Kasım ayıyla birlikte sonbahar artık iyice kendini hissettiriyor, rüzgar teni ürpertiyordu. Kışın kapıya dayanması an meselesiydi.
Bu havada tek bir uzun kollu gömlek yetmediği için üzerime bir hırka geçirmiştim. Ama bugün hava ekstra ayazdı, belki de altından bir kat daha giyinmeliydim. Sıcaklığın bir anda değişebildiği bu mevsimde kıyafet seçmek tam bir eziyetti. Muhtemelen öğle saatlerine doğru hava biraz olsun ısınırdı.
“Natsuki-kun!”
Arkamdan birinin bana seslendiğini duyunca döndüm. Görür görmez nefes kesen güzellikte bir kız görüş alanıma girdi. Günlük kıyafetler içindeki Hoshimiya Hikari, bana doğru yürürken hafifçe el sallıyordu.
“Beklettiğim için çok özgünüm. Ne giyeceğime bir türlü karar veremedim,” diyerek mahcup bir edayla özür diledi. Üzerinde siyah bir bluz ve bej rengi uzun bir etek vardı.
Bu kombin ona gerçekten çok yakışmıştı. Her zamankinden farklı, olgun bir havası vardı. Ah, hayır, şimdi onu böyle dik dik süzmenin sırası değildi! Hemen cevap vermeliydim.
“Önemli değil. Ben de zaten şimdi gelmiştim,” dedim. Aslında içim içime sığmadığı için buluşma yerine bir saat önce gelmiştim ama bunu kendime saklasam daha iyiydi.
“Gerçekten mi? Sevindim o zaman.” Hikari rahatlamayla elini göğsüne koydu. Ardından yüzü utançla kızardı ve fısıldadı: “D-Dün... Dün heyecandan bir türlü uyuyamadım da... O yüzden uyanamadım işte.”
Onun bu ilkokul çocuğu seviyesindeki bahanesine istemsizce kıkırdayınca hemen dudak büker.
“G-Gülme ama!”
“Tamam, tamam, sustum. Çok sevimliydin de,” dedim. Aslında ben de pek uyuyamamıştım. Ama bunu itiraf edemeyecek kadar utandığım için çenemi sıkıca kapalı tuttum. “Her neyse, hadi içeri girelim.” Elimi Hikari’ye uzattım.
Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdıktan sonra çekingen bir tavırla elimi kavradı. Harika! Buluşmanın en başında, tamamen doğal bir şekilde el ele tutuşma planım başarıyla sonuçlanmıştı. Eğer randevu başında bu fırsatı kaçırsaydım, günün geri kalanında bir daha cesaret edemezmişim gibi geliyordu. Hikari’ye ait el sıcacıktı...
“Natsuki-kun, biliyordum. Çok uzun zamandır bekliyordun, değil mi?” dedi Hikari.
“N-Nereden çıkardın bunu?” diye sordum şaşırarak.
“Ellerin buz kesmiş,” dedi durumu çok doğal bir şeymiş gibi dile getirerek.
Doğru ya, ellerim... Haklıydı! Demek Hikari’nin elleri normalden daha sıcak değildi. Benimkiler fazla soğuktu.
“Haklısın, aslında bir saattir bekliyordum,” diye itiraf ettim. “Biraz fazla sabırsızlandım sanırım.”
“Neden özür diliyorsun ki? Seni bu kadar beklettiğim için asıl benim özür dilemem gerek.”
“Hayır, sakın öyle düşünme! Beklerken geçen sürenin de randevunun bir parçası olduğunu duymuştum,” dedim. Aynen öyle! Bugün sevgilim Hikari ile o çok önemli ilk randevumuzdu! Aşırı gergindim ama hem kendim eğlenmek hem de onun eğlenmesini sağlamak istiyordum. Gerçi sadece yanımda olması bile benim için dünyalara bedeldi.
“Epey kalabalıkmış,” dedi.
Ellerimiz kenetlenmiş bir halde alışveriş merkezine adım attık. Bizi sağa sola savuracak kadar bir izdiham yoktu ama yine de içerisi insan kaynıyordu.
“Cumartesi günü ne de olsa,” diye mırıldandım.
Bugün için planımız son derece sadeydi: Vitrinlere bakacak, öğle yemeği yiyecek, sinemaya gidecek ve sonra evlerimize dönecekti. Bunu dün Hikari ile birlikte kararlaştırmıştık. Çift olarak ilk randevumuz olduğu için çılgınca şeyler yapmak istemiyorduk, hem tam da Hikari’nin izlemek istediği bir film vizyona girmişti. Üstelik benim de artık kendime kışlık kıyafetler seçmeye başlamam gerekiyordu. Şimdiye kadarki eli yüzü düzgün kıyafetlerimin neredeyse tamamını Miori seçmişti ama kışa uygun tek bir düzgün kıyafetim bile yoktu.
