Ertesi gün sınıf her zamankinden çok daha hareketliydi. Sebebi mi? Yaklaşan yeni bir etkinlik vardı.
Sınıf öğretmenimiz, "Okulumuzun spor müsabakaları önümüzdeki hafta çarşamba günü başlayacak. Bugünden itibaren o güne kadar beden eğitimi derslerinde tamamen bu müsabakalara hazırlanacaksınız. Sıkı çalışın ve şampiyonluğu hedefleyin," dedi.
Futbol kulübünden Okajima-kun, "İşte bu be!" diye bağırdı.
Spor müsabakaları mı? Doğru ya, okulumuz bu turnuvayı her yıl bu zamanlarda düzenlerdi.
Yanı başımdaki Hikari fısıldadı: "Hangi branşlar var?"
Hafızamı biraz zorlayıp geçmişi hatırlamaya çalışarak, "Basketbol, futbol, voleybol, yakartop ve masa tenisi olması lazım," diye cevap verdim.
Karma şekilde oynanan tek branş yakartoptu; diğerlerinde erkekler ve kızlar ayrı takımlar halinde mücadele ediyordu. Bir kişi en fazla iki branşa katılabiliyordu. Sınıf mevcudu sınırlandırmaları yüzünden, eğer erkekler futbolu seçerse kızlar basketbol oynamak zorundaydı, ya da tam tersi oluyordu.
Hikari şaşkınlıkla, "Natsuki-kun, bu konularda ne kadar da bilgilisin," dedi.
Üç yıl üst üste aynı şeyleri yaşayınca insan ister istemez kuralları ezbere biliyordu.
Sesinde hafif bir endişeyle, "Hmm... Belki de masa tenisini seçmeliyim. Yoksa herkesin ayağına dolanıp takımı aşağı çekerim," dedi.
Şimdi düşününce, spor merkezine gittiğimizde en iyi olduğu sporun masa tenisi olduğunu söylemişti. Atletik becerilerinin ne kadar berbat olduğu hesaba katılırsa, en iyi yaptığı şeyi, yani masa tenisini seçmekten başka çaresi yoktu.
"Evet, bu iyi bir fikir," dedim.
"Peki sen neyi seçeceksin? Basketbol mu?"
"Yani, en güvendiğim spor o olduğu için..."
Basketbol ve futbol gibi branşlarda, okul takımında oynayan öğrencilerden sadece bir kişinin sınıflar arası turnuvada oynamasına izin veriliyordu. Dürüst olmak gerekirse, lisedeki ilk dönemimde okul takımında yer aldığım için bu turnuvada basketbol oynamam biraz hile yapmak gibi hissettirecekti. Fakat ortaokulda okul takımında oynamış olanlar da katılabiliyordu, bu yüzden o kadar da büyük bir sorun sayılmazdı.
Hikari, "Seni yeniden basketbol oynarken görmeyi çok isterim," dedi.
Hafifçe gülümseyip karizmatik bir tonla, "Tamamdır," dedim.
Pekala! Karar verilmiştir, basketbol oynuyorum! Kurallar kimin umurunda? Hikari’nin beklentilerini boşa çıkaramazdım! Hem rengarenk bir gençlik yaşama hedefim doğrultusunda, bu etkinliğe canımı dişime takarak katılmalıydım! Sınıfça zafere ulaşmak istiyorsak kesinlikle basketbol oynamam en doğrusuydu.
Sınıf öğretmenimiz, "Turnuva boyunca her branşta elde ettiğiniz dereceye göre puan alacaksınız. Sınıfların genel sıralaması bu puanlara göre belirlenecek. Eğer kazanırsak, öğretmenler odasındaki içki meclislerinde bununla hava atabilirim, o yüzden benim için elinizden geleni yapın!" diyerek gereksiz bir açıklama ekledi.
Sınıftan hep bir ağızdan, "Hadi amaaa!" diye bir uğultu yükseldi.
