Zirveye Giden Yol

İkinci maçımızdan önce Tatsuya ile yumruklarımızı tokuşturduk.

"Şu turnuvayı tamamen süpürelim," dedim.

Güldü. "Ne diyorsun sen oğlum? İkimiz buradayken kaybetme ihtimalimiz mi var? Tabii ki kazanacağız."

Ardından 2-1 sınıfına karşı çıktığımız ikinci turu kırk altıya yirmi gibi ezici bir farkla aldık. Yarı finaldeyken saha iyice kızıştı ama. Rakibimiz 2-3 sınıfıydı. Kadrolarında basketbol kulübünün mevcut kaptanı Kataoka-senpai, Iwano-senpai ve futbol takımından Kurano Masato vardı. Hani şu yağmur sezonunda kızlar basketbol takımının birbirine girmesine sebep olan çocuk.

Reita nadir görülen bir hırsla dolup taşıyordu. "Kesinlikle kazanacağız," derkenki kararlı hali hafızama kazındı sanki.

Iwano-senpai iri cüssesini hücum ribaundlarında çok iyi kullandı, Kataoka-senpai ise hem harika paslarıyla takım arkadaşlarını besledi hem de inatçı savunmasıyla Tatsuya’ya nefes aldırmadı. Yine de benim isabetli şutlarım ve Reita’nın Kurano’yu sahadan tamamen silmesi sayesinde maçı bir şekilde söke söke aldık.

Maç yirmi altıya yirmi dört bitti. İki tarafın da savunmasının devleştiği, az sayılı bir mücadeleydi. Galibiyeti garantilediğimiz an tribünler adeta yıkıldı, çığlıklar salonu kapladı.

Doğru ya, yarı final olduğu için seyirci sayısı iyice artmıştı. Zaten top oyunları turnuvasının da sonuna geliyorduk. Geriye sadece futbol ve basketbol finalleri kalmıştı. Diğer branşlar hızla tamamlanıp bitmişti bile. Üç korttan ikisi öğrencilerin oturması için alan olarak düzenlenmişti. Bizim sınıf daha çok sağ tarafa toplandığı için o tarafa doğru geçtik.

"Ooo! Helal olsun basketbol takımı! Finaldeyiz demek!"

Sınıftakilerin tebrik tezahüratları arasında duvara doğru ilerleyip sırtımı yaslayarak yere çöktüm. Üstüme birden ağır bir yorgunluk çöktü. Maçlar onar dakikalık iki devre halinde oynansa da finale kalabilmek için bir günde üç maça çıkmak gerçekten pestilimizi çıkarmıştı. Turnuva tek güne sıkıştırıldığı için bu kadar yıpranmak kaçınılmazdı tabii.

"Bu arada bizim sınıfın puan durumu nasıl?" diye sordum hemen yanımda oturan Hikari’ye.

"Şey... Bir ara duyuru yapmışlardı aslında." Arkasına dönüp sınıftakilere seslendi. "Bizim durumumuzu bilen var mı?"

"En son dördüncüydük. Futbolda ikinci olduk, o yüzden biraz daha yükselmişizdir," diye yanıtladı Fujiwara. "Voleybolda da dördüncü geldiğimize göre basketbolun sonucuna bağlı olarak şampiyonluk şansımız yüksek."

"Yani illa kazanın mı diyorsun?"

"Aynen öyle!" diyerek kahkahayı bastı.

Tam o sırada seyircilerden her zamankinden daha gürültülü bir tezahürat yükseldi. Yarı finalin diğer ayağı da sonuçlanmış, yani finaldeki rakibimiz belli olmuştu.

"Kim kazandı?" diye sordum.

"3-1. Yanagishita-senpai’nin sınıfı," dedi Tatsuya.

Yolumuza çıkan isim Yanagishita-senpai oldu demek. Zaten içimden bir ses böyle olacağını söylüyordu.

"Ön sıradan izledim, gerçekten çok güçlüler," dedi Tatsuya.

"Daha iyi bir rakip isteyemezdim zaten," diye karşılık verdim. Yıllar sonra böyle maçlara çıkmak inanılmaz keyifliydi! Rakip ne kadar güçlü olursa damarlarımdaki kan o kadar hızlı akıyordu. Zihnimdeki bu heyecan yorgun bedenimi kamçıladı ve ayağa kalktım. "Haydi çocuklar, gidiyoruz."

Tatsuya, Reita, Hino ve Okajima-kun peşimden geldiler.

Bu turnuvanın da, gençliğimizin de tadını sonuna kadar çıkarmak için o kupayı alacağız.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.