İlk yarının bitmesine üç dakika kalmıştı. Skor on ikiye on sekizdi, yani altı sayı gerideydik. Yanagishita-senpai, Tatsuya’nın tepesinden ayrılmadığı için onun oyunu kurma şansı yoktu. İhale bana kalmıştı.
Hino’dan gelen pası yakaladım ve hiç aldatmaca yapmadan hızla şuta kalktım. Beni tutan üç numaralı oyuncu hamlemi yanlış okuyup dilini şaklattı. Top pota çemberine çarpıp yüksek bir ses çıkarsa da fileyi havalandırdı. Üçlüğü göndermiştim.
"Üç sayı daha." Bu sözler ağzımdan çıktığı an savunmayı gevşettiğimi fark ettim.
"Hızlı hücum!" diye bağırdı Yanagishita-senpai.
Bütün üçüncü sınıflar aynı anda öne doğru koşmaya başladı. Senpai, potadan dönen topu bir roket gibi doğrudan ileriye fırlattı. Ne ben, ne Tatsuya, ne de takımdaki diğerleri tepki verebildi. Yanagishita-senpai’nin attığı uzun pas, iki numaralı oyuncuları Watanabe-senpai ile buluştu. O da hiç zorlanmadan turnikeyi bıraktı.
Hemen iki sayı geri almışlardı. Kahretsin, tam hücuma odaklanmışken bizi yakalamışlardı.
"Yeni başlayanlara öğretmesi en kolay şey hızlı hücumdur, tek yapmaları gereken öne doğru koşmak." Yanagishita-senpai, sırf beni kışkırtmak istercesine zafer kazanmış bir edayla baktı.
Planını en ince ayrıntısına kadar tartıp olgunlaştırıyordu. Yaptığı hiçbir işte kolaya kaçmazdı ve bu turnuvayı kazanmayı gerçekten kafaya koymuştu. Ondan da ancak bu beklenirdi zaten. Yine de şikayetçi değildim, aksi takdirde hiçbir eğlencesi kalmazdı.
Tatsuya topu sürerek ilerlerken, "Natsuki," dedi.
"Efendim?"
"Şunu duman et," dedi kestirip atarak.
Biraz daha açıklama fena olmazdı hani.
Tatsuya’nın pasını sağ kanatta yakaladım. Karşımda her zamanki gibi üç numara duruyordu. Tatsuya el hareketleriyle Okajima-kun, Hino ve Reita’ya talimat verip sola kaydı. Hepsi benden ve üç numaradan uzaklaştı. Karşı takım adam adama savunma yaptığı için bizimkileri takip etmek zorunda kaldı. Saha sağında sadece üç numara ve ben kalmıştık.
"İzolasyon mu...?" diye mırıldandı üç numara. "Beni hafife alıyorsun." Hırslanmıştı, "Gel bakalım!" diye düşündüğünü hissedebiliyordum.
Neden kızdığını anlıyordum. Skorda gerideyken benim üç numarayı bire birde geçeceğim varsayımı üzerine oynuyorduk. Onun açısından bakınca, onu takımdaki zayıf halka olarak görüyor gibiydik. Seni piç Tatsuya, "şunu duman et" derken kastettiğin bu muydu?
Top elimde öylece durdum. Üç numarayla gözlerimizi birbirimize diktik. Bir saniye, iki saniye geçti, etrafımızdaki her şey tamamen sessizliğe büründü. Üçüncü saniyede hamlemi yaptım.
Ayaklarımla zeminden güç alıp keskin bir şekilde sağa kırıldım. Fakat onu üzerimden atamadım. Durup tek bir adımda duruşumu düzeltmek için topu bacaklarımın arasından sektirdim. Aynı anda gözlerimi potaya kaydırdım.
"Yemezler!" diye bağırdı üç numara.
Şutumu bloklamak için sıçradığı an, sola sürüp yanından süzüldüm. Aldatmaca yaparken sadece vücudun ve gözlerin minik bir hareketiyle rakibi kandırmayı bana öğreten kişi Yanagishita-senpai’nin ta kendisiydi.