Hikari ellerini yumruk yapıp hırslı bir ses tonuyla, "Demek diğer sınıflarla yarışacağız. Elimden gelenin en iyisini yapacağım," dedi. Kendini böyle motive etmeye çalışırken çok tatlı görünüyordu.
Lisedeki ilk hayatım boyunca üç yıl boyunca hep yedek kulübesinde tıkılıp kalmıştım. Sırf sayı tamamlansın diye beni yakartop takımına fırlatmışlardı. Acaba bu sefer basketbol takımına girebilecek miydim?
Öğretmenimiz, "Ayrıca turnuva için sınıftan bir temsilci seçin," dedikten sonra yoklamayı bitirip sınıftan çıktı.
Temsilci herhalde Fujiwara olurdu.
Sınıfa göz gezdirdim. Herkes hangi branşı seçeceği konusunda hararetli bir sohbete girişmişti. Herkes katılmak istediği spor dalından bahsederken hayat doluydu.
Reita sıramın yanına gelerek, "Natsuki, basketbolu mu seçiyorsun?" diye sordu. Bizim her zamanki ekip masamın etrafında toplanmıştı.
"Eğer erkekler basketbol oynayacaksa, ben varım," diye yanıtladım.
"Kazanmak istiyorsak böylesi daha iyi olur. Tatsuya da bizimle."
Böylece asıl kadroda okul takımından iki kişi olmuş oluyordu. Üstüne Reita veya Hino gibi refleksleri olağanüstü olan arkadaşları da eklersek, birinci sınıf olmamıza rağmen şampiyonluk sadece bir hayal olmaktan çıkardı. Tabii bu durum tüm sınıfın ortak kararına bağlıydı.
Reita'ya dönüp, "Futbol oynamayacak olmamız senin için sorun değil mi?" diye sordum.
"Benim için fark etmez. Ama futbolu seçersek antrenmanları ben yönetebilirim," dedi.
Nanase derin bir iç çekerek keyifsizce mırıldandı: "Bu iş beni hiç heyecanlandırmıyor... Ne seçmeliyim acaba?"
Uta kahkahayı bastı. "Ahaha! Yui-Yui, sen spordan gerçekten nefret ediyorsun!"
Hikari, "Peki ya sen, Uta-chan? Basketbol oynamak ister misin?" diye sordu.
"Evet!" Uta duraksayıp kararsız bir ifadeyle sınıfa bakındı. "Aslında çok isterdim ama erkeklerin basketbol takımı kurulursa sınıfımız için daha güçlü bir kadro olur gibi geliyor. Neyse, futbolu ve yakartopu da severim zaten! Hangi branşta olursam olayım yüz yüz elli performans göstereceğim!"
Nanase, "Belki ben de Uta ile aynı branşı seçip arkasına saklanırım," diye mırıldandı.
"Yui-Yui, hayır! Aynı takımda olmamıza lafım yok ama sen de çaba göstermelisin!"
Uta ve Nanase’nin bu tatlı atışmasını izlemek içimi rahatlatmıştı.
Tam o sırada birisi omzuma dokundu. Arkamı döndüğümde Fujiwara’nın orada dikildiğini gördüm. Benimle doğrudan lafa girmesi pek alışılmadık bir durumdu.
Ne isteyeceğini merak ederken, hiç beklemediğim bir soru sordu: "Haibara-kun, turnuva temsilcimiz sen olur musun?"
Sorusunu algılamam bir an aldı. Gözlerim faltaşı gibi açılmış, parmağımla kendimi işaret ederek, "Ne? Ben mi?" dedim.
Her zamanki sakinliğiyle başını salladı.
"Fujiwara, sen neden olmuyorsun?"
Omuz silkerek, "Aslında ben olacaktım ama sınıf başkanlarının aynı zamanda turnuva temsilcisi olmasına izin verilmiyormuş," dedi.
Doğru ya, o bizim aynı zamanda sınıf başkanımızdı. Böyle bir kural mı vardı?
"Yine de neden ben? Reita var ya."
