"Miori."
Adımı duyunca arkama döndüm. "Reita-kun." Tam da görmeyi beklediğim kişi karşımda dikiliyordu: İlk erkek arkadaşım.
Reita-kun yakışıklı, nazik, cana yakın ve sohbeti keyifli biriydi. Neredeyse her işi büyük bir beceriyle kıvıran bir dahiydi ve hatırladığım kadarıyla tek bir kusuru bile yoktu. Onunla çıkmaya başladığımdan beri etrafımdaki kızların gıpta ettiği kişi haline gelmiştim. Hatta bu karanlık kıskançlıklarını doğrudan bana yönelttikleri zamanlar bile olmuştu. O kadar popülerdi işte.
Dürüst olmak gerekirse benim gibi biri onun yanında sönük kalıyordu. Herkes bu konuda haklıydı ve ben de bunun tamamen bilincindeydim.
"Artık sadece final maçı kaldı, değil mi?" dedim.
"Evet. Natsuki ve Tatsuya sayesinde buraya kadar gelebildik," diye karşılık verdi.
"Sen de çok önemliydin ama! Pasların milimetrikti!"
Sözlerimde samimiydim. Reita-kun pas atmakta gerçekten ustaydı. Takım arkadaşları ne zaman boşa çıksa, sanki güdümlü füze gibi tam ayaklarına giden paslar çıkarıyordu. Sahayı inanılmaz geniş bir açıyla görebiliyor olmalıydı. Gösterişli oynamıyordu belki ama takımını arkadan sırtladığı şüphe götürmezdi.
"Futbol geçmişimin bir işe yaradığını görmek güzel," dedi buruk bir tebessümle. "Peki sizin maçlar nasıl gitti?"
"O kadar futbol öğrettin bana ama yine de ikinci turda elendik." Gülmeye çalıştım fakat içten içe acayip hırslanmış durumdaydım. O şutu gole çevirebilseydim kazanacaktık. Lanet olsun... Gerçekten lanet olsun...
"Canın sıkkınken kendini gülmeye zorlama," dedi.
"Reita-kun, bazen bu kadar dikkatli olman ürkütücü oluyor."
"İnsanlar bunu sıkça söyler ama ben sana karşı ekstra dikkatliyim. O yüzden belki de haklısındır." Omuzlarını silkip gülümsedi.
Onu gerçekten sevseydim, bu sözleri duyduğumda kalbim yerinden çıkacak gibi çarpar mıydı? Ama içimde tık yoktu, sakindim. Ve Reita-kun bu durumu bile fark etmişti.
"Kazanan biz olacağız. Bunun için elimden geleni yapacağım," dedi. "Saha kenarında beni destekleyeceksin, değil mi?"
"Elbette destekleyeceğim. Gözüm üzerinde olacak." Ciddi bir tavırla başımı salladım. Ona karşı hissettiğim şey aşk olmasa bile, onu bir insan olarak gerçekten seviyordum. Sevdiğim birinin elinden gelenin en iyisini yapmasını izlerken onu destekleme isteğim kesinlikle yalan değildi.
"Natsuki'den hâlâ hoşlanıyor musun?" diye sordu birden.
Donakaldım. Zaman bir anlığına durmuş gibiydi. Verecek tek bir cevap bile bulamadım. "Özür dilerim," diyebildim sadece, sesim boğazıma düğümlenerek.
"Natsuki'den sonra gelmeye razıyım. Yeter ki sen beni desteklemeye devam et," dedi. Arkasını dönüp finallerin oynanacağı sahaya doğru yürümeye başladı.
"Bol şans, Reita-kun!" diye arkasından bağırdım.
Geriye dönüp bana içtenlikle mutlu olduğu belli olan bir gülümseme attı. Sadece bunu söylediğim için neden bu kadar mutlu görünüyordu ki? İçimi ısıtan bir görüntüydü bu. Gerçekten öyleydi... Ama aynı zamanda canımı da yakıyordu. Kendimi inanılmaz çaresiz, üzgün ve kırgın hissediyordum.
Onu sevmeyi başarabilseydim kim bilir ne kadar mutlu olurdum? Fakat kalbimi harekete geçiren tek şey, sürekli ilgilenilmesi gereken o çocukluk arkadaşımın sözleriydi. Kafamı sallayarak onun zihnime üşüşen görüntülerini dağıtmaya çalıştım.
Hey, Reita-kun. Seni sevmek istiyorum. Bu yüzden lütfen biraz daha bekle... Sadece birazcık daha.
"Ne demek bu şimdi?"
"Natsuki'den mi hoşlanıyormuş? Motomiya mı...?"
İki kişi, şaşkın gözlerle birbirine baktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.