Tatsuya, spor salonundan birkaç adım ötedeki lavabolarda yüzünü yıkıyordu. Öğrencilerin patırtısı uzaktan uzağa duyuluyordu. Etrafta dördümüzden başka kimse yoktu. Uta, gözlerini Tatsuya’nın sırtına dikmişti. Reita ile ben de hemen yakındaki gölgelere sinmiş, nefesimizi tutmuş bekliyorduk.
“Tatsu,” diye seslendi Uta tereddütle.
“Ne oldu?” diye karşılık verdi Tatsuya, havluyla yüzünü kurularken.
“Neden böyle pasif kalıyorsun?”
“Basketbolcu olarak sahada terör estirmektense, acemilerin eğlenmesine izin vermek daha iyi.”
“Yani, belki...” Uta söyleyecek söz bulamadı, mantıklı bir gerekçeydi bu.
“Hem altı üstü bir turnuva, bütün gücümü ortaya koymam pek olgunca olmazdı.”
Bu laf kızın bam teline basmış gibiydi. “Kimin umurunda! Olgun olma sen de! Eskiden böyle şeyleri hiç takmazdın!”
Tatsuya’nın gözleri açıldı. Kızın birden patlaması onu şaşırtmıştı. Başını iki yana salladı. “Sonsuza kadar çocuk kalamayız, ben de biraz büyümek istiyorum artık.”
“Yetişkinler böyle mi davranıyor sanıyorsun yani? Eğer öyleyse, çocuk kalmanı tercih ederim!” Uta’nın sesi kısılan bir haykırışla yükseldi. “Şu anki halinden hiç hoşlanmıyorum. Eski Tatsu’ya dön artık.”
Bir anda ortam buz kesti sanki. Tatsuya’nın yüzü kederle buruştu. “Ben berbat bir insanım. Bu yüzden kendimi olabildiğince düzeltmek istiyorum. Eskisi gibi bencil değil de nazik, başkalarını düşünen biri olmak istiyorum. Velet gibi davranmayı bırakıp biraz daha saygıdeğer birine dönüşmek istiyorum. Ve sen bana durmamı mı söylüyorsun?”
“Neden... Neden durup dururken böyle bir şey istiyorsun ki?”
“Natsuki seni reddettiğinde saliselerle ölçülecek bir anlığına sevindim çünkü.”
Uta şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
Tatsuya gözlerini yere indirdi. “Kendi karaktersizliğimden tiksindim. Ama Natsuki gibi çabalarsam, davranışlarımı değiştirmeye çalışırsam... Benim gibi aşağılık birinin bile değişebileceğini düşündüm.”
Duygularını gizleyerek her bir kelimeyi böylesine hissizce söylemesi, her zamanki Tatsuya’dan o kadar uzaktı ki. Olmak için çabaladığı kişiyi gerçekten de gözler önüne seriyordu.
“Ayrıca... Daha iyi biri olursam, sana daha çok yardım edebilirdim.” Cümlesini orada kesti.
Aralarına ağır bir sessizlik çöktü. Spor salonundan gelen gürültü çok uzaklarda kalmıştı, zaman durmuş gibi derin bir sessizlik vardı.
“Tatsu, dinle...” Gözlerini Tatsuya’dan ayırmayan Uta aniden derin bir nefes aldı ve haykırdı: “Seni aptaalll!”
Aklına nasıl bir şey geldiğini merak ediyordum ama işi hakarete dökmüştü. Reita ile göz göze geldik.
“Ha?” Tatsuya kafa karışıklığı içinde kaşlarını çattı.
Uta öfkeden deliye dönmüş gibiydi, işaret parmağını ona doğru salladı. “Reddedilmeme sevindin mi? Sevineceksin tabii!”
Bu beklenmedik çıkış oğlanın kafasını iyice karıştırdı. “Ha? B-Bu doğru olamaz. Düzgün karakterli hiçbir erkek böyle düşünmez.”
Kız, onun bu kafa karışıklığından sıyrılmasına fırsat vermeden baskıyı artırdı. “Yani, sen bana aşık değil misin?! Hikarin Natsu’yu reddetseydi ben de havalara uçardım! Başka türlü hissetmemiz nasıl mümkün olabilir ki?!” Yanakları al al olmuş, son derece dürüst bir şekilde bağırıyordu.
“Ne?” dedi Tatsuya, donakalmıştı.
Bunları duymam gerçekten doğru muydu? Kesinlikle hayır, değil mi? Kusura bakmayın.
“Sevindiysen, bu sadece bana sırılsıklam aşık olduğun anlamına gelir, değil mi?!”
Tatsuya tek kelime edemedi. Sessizliği, kızın duymak istediği tek onaydı.
“Bunu duyduğuma sevindim ve senin iğrenç biri olduğunu da düşünmüyorum. İnsanların bazen kötü şeyler hissetmesi gayet normal. Biz sadece insanız. Bu yüzden böyle yapma... Kendinden nefret etme.”
“Uta, sen...?”
“Ağlamıyorum!” Gözyaşları yanaklarından aşağı süzülürken başını iki yana salladı. “Bana yardım etmek istiyorsan... Sevdiğim Tatsu olarak kal!”
Uta’nın ağladığını görmek Tatsuya’yı panikletti.
Kız gözlerini koluyla sildi ve konuşmaya devam etti. “Verdiğin bütün o emekleri hiçe saymak istemiyorum. Ama tanıdığım Tatsu’nun yok olup gitmesinden nefret ediyorum. Bu yüzden lütfen, sevdiğim halinle kal.”
Aralarında birkaç saniyelik bir sessizlik oldu, gözleri birbirine kilitlendi.
Sonunda Tatsuya, içinde biriken bütün o baskıyı dışarı atar gibi derin, uzun bir iç çekti. “Üzgünüm, Uta.”
“Özür dilemene gerek yok.”
“Açık konuşmak gerekirse, kendimi hâlâ pek sevmiyorum. Aptalın tekiyim, kabayım, düşüncesizim, bencilim, ısrarcıyım... Sayısız kusurum var. Reita ve Natsuki’nin yanında bir hiçim.”
“Evet. Çok doğru söyledin!”
“İnkar bile etmeyecek misin? Biliyorsun, sandığınızdan daha hassasım ben.”
“Hey, gerçekler bunlar! Çok kolay kırıldığını biliyorum. Aslında pek çok şeyi düşündüğünü de biliyorum. Mesela kendini kaptırıp tuhaf bir şey söylediğinde, kendi kendini yiyip bitirdiğini ve sessizce hatanı düşündüğünü biliyorum.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.