Reita, "Benim için sorun değil," dedi. "Ama senin bu işe daha uygun olduğunu düşünüyorum. Değil mi arkadaşlar?" Diğerlerinin de fikrini almak için etrafına bakındı. Sebebini anlayamadığım bir şekilde herkes onu onayladı.
Kafamı yana eğip şaşkınlıkla sordum: "İyi de neden?"
Fujiwara ve Reita birbirlerine baktılar.
Kız söze girdi: "Spor müsabakaları temsilcisinin görevi sınıfı organize etmek ve onlara liderlik etmek, değil mi?"
Reita da ekledi: "Eğer bu işi sen üstlenirsen herkes seve seve peşinden gelir."
"Olamaz. Bu doğru değil... Değil mi arkadaşlar?" diyerek diğerlerinin de söze girmesini istedim. Ancak beklemediğim bir şekilde hararetli itirazlarla karşılaştım.
"Yok abi, bu işi senden başka kim yapabilir ki?"
"Diğer sınıflar bize zaten direkt Haibara’nın Sınıfı gözüyle bakıyor."
"Haibara-kun, eğer bize sen liderlik edersen hepimiz acayip motive oluruz!"
"Dürüst olmak gerekirse, ben olmadığım sürece kimin olduğu zerre umurumda değil, o yüzden oyum sana."
Hey! Son konuşan fazla dürüst davrandı! Kahretsin. Herkes aynı anda konuştuğu için sesin sahibini seçemedim.
"Pekala, kabul ediyorum. Bunları duyduktan sonra nasıl hayır diyebilirim ki?"
Aslında bu havadan sonra rolü kabul etmek zorunda kalmıştım! Bu durum muhtemelen okul festivalinin üzerlerinde bıraktığı tatlı heyecanın bir devamıydı ama yine de bana bu kadar güvenmelerini hissetmek içten içe beni mutlu etmişti. Gençliğin güzel yanlarından biri de bu değil miydi zaten? Yüzümde hafif, gururlu bir sırıtış belirdi.
Fujiwara muzipçe gülümseyip Reita ile çak yaptıktan sonra kıkırdadı. "Haibara-kun, gerçekten çok safsın."
Reita durumu açıkladı: "Beklenmedik bir durum ama Natsuki övgü almaya pek alışık değildir."
Ters ters Fujiwara'ya baktım. "Hey, bana tuzak mı kurdunuz?"
Çarpık bir gülümsemeyle, "Tek bir yalan bile söylemedim," dedi.
Hino yanıma gelip omzuma vurdu. "Haibara, seni kandırıp ayak işlerini üstüne yıktılar işte."
Demek gerçekten de sadece angarya işlerden ibaretti! Temsilcilerin sadece sıkıcı ayak işlerini yaptığını hayal meyal hatırlıyor gibiydim zaten! Ah, kahretsin!
Fujiwara ekledi: "Müsabakalar sadece bir gün sürecek, yani aslında yapacak çok bir işin olmayacak. Okul festivali komitesinde yer almaktan çok daha kolay. Tek yapman gereken sınıfı organize etmek ve hazırlıklara yardım etmek."
Beni kandırdıktan sonra şirinlik yapmaya çalışmasan iyi edersin...
"Öyle öfkeyle bakma bana. Söylediğim her kelimede ciddiydim; bu iş için en uygun kişinin sen olduğunu düşünüyorum," dedi.
"Tamam be, yaparım ne olacak." Bu huysuz tavrım etraftaki herkesin kahkahalara boğulmasına neden oldu.
Yandaki sıradan Hikari bana destekleyici bir gülümseme yolladı. "Kolay gelsin, Natsuki-kun."
"Hey, yardıma ihtiyacın olursa her zaman buradayım." Reita tam bunu söylediği sırada ilk ders zili çaldı ve herkes aceleyle sıralarına geçti.
Reita, her zamanki gibi konuyu tam zamanında bağlamakta üstüne yoktu...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.