Bundan bahsettiğimde Hikari, “O zaman onları senin için ben seçeceğim!” demişti. Doğrusu moda anlayışıma hiç ama hiç güvenmediğim için bu teklif bana ilaç gibi gelmişti. Aslında yine Miori’den yardım istemeyi düşünmüştüm ama ortaklığımızı zaten bitirmiştik. Miori’ye gerçekten çok fazla bağımlı hale gelmiştim ve ittifakımız sona erdiğinde bu gerçeği çok daha net anlamıştım.
Hikari ile sevgili olduğum için mutluluktan uçuyordum. Ancak daha önce hiç kimseyle çıkmadığım için içim belirsizliklerle doluydu, bu da beni ister istemez Miori’ye danışmak istemeye itiyordu. Fakat her zaman yanımda olan, bana el uzatan o insan artık yoktu. Sanki karanlıkta tek başıma yürüyordum.
“O zaman ittifakımız bitti. Ortaklığımız buraya kadarmış.”
Telefon görüşmemiz sırasında Miori’nin sesinin nasıl geldiğini aniden hatırladım. O sırada bir tuhaftı. Kendi cephesinde kötü bir şey mi olmuştu? Reita ile çıkmaya başladığı gündü, mutlu olması gerekmez miydi?
“Ne oldu Natsuki-kun? Daldın gittin.” Hikari’nin yüzü aniden görüş açımın köşesinde belirdi. Endişeli bir ifadeyle bana bakıyordu.
Farkında olmadan yine kendi düşüncelerimin derin denizinde boğulmuştum. Bu benim kötü bir alışkanlığımdı. Miori için endişelenmek hiçbir şeyi çözmeyecekti. Hem bugün Hikari ile randevumun tadını çıkaracaktım!
“Özür dilerim, bir şey yok. Şey, ilk olarak nereye gidelim?”
“Gerisini bana bırak! Sana çok yakışacağını düşündüğüm birkaç mağaza var aklımda!” Hikari gururla göğsünü kabarttı. Göğüsleri hafifçe dalgalandı.
Bakışlarım gayriihtiyari dolgun göğüslerine kayacak gibi oldu ama bir şekilde gözlerimi aynı seviyede tutmayı başardım. “Tamam, harika olur,” dedim hiçbir şey olmamış gibi.
Beni peşinden sürüklerken adeta sevinçten havalara uçacak gibi bir hali vardı. “Herkesin içinde el ele tutuşmak biraz utandırıcı değil mi?”
“Evet,” dedim. “Sanki herkes bize bakıyormuş gibi hissettiriyor. Okuldan birkaç çocuğu da gördüm sanki.”
Etrafta el ele yürüyen pek çok çift vardı ama ben mi aşırı hassasiyet gösteriyordum bilmiyorum, sanki üzerimizde gereğinden fazla dikkat topluyorduk. Gerçi normaldi. Hikari o kadar tatlıydı ki!
Okuldan muhtemelen üst sınıflardan olan iki kız bizi görünce tiz çığlıklar attı. Buna nasıl bir tepki vermem gerekiyordu ki? Hikari de durumdan rahatsız olmuş, kendini gülümsemeye zorluyordu.
“Eğer hoşuna gitmediyse elini bırakabilirim?” diye sordum.
“Hoşuma gitmediğini de nereden çıkardın? Nasıl böyle söylersin? Bak gerçekten kızacağım artık!” dedi sahte bir kızgınlıkla, yanaklarını şişirerek.
Öğğ. Çok tatlıydı! Böylesine sevimli bir kızın benim sevgilim olduğunu düşünmek... Hâlâ inanasım gelmiyordu.
“Bunun sana çok yakışacağına eminim. Hadi bir dene!” Lacivert renkli, şık bir palto seçmişti.
Onun ısrarıyla üzerime geçirdim. Çok sıcaktı; kumaşı yumuşacık ve rahattı. Yakındaki boy aynasında kendime baktım. Haklıydı. Bu bana gerçekten yakışmıştı... Sanırım? Vücudumu daha ince gösteriyor, beni daha çekici kılıyordu... En azından bana öyle hissettirmişti.
Hikari bana baktı ve şaşkınlık dolu bir ses çıkardı. “Ooo!”
“Nasıl olmuş?” diye sordum.
“Çok... Çok yakışmış! Gerçekten harika görünüyorsun!” dedi, yüzünde kocaman bir tebessümle başını hızla sallayarak.
