Hakem molanın bittiğini işaret etti. İki takım da sahaya adımladı ve ikinci yarı başladı.
“Haydi, başlıyoruz!” Tatsuya’nın sesinde az önceki sönüklükten eser yoktu, gözleri ışıl ışıldı.
Omuzuna hafifçe dokundum. “Baksana.”
“Ne var?”
“İkinci yarıda en çok kim sayı atacak yarışalım. Kaybeden içecekleri ısmarlar.”
“Ha? Nereden çıktı bu şimdi?”
“Korktun mu yoksa? Bildiğim Tatsuya asla bir meydan okumadan kaçmaz!”
“S-seni gidi ukala...” Yüzünü buruşturup hırladı. “Milletin konuşmalarına kulak misafiri olmak hiç hoş bir huy değil.”
“Herkes senin için endişeleniyordu.”
Mahcup bir tavırla, “Üzgünüm,” dedi. “Benim için bu kadar kaygılanacağınızı düşünmemiştim.”
“Eee, kaçıyor musun yani?” diye üsteledim.
Tatsuya sırıttı. “Elbette varım. Sonradan pişman olmak yok ama!”
İşte ruh bu! Yoksa kendi gibi olamıyordu.
Oyuna bizim takım başladı. Reita topu kenardan oyuna soktu, Tatsuya yakaladı. Rakip takım savunma formasyonunu almıştı bile. Tatsuya’yı marke eden her zamanki gibi beş numara, Kijima-kun’du.
“Bakıyorum da yüzünün ifadesi değişmiş, Nagiura,” dedi Kijima-kun.
“Öyle oldu. Aklımca incelik yapmaya çalışıyordum ama bizimkiler bana kafana göre takıl deyip durdu,” diye karşılık verdi Tatsuya.
Kijima-kun topu süren Tatsuya’ya bakıp, “Son zamanlarda bir garip davranıyordun zaten,” dedi. “Eskiden sayı yapmaya takıntılıydın. Sonra aniden kalenin önünde pas vermeye başladın, ‘Sayı sayıdır, kimin attığı fark etmez’ gibi laflar ettin. Sen hiç öyle takdirilesi bir tip değildin ki. Bencilin, çekilmezin teki olman lazımdı. Öyle davranmayınca ben zor durumda kalıyorum. Sen de aklı başında çocuklardan biri olursan bize kim liderlik edecek? Öyle değil mi, Nagiura?”
Tatsuya bir yandan top sürerken, “Ağzı olan konuşuyor arkadaş,” diye dert yandı.
Kijima-kun dizlerini kırıp kalçasını yere doğru iyice indirdi, karşısında siper aldı. Bir salise kadar ikisi de duraksayıp birbirlerine dik dik baktı.
“Gel bakalım.”
Tatsuya alayla güldü. “Geliyorum.” Önce topu diğer eline geçirip sağa doğru hamle yaptı. Şaşırtmaca değildi, bu yüzden Kijima-kun ona ayak uydurabildi. Yakındaki üç numara da savunmaya yardıma geldi. Ancak Tatsuya kolunu kullanarak ikisini de zorla uzak tuttu ve öne atıldı. Pota önüne gelene kadar vücudunu alçakta tuttu, ardından var gücüyle yukarı sıçradı. Öyle yüksek bir dikey sıçramaydı ki neredeyse smaç basacak gibi duruyordu ama son anda topu parmaklarının ucuyla potaya bıraktı.
Vay be, amma bodoslama daldı... Bu oyun tarzını tanımlayacak tek bir kelime vardı, o da kaba güç. Başka bir hakem olsa hücum faulü çoktan çalmıştı.
Tatsuya bana dönüp kışkırtıcı bir edayla, “İki sayı yaz oradan,” dedi.
Demek oyun böyle oynanıyor. Görürsün sen!
Top 4. Sınıf'a geçti, savunmaya çekildik. Kendi aramızdaki yarışma önemliydi elbette ama maçı kaybedersek kaş yapayım derken göz çıkarmış olurduk. Bu yüzden savunmada da yüzde yüzümü verecektim.
Kijima-kun topu Mei’ye aktardı, Mei de ikili numaraya oynadı.
“Hayda!” diye bağırdı iki numara. Topu elinden kaçırdı, meşin yuvarlak yerde yuvarlanmaya başladı.
Reita hemen topa sahip oldu.
“Hızlı hücum!” diye bağırdı Tatsuya anında.
Hiç vakit kaybetmeden ileri atıldım. Üç sayı çizgisinin hemen önünde Reita’dan mükemmel bir pas aldım. Rakip ya da takım arkadaşı, sahadaki herkesi geride bıraktığımı sanıyordum ama Mei bir anda bitemez mi yanımda!
Tüm gücüyle koşmuş olmalıydı. Nefes nefeseydi fakat hırsla savunma yapmaya çalışıyordu. Ciddisin demek Mei! İçimi kaplayan sevinçle dudaklarım kıvrıldı.
“Geçirmem!” diye bağırdı kararlı bir sesle.
Topu sürerek dengesini bozdum, tamamen avucumun içindeydi. Mei’ye savunmanın temellerini ben öğretmiştim ama belli ki kendi kendine de epey pratik yapmıştı. Onu üzerimden atmakta zorlanınca durmak zorunda kaldım. Bir çıkış yolu arayarak etrafımı taradım. Okajima-kun ve Hino potaya doğru koşmuştu ama rakipler de savunmaya dönmüştü bile. Pas vermek imkânsız gibiydi.
Ben de şutumu çektim.
“Ha?” dedi Mei. İçeri yüklenmemden çekindiği için mesafe bırakmıştı ama bu sefer de şutuma müdahale edemedi. Top üç sayı çizgisinden süzülüp potaya yöneldi ve bir kez daha fileyi havalandırdı.
“Şutör birine karşı savunma yaparken bu kadar geride durmayacaksın,” dedim.
“A-ama bunu öğretmemiştin ki!” diye sızlandı Mei.
Omuzunu patpatlayıp kendi sahamıza döndüm. Tatsuya’yı kışkırtmak için üç parmağımı havaya kaldırarak, “Bende üç oldu,” dedim.
“Kaçık. Hızlı hücumda kim üçlük atar ki?” diye burun kıvırdı.
“Girdi mi, girdi. İş gördü mü, gördü.”
“Sabır, sabır...” dedi Tatsuya pes etmiş gibi.
Daha birkaç dakika önce olsa onu kışkırtma çabalarımın hiçbirine dönüp bakmazdı. Şimdi söylenip duruyordu çünkü sadece aramızdaki iddiayı değil, maçı da kazanmak istiyordu. Ne de olsa basketbol oynuyordu, ikimizin de tutkunu olduğu bu sporda kazanmak her zaman daha eğlenceliydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.