Yanagishita-senpai takım arkadaşına yardıma gelmeye çalıştı ama yetişemedi. Topu elden çıkarma konusunda ondan daha hızlıydım. Bize iki sayı daha kazandırdıktan hemen sonra ilk yarı düdüğü çaldı.
"Tatsuya, bak sen—" dedim.
Sırıtmasını gizlemeye çalışarak, "Ne var? Açıklamama gerek yoktu. Hem zaten yapman gereken şeyi değiştirmezdi," dedi.
Beşimiz bençimize dönerken kulakları sağır eden bir tezahüratla karşılaştık.
"Al bakalım, Natsuki-kun." Hikari bana bir spor içeceği uzattı.
Kuruyan boğazımı serinlettim. Vay be, Hikari’nin menajer olduğu paralel bir evrende falan mıyız? Hey, bu bayağı iyiymiş!
Skoru kontrol ettiğimde, "Üç sayı fark, ha?" diye mırıldandım. On yediye yirmiydi, yani üç sayı gerideydik.
Tatsuya bir havluyla terini silerken gayet kendinden emin bir şekilde, "Karalar bağlayacak bir şey yok. Zafere giden yol açık," dedi. "Sen, Natsuki. O üç numaradan daha iyisin. Bütün baskıyı oraya kuracağız."
"İyi hoş da izolasyon taktiği çok barizdi. Bunu her seferinde yapamayız," dedim.
"Sorun değil. O sadece bir nabız yoklamasıydı."
İşte bu beklenmedikti. "Emin misin? Sen de sayı atmak istemiyor musun? Yanagishita-senpai’yi devirmek falan?"
"Vahim bir durum ama henüz onun dengi değilim. Kazanmak istiyorsak kazanabileceğimiz bir açıdan saldırmamız lazım. Bunu da Yanagishita-senpai’den öğrendim, o yüzden mızmızlanmayı kes." Tatsuya acımasızca dişlerini göstererek sırıttı ve karşı bençteki Yanagishita-senpai’ye gözlerini dikti.
Görünüşe göre o ikisi daha büyük bir ölçekte kapışıyordu. Pekala, bu konuda Tatsuya’ya güvenecektim. Saha içi görüşüm o kadar geniş değildi, bu yüzden oyunun akışını yönlendiremezdim. İyi olduğum kısıtlı bir oyun havuzum vardı: şut atmak ve bire birler. Yapamadığım şeylere soyunup kendimi aşmaya çalışmama gerek yoktu. Ben sadece tahtadaki bir piyondu. Onun benden oynamamı istediği role odaklanacaktım.
"Beni iyi kullan, Tatsuya," dedim.
"Kimle konuştuğunu sanıyorsun sen? Basketbol takımının as oyuncusuyum ben," diye karşılık verdi.
Molamız bitmek üzereydi. Sayaç sıfırı gösterdiğinde maç yeniden başladı. Ayağa kalkıp sahaya doğru yürümeye başladığımda, birisi omuzlarıma var gücüyle vurdu—sadece bana değil, Tatsuya’da nasibini almıştı.
"Pekala! Gidin ve gösterin günlerini çocuklaarr!"
Arkama baktığımda Uta’nın bize gülümsediğini gördüm.
Beşimiz de sahaya döndüğümüzde, Reita huzursuzca spor salonunun etrafına bakındı.
"Reita, bir şey mi oldu?" diye sordum.
"Natsuki... Miori’nin nerede olduğunu biliyor musun?"
"Hmm? Tam orada işte." İkinci katın sonunu işaret ettim. "Neden o kadar uzakta duruyor hiçbir fikrim yok ama." Miori kendi sınıfından birkaç kızla birlikteydi. Nedense maçı korkuluklardan birkaç adım geride durarak izliyorlardı, bu yüzden Reita gibi dikkatli biri bile onu bulmakta zorlanırdı.
Ciddi bir ifadeyle bana baktı. "Miori bana saklambaç oynarken onu bulmakta çok iyi olduğunu söylemişti."
"Şimdi sen söyleyince..." Bir an düşündüm. "Galiba doğru." Hayal meyal bir şeyler hatırlatır gibiydi. Şakaklarımı ovdum, sanki bir şeyi hatırlamak üzereymişim gibi hissettim.
"Natsuki, gözünü toptan ayırma," dedi Reita.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.