Yönetim kurulu toplantısı bittikten sonra Mei ile okulun yakınında, içinde basketbol sahası olan bir parka gittik. İlk hayatımda da burayı ara sıra kullanırdım.
Saat altı sularıydı, gökyüzü gün batımının renklerine boyanmıştı. Günler epey kısalmıştı ama parkta projektörler olduğu için hava karardıktan sonra bile rahatça oynayabilirdik.
“Sana gerçekten basketbol öğreteceğim hiç aklıma gelmezdi.” Yakındaki bir spor mağazasından aldığımız topu çıkarıp Mei'ye fırlattım.
Bir an paniklese de topu tutmayı becerdi. “Ben de yarı şaka yapıyordum ama... Funayama-san beni destekleyeceğini söyledi. Spor konusunda berbatım ama ona havalı yönümü gösterebilmek için elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum.”
“Oho, arayı bayağı yapmışsınız. Şimdi tek gereken bir itiraf.”
“L-Lütfen bunu çok kolay bir şeymiş gibi anlatma! Benden nefret etmiyor gibi görünüyor ama belki de sadece benim için endişeleniyordur. Üstelik düzgünce konuşmaya başlayalı sadece az bir zaman, birkaç gün oldu. İtiraf dediğin ancak yakınlaştıktan sonra gelir.”
“Endişelenme. Bana güven, bu iş sende.”
“Sen o kadar insanın önünde, koca sahnede itiraf etme cesaretini gösterdin diye lütfen beni kendinle bir tutma!”
“Aşk olsun, ben de o zaman çok gergindim.”
Mei'yi çok iyi anlıyordum. Reddedilme ihtimali varken itiraf etmek istemiyordu. Karşı tarafın evet diyeceğinden kesinlikle emin olmayı arzuluyordu. Neden mi? Çünkü onu tamamen kaybetme riski vardı. Biriyle olan ilişkini başka bir boyuta taşımak cesaret isterdi.
Miori bana Funayama-san'ın hislerini çıtlattığı için Mei'nin başarısız olmayacağını biliyordum. Benim açımdan bakınca kaplumbağa hızıyla ilerliyor gibi görünüyorlardı ama bunu ona söylemek şık kaçmazdı. Zor bir durumdaydım.
“RINE adreslerimizi aldık. Bundan sonra arayı sıcak tutmaya devam edeceğiz,” dedi Mei kararlı bir ifadeyle ve topu bana geri fırlattı.
Topu fırlatış tarzı beyzbol atışını andırıyordu, bu yüzden son derece tuhaf görünmüştü. İşe paslaşarak başlamalıydık.
“Topu göğüs hizanda tut, başparmaklarınla işaret parmaklarını birleştirip bir üçgen yap. Sonra bir adım öne çıkıp bileklerini bükerek fırlat. İterken sanki tüm ağırlığını topa veriyormuşsun gibi düşün.” Göğüs pasının nasıl atılacağını açıklayıp topu Mei'ye geri gönderdim.
“Oha, oha!” diye bağırarak topu elinde geveledi ve sonunda yere düşürdü.
“Pas alırken ellerini göğsünün önünde hazır tut. Korkma ve topu kendine doğru çek. Az önce topu tutmakta zorlandın çünkü ellerini öne doğru savurdun. Bekle ve öyle yakala,” diyerek hareketlerle de gösterdim.
Mei başını salladı. “T-Tamam!”
Ondan sonra bir süre karşılıklı paslaştık. Basketbola kesinlikle yatkınlığı yoktu ama çok samimiydi. Funayama-san'ın gözüne havalı görünmeyi gerçekten her şeyden çok istiyor olmalıydı. Bu motivasyonunu çok iyi anlıyor ve ona yardım etmek istiyordum. Madem bu işi bu kadar ciddiye alıyordu, o zaman öğretmek de çok daha eğlenceli olacaktı.
“Güzel, çok güzel! Şimdi kapıyorsun işte. Ama vücudunla daha çok it.”
“Tamam! B-Böyle mi?!”
“Pek değil! Bak, tam olarak şöyle yap!”
“Böyle mi?!”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.