“Bu iltifatın biraz baştan savma gibi geldi ama.”
“H-Hayır! Gerçekten söylüyorum! Çok havalı görünüyorsun!”
Hikari bugün her zamankinden daha telaşlı, hatta daha doğru bir ifadeyle daha telaşlı görünüyordu. Normalde çok daha sakin biridir... Dur bir dakika, yoksa gergin miydi? Onun bu yönünü daha önce hiç görmemiştim ama şikayet edecek bir durum yoktu, çünkü çok tatlıydı.
Hafifçe güldü. “Erkek arkadaşım çok havalı,” diye kendi kendine mutlu bir şekilde mırıldandı.
Şey, seni duyabiliyorum biliyorsun değil mi? Ne yapacağımı bilemeyerek acı acı gülümsedim.
Hikari irkilerek bana baktı. “D-Duydun mu?!”
“Yok, hiçbir şey duymadım. Bir şey mi dedin ki?”
“Ş-Şey, gerçekten mi? Sevindim...”
“Hı-hı. İltifatın için teşekkürler.”
Bana şaşkın şaşkın baktı, ardından yüzü gözlerimin önünde kıpkırmızı kesildi. “Duymuşsun işte!” Sırtıma hafifçe vurdu.
Şiddetin hiçbir şeyi çözmeyeceğine inanıyorum.
Hikari benim için birkaç kışlık kıyafet daha seçerken şakalaşmaya devam ettik. Gitarı aldıktan sonra cüzdanımın durumu pek iç açıcı olmadığı için alışverişimi sadece uzun kollu bir gömlek ve üzerimde denediğim paltoyla sınırlı tuttum. Ancak elime para geçtiğinde onun önerdiği diğer kıyafetleri de kesinlikle almak istiyordum.
“Artık öğle yemeği yesek iyi olur,” dedim.
“İyi fikir. Ne yiyelim?”
Karar vermeye çalışarak alışveriş merkezinin yemek katında turladık.
“Hmm... Açıkçası bana her şey uyar,” dedim ama sonra birden aklıma bir şey geldi. Randevuda her şeyin uyacağını söylemenin kötü bir izlenim bıraktığını duymuştum. Burada erkeğin inisiyatif alması gerekmez miydi? Tüm kararları ona bırakırsam hoş bir görüntü olmazdı. Belki de seçenekleri önce benim daraltmam gerekiyordu? Ama artık çok geç olabilirdi... Sonunda kararı ona bırakmaya karar verdim ve sordum: “Hikari, sen ne yemek istersin?” Kararsızlığım için kendimden özür dilerim...
“Şeyyy...” Bir an düşündü. “Buldum. Hamburger köftesine ne dersin?”
“Kulağa harika geliyor.” Başımı salladım.
Hamburger köftesi yapan batı tarzı bir restorana girdik. Garson bizi masamıza yönlendirdi, siparişlerimizi verdikten sonra aramıza bir sessizlik çöktü. N-Ne konuşmalıydım şimdi?
“Şey, kıyafet seçiminde bana yardım ettiğin için teşekkürler. Çok makbule geçti,” dedim.
“Ö-Önemli değil!” diye kekeledi Hikari. “Gerçekten çok eğlenceliydi! Ne zaman istersen yine yaparım! Hem benim için de göz banyosu oldu!”
Göz banyosu mu? Bu da ne demekti şimdi? Kafam fazlasıyla karıştığı için konuyu deşme fırsatını kaçırdım.
“Ben... Film için sabırsızlanıyorum!” diye devam etti.
“E-Evet!”
En az benim kadar o da gergin görünüyordu, gözleri sürekli etrafta geziniyordu. Aramıza yine sessizlik çöktü. Az öncesine kadar gayet rahat konuşuyorduk ama yüz yüze oturmak heyecanımızı katlamıştı. Bu tuhaf havayı dağıtmak için sürekli su yudumladım ve sonunda bardağımı tamamen boşalttım. Ama bir şekilde, yemeklerimiz gelene kadar sohbeti sürdürmeyi başardım.
“Harika, hadi başlayalım o zaman,” dedim.
“Çok lezzetli görünüyor. Afiyet olsun!” Gözleri parıldayan Hikari, hamburger köftesini iştahla yemeye başladı.
Bense üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi hissettim; çünkü yemek yerken konuşmak zorunda değildim.
“Of! Çok doydum. Harikaydı,” dedi Hikari nihayet yemeğini bitirdiğinde.
“Evet,” diye karşılık verdim ve saate baktığımda kalakaldım. “Amanın! Gitmemiz gerek!” Filmin başlamasına sadece on dakika kalmıştı.
