da onu ilgiyle dinliyor, kendi fikirlerini paylaşıyordu. Görünüşe göre zevkleri uyuşuyordu, en başından beri böyle yapmalıydılar.

Yahu, diye mırıldandım kendi kendime. Bu çocukların arkasını toplamaktan gına geldi. Gözüm yan tarafa kayınca Miori ile göz göze geldik. Yüzünde buruk bir tebessüm vardı. Benimle uğraşırken de hep böyle mi hissediyordun?

Omuz silkti. Pek sayılmaz. Sen bu kadar zor değildin.

Ne ara annem gibi davranmaya başladın? Sana çok yük olduğumu hissediyorum oysa. Miori'nin hayatımda sıradan bir figüran olmadığını o an bir kez daha anladım. Kim bilir ona ne kadar çok yaslanmıştım?

Öyle mi düşünüyorsun? Asıl bana yardım eden sendin. Benim yaptığımı herkes yapabilirdi. Aslında bana ihtiyacın yoktu senin, diyerek başını hafifçe iki yana salladı.

Liseye böyle parlak bir başlangıç yapabildiysem bu tamamen senin sayende oldu, dedim. Yoksa hayatımın ilk seferindeki gibi yine o gri, sönük günlere mahkum olacaktım. Sen olmasan bugün burada olamazdım. Gençliğime renk katan sensin.

Bu yüzden onun kendini böyle değersizleştirmesi beni biraz kızdırmıştı. Sana minnettarım, diye devam ettim. Sana ihtiyacım vardı. O yüzden böyle konuşma.

Miori'nin yüzündeki o sert ifade kırıldı, usulca başını salladı. Üzgünüm.

Mei ile Funayama-san bir ara konuşmayı kesmiş, dik dik bize bakıyorlardı. Kahretsin! Bunları burada konuşmamalıydım. Çocukların en tatlı anını bölmüştüm. Kusura bakmayın ya! Kendi aramızda bir şeydi, siz bize bakmayın.

Şey, evet, diye ekledi Miori de durumu kurtarmak için. Siz takılın, sohbetinize bakın lütfen.

Mei ile Funayama-san, bu açıklamamızla ikna olmuş gibi başlarını salladılar. Biz konuşurken yürütme kurulunun toplandığı sınıfa varmıştık bile. Üyelerin yarısı gelmişti. Üst sınıflar kendi aralarında laklak ediyordu.

Kolay gelsin! diye seslendim içeri girerken.

Karşılığında birkaç selam ve kafa selamı aldım.

Mei ve diğerleri de başlarını eğerek selam verdiler ve içeri geçtik.

Ç-Çok iyiydin Natsuki, dedi Mei yanıma sokularak.

Nesi iyiydi? Altı üstü bir selam verdim. Gerçi içeridekilerin hiçbirini tanımıyordum, konuşmak benim için de kolay olmamıştı. Ama dört birinci sınıf öğrencisi olarak büyüklere selam vermeden girmek de yakışık almazdı. Sonuçta aynı komitedeydik.

Eskiden olsa bunu hayatta yapamazdın.

Miori'nin bu tespitiyle fark ettim ki, artık bu tarz şeyleri hiç düşünmeden, kendiliğinden yapabiliyordum. Belki ben de biraz büyümüştüm. Daha düne kadar her adımımda kırk kere düşünen o çocuk gitmişti sanki.

Şey, bir şey sorabilir miyim? diye fısıldadı Mei, yan yana oturduğumuzda.

Ne oldu? Aranız gayet iyi gidiyordu işte.

Yok, onunla ilgili değil, diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştı.

O zaman neyle ilgiliydi? Kafamı yana eğip ona baktım.

Motomiya-san senin eski sevgilin mi?

Nee?!

Ağzımdan kaçan bu yüksek sesle sınıftaki herkesin bakışlarını üzerime çektim. Hemen başımı eğip üst sınıflardan özür diledim. Sessizce tısladım. Oğlum, durup dururken ne biçim sorular soruyorsun şerefsizim kalbime iniyordu!

Ç-Çok mu tuhaf bir soru? Konuşmalarınızı duyan herkes aynı şeyi düşünür, dedi Mei şaşkınlıkla.

Hangi konuşmamızı? Başkalarının duymasını isteyeceğim türden bir konuşma olmadığı kesindi ama bundan nasıl eski sevgili olduğumuz sonucuna varmıştı, aklım almıyordu. Eski sevgilim falan değil. Sadece arkadaşız biz.

Sadece arkadaş mı? İşte buna inanmak çok daha zor...

Doğruyu söylüyordum ama Mei hala bana inanmayan gözlerle bakıyordu. Bunun inanılmayacak nesi vardı ki?

Evet arkadaşlar, lütfen sessizlik. Başlayalım artık!

Nihayet Yanagishita-senpai toplantıyı başlatınca sorumu soramadım. Toplantı tıkır tıkır ilerliyordu. Kararlaştırmamız gereken şeylerin ana hatlarını zaten belirlediği için bize sadece detaylar hakkında fikir belirtmek düşüyordu. Konuşulanlara kulak kabarttım.

O zaman branşların puan dağılımı bu şekilde netleşti.

Bence bir sorun yok. Sırada ne var?

Günlük program taslağı. Şöyle bir şema çıkardım, önerisi olan varsa söylesin lütfen.

Spor salonunda üç saha olması bu tarz turnuvalarda büyük avantaj sağlıyor gerçekten.

