Harikaydı! Gözlerim çıkana kadar ağladım, dedi Hikari, elindeki mendille göz pınarlarını silerken büyük bir coşkuyla.
O kadar şeyden sonra mutlu sonla biteceğini hiç tahmin etmemiştim, dedim.
Değil mi? Kurtuluşun hiçbir yolu kalmadı diye düşünmüştüm kesinlikle.
Gerçekten güzel filmdi! Mutlu son düşkünü biri olarak fazlasıyla tatmin olmuştum.
Alışveriş merkezinden çıkıp istasyona doğru yürümeye başladık. Henüz saat akşamın altısı bile olmamıştı ama gökyüzü zaten kızıla boyanmıştı. Günler yavaş yavaş kısalıyordu.
Birden ellerimiz birbirine değdi, ardından Hikari’nin parmakları benimkileri kavradı. Ne yapmak istediğini anlayınca elini sıkıca tuttum. Dışarısı biraz serindi, bu yüzden teni sıcacıktı.
Kısa bir duraksamanın ardından sordum. Bugün eğlendin mi?
Kocaman gülümseyerek başını salladı. Tabii ki eğlendim! Ya sen?
Evet, sadece seninle olmak bile beni mutlu etmeye yetiyor, dedim tüm samimiyetimle.
Yanakları kızarıverdi.
Kahretsin! Ağzımdan kaçıvermişti. Kafam o kadar doluydu ki bir anlık boşluğuma gelmişti. Aşırı utandığımdan yanaklarımın alev alev yandığını hissettim, dönüp Hikari’nin yüzüne bakamadım. Koluma hafifçe vurdu. Zaten hemen şiddete başvurmaya dünden razıydı. Gerçi bunu utancını gizlemek için yaptığını biliyordum.
Bunun benim için de geçerli olduğunu bil, diye fısıldadı kulağıma, beni tamamen hazırlıksız yakalayarak. Aptal.
O yumuşak, tatlı sesinin yıkım gücü çok fazlaydı! Beni öldürmeye mi çalışıyordu bu kız? Hikari son zamanlarda epey sivri dilli olmaya başlamıştı. Muhtemelen artık yanımda tamamen kendisi oluyordu. Bana karşı kendini tutmaması beni mutlu etse de bazen fazla dürüst davranıyordu ve bu da kalbime hiç iyi gelmiyordu. Tıpkı şu an olduğu gibi.
Çevremizdeki herkes ikimizin de kıpkırmızı kesildiğini görebilirdi. Bakmama gerek bile yoktu. Yaşlı bir çift yanımızdan geçerken bize sıcak bir gülümsemeyle bakıp kendi aralarında fısıldaştı.
Tam bir şapşal aşıklar gibi davranıyorduk! Toplum içinde cilveleşen çiftlerden nefret ederdim ama şimdi aynısını kendim yapıyordum! O yaşlı çift gibi sakin ve içten olabilmeyi dilerdim.
Ş-Şey, Natsuki-kun... Bugün bir gariptim, değil mi?
H-Hayır... Bence hiç de garip değildin. Her zamanki gibi ç-çok tatlıydın, diye kekeledim. Ah, ne diye kekeliyorsan! Sapık gibi görünmüştüm! Ne, zaten sapık mıyım? Pekala, öyle olsun.
Ben... Çok gergindim... Hem de aşırı... Belli etmemeye çalıştım ama...
Aslında hiç de gizleyememiş miydin ne? Tabii bunu yüzüne vurursam muhtemelen bana darılırdı. Gerçi benim de bunu söyleyecek halim yoktu. Kalbim şu an bile deliler gibi çarpıyordu ve el ele tutuştuğumuz gerçeğini aklımdan bir türlü çıkaramıyordum.
Ben de aynı durumdayım, diye itiraf ettim. Verebildiğim tek cevap buydu. İkimiz de birbirimizin ilk sevgilisiydik. Nasıl davranmamız gerektiğini el yordamıyla çözmeye çalışıyorduk.
Erkek olduğum için bu durumlarda ipleri elime almam gerekiyordu belki de ama normal davranabilmek için bile bütün enerjimi harcıyordum. İç çekmek isteyecek kadar acınası bir haldeydim. Yenilmez olmak isterdim.
İkimiz de sessizliğe gömüldük.
Konuşacak konumuz mu kalmamıştı? Ne yapacaktım şimdi? Hadi ama, söyleyecek hiçbir şeyim yok mu benim? Ne konuşacağımı kara kara düşünürken yürümeye devam ettik. Bu esnada ellerimiz hâlâ sımsıkı kenetliydi.
Farkına bile varmadan istasyonun bilet kontrol kapısına gelmiştik. Hikari ile farklı trenlere bineceğimiz için yollarımız burada ayrılacaktı. En azından öyle olması gerekiyordu. Durdu ve elimi bırakmadı.
Hikari? diye seslendim merakla.
Sadece... Birazcık daha, dedi.
Ne demek istediğini anlayamayarak başımı hafifçe yana eğdim.
Saniyeler geçti ve sonunda başını salladı. Tamam. Şarj işlemi tamamlandı.
Şarj mı?
Yeterince Natsuki-kun enerjisi depolamazsam kendimi yalnız hissediyorum, diyerek utangaçça kıkırdadı. Gerçekten çok sevimliydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.