“Haklısın! Çok oyalandık!”
Yemeği bitirdikten sonra boş yapacak vaktimiz kalmamıştı. Hesabı alelacele ödeyip sinemaya koşturduk. İkimiz koltuklarımıza güçbela kurulduğumuzda film başlamak üzereydi, bu yüzden içecek almaya fırsat bulamadık. Öğle yemeğini yeni yediğimiz için mısır ya da başka bir atıştırmalık istemiyorduk ama boğazım kurumuştu. Hikari ses etmese de onun da aynı şeyi düşündüğünden şüpheleniyordum. Planlama konusunda resmen çuvallamıştık.
Sessizce içimi çektim. Hiçbir şey planladığım gibi gitmiyordu. Öncesinde yeterince araştırma yapmamıştım, üstelik randevu konusunda da tecrübesizdim. Keşke ipleri elime almayı daha iyi becerebilseydim...
Loş salonu aydınlatan tek şey dev ekrandı. Film henüz başlamamıştı ama diğer filmlerin fragmanları dönüyordu. Gözüm Hikari’ye kaydı, tam o an göz göze geldik. Telaşlanıp hemen gözlerini ekrana çevirdi. İçerisi karanlıktı ama yanaklarına hücum eden kırmızılığı görebiliyordum.
Bana mı bakıyordu? Ona sorsam mı sormasam mı diye kararsızlık içinde kıvranırken etrafımızdaki fısıltılar kesildi. Salona derin bir sessizlik çöktü ve film başladı.
Hikari’nin izlemek istediği film, ailesini bir kazada kaybeden bir kızla çocukluk arkadaşının ona duyduğu aşkı anlatıyordu. Kız, ölmek için bir yer arayacağı bir yolculuğa çıkıyor, çocuk da ona eşlik ediyordu.
Hikari’nin istediği bu hikaye, karakterlerin çektiği acıyı sadece oyuncuların yüz ifadeleriyle aktararak yavaş ve sakin bir tempoda ilerliyordu. İnsanın yüreğine dokunan türden bir yapımdı.
Yandan bir kez daha ona baktım. Hikari dik oturmuş, gözlerini ekrana dikmişti. Çok etkilendiği her halinden belliydi, gözünün kenarında bir damla yaş birikmişti.
Onun aksine ben filme odaklanamıyordum. Erkek başrol doktor olmak istiyordu ve her yönüyle o kadar kusursuzdu ki benim gibi birinden fersah fersah uzaktı. En başından beri her konuda başarılı olan bir karakterle empati kuramıyordum. Bu yüzden gözlerim ekrandaki sahneleri takip etse de zihnim bambaşka yerlerde geziniyordu.
Böyle olması normal miydi? Aynı soru kafamda yine belirdi. Bir çift için bu randevu doğru bir hamle miydi? Bilmiyordum. Bu hayata ikinci kez gelmiş olabilirdim ama hala deneyimsiz olduğum gerçeğini değiştiremiyordum. Daha iyisini yapabilirdim. Randevuyu planlamak, sohbet etmek... Bugün her şeyi yüzüme gözüme bulaştırmıştım. Vitrinlere bakarken de ipleri eline alan Hikari olmuştu.
Yaptığım tek şey ona sırtımı dayamaktı. Gerçekten acınası durumdaydım. Düşününce, bu plan Reita ve Miori ile çıktığımız çift randevusunun neredeyse birebir kopyasıydı. Daha romantik bir şeyler mi düşünmeliydim? Yapmam gereken bu muydu? Bilmiyordum. İlk randevumuz olduğu için işi garantiye almak mantıklı gelmişti aslında. Hem zaten, normal bir randevu dediğin nasıl olurdu ki?
Sevgililer tam olarak ne yapardı?
Zihnim, cevabını bilmediğim bu sorunun etrafında dönüp duruyordu.
Hikari ile sevgili olmaya başlayalı henüz üç gün olmuştu ve her anım daha önce yaşamadığım deneyimlerle dolu gibiydi. Bir şeyleri ilk seferde harika kıvırabilen biri olmadığım için içim sürekli bir huzursuzlukla kemiriliyordu.
Hikari ile olmak istiyordum. Onu mutlu etmek istiyordum. Bunu canıgönülden diliyordum ama sadece istemekle hiçbir şey değişmezdi. Bana aşkı öğretecek kimse yok muydu? Ben bu düşüncelerle boğuşurken film finaline yaklaştı ve hareketlenen olay örgüsü beni de içine çekti. Keşke ben de bu havalı başrol gibi olabilseydim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.