Değil mi? Gecikmeler yaşansa bile programı esnetme şansımız var. Bence bu haliyle gayet iyi iş görür.

Gerekli kararları aldığımızı ve artık toplantıyı bitirmek üzere olduğumuzu düşündüğüm anda, hiç beklemediğim biri elini kaldırdı.

Affedersiniz. Eğer bu programa sadık kalırsak, okul binasına yakın olan sahanın yeterince esnek olacağını sanmıyorum, dedi Funayama-san.

Tartışmaya ağırlıklı olarak üçüncü sınıflar yön verdiği için, onun bir anda söze girmesi salondaki herkesi şaşırttı.

Hmm... Doğru bir nokta, belki de oradaki oyun süresini biraz daha artırmalıyız. Yanagishita-senpai çenesini sıvazlayarak bu öneriyi dikkatle tarttı.

Ama bu çok zor olmaz mı? Üçüncü sınıflardan onu destekleyen biri kaşlarını çatarak araya girdi. Okul tarafındaki saha erkekler basketboluna ayrıldı, değil mi? Diğer branşların aksine maçlar daha uzun sürüyor ve bu yıl erkek takım sayısı çok fazla. Bir yerlerden kısmak zorunda kalmazsak bu iş asla bitmez.

Dürüst olmak gerekirse tartışmayı pek de can kulağıyla dinlemiyordum ama meselenin ne olduğunu bir şekilde kafamda canlandırdım. Kızlar ve erkekler basketbol ile futbol arasında seçim yapmakta özgür olduklarından, her branştaki takım sayısı her yıl değişiyordu. Bu sene erkeklerde basketbola, kızlarda ise futbola ilgi büyüktü. Dolayısıyla asıl sorun, ağırlıklı olarak erkekler basketboluna ayrılan ve okul binasına en yakın konumda bulunan sahanın hiç boş vaktinin kalmamasıydı.

Somut bir önerin var mı? diye sordu Yanagishita-senpai.

Evet... Dağıtılan kağıdın üzerine not almıştım. Şöyle bir şeye ne dersiniz? Funayama-san hazırladığı taslak programı ona uzattı.

Üçüncü sınıflar kağıdı inceledi ve çok geçmeden Yanagishita-senpai onaylar anlamda başparmağını kaldırdı. Tamamdır! Bu plan üzerinden gidelim o halde! Sen Funayama-chan olmalısın, değil mi? Teşkihur ederim.

Rica ederim... Haddimi aştıysam kusura bakmayın lütfen.

Yok canım! Bu kadar mütevazı olmana hiç gerek yok. Bizi gerçekten büyük bir yükten kurtardın. Ayrıca fikirlerini paylaşan diğer birinci sınıflara da teşekkür ederim. Kafamıza göre takılıp sizi biraz dışarıda bıraktık, kusura bakmayın, dedikten sonra gözlerini bana çevirdi. Sen Haibara-kun olmalısın? Okul festivalindeki konser tek kelimeyle harikaydı! Gerçekten ilham vericiydi.

A, şey, evet. Çok teşekkür ederim.

Garip bir histi. Yanagishita-senpai sanki hâlâ basketbol takımındaki kaptanımmış gibi hissetmekten kendimi alamıyordum ama o beni hafif müzik kulübünün birinci sınıf üyesi olarak görüyordu. Gerçi bu son derece doğaldı.

Ondan gerçekten hoşlanırdım. İlkbaharda takıma girişimden, yazın onun kulübü bırakışına kadar geçen o kısa sürede birlikte olmuştuk ama yine de benim gibi sinir bozucu bir alt sınıf öğrencisine her zaman kol kanat germişti.

Sen hangi branşa katılıyorsun? diye sordu.

Basketbol, diye yanıtladım.

Harika! Ben de basketbol oynuyorum. Karşı karşıya gelirsek güzel bir maç çıkaralım, olur mu? Dostça bir tavırla omzumu hafifçe patpatladı. Ama kolay kolay yenilmeye niyetim yok. Bu yaz kulübü bırakmış olabilirim ama hâlâ bu okulun basketbol takımı kaptanıyım.

Yüzünde mağrur bir gülümseme belirdi. Gözlerindeki ışıltı ne kadar ciddi olduğunu gösteriyordu; bunu öylesine bir okul turnuvası olarak görmüyordu. Ama nedenini biliyordum. Söz konusu herhangi bir mücadele olduğunda her zaman tüm varlığını ortaya koyardı.

Ben de kolay lokma sayılmam. Pek göstermesem de basketbolda fena değilimdir, dedim.

Bak sen! Güzel cevap! Dişli rakipleri severim, öbür türlü hiç tadı tuzu olmuyor. Yanagishita-senpai neşeyle kıkırdadı. Ardından birinci sınıfların üzerinde göz gezdirdi. Bakın çocuklar, bu özel bir etkinlik. Resmiyet kokan o sıkıcı tavırları bir kenara bırakalım ve anın tadını çıkaralım.

Bunu başkası söylese kulağa yapmacık gelebilirdi ama onun ağzından dökülünce insan ister istemez inanıyordu. Üstelik gençliğini sil baştan yaşayan biri olarak, bu hayata bakış açısını çok iyi anlıyordum. Kimseyi bir şeyler için çabalamaya zorlayamazdım ama madem bu işe kalkışıyorduk, o zaman sonuna kadar gitmek kesinlikle çok daha eğlenceli olacaktı. İnsan hayata bir kez geliyordu sonuçta.

Gerçi, teknik olarak bu benim ikinci şansımdı ama neyse...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.