Değişimin Gölgesinde

Eğlenceli geçen hafta sonunun ardından sıradan bir hafta daha başladı. Ertesi gün top turnuvası vardı; bu yüzden derslerdeki hava biraz huzursuzdu. Herkes sabırsızlıkla yarını bekliyor, her köşeden fısıltılar yükseliyordu. Ancak normalde bu tarz muhabbetlerin elebaşı olan Tatsuya, nedense sus pus olmuştu.

Matematik dersinde Murakami-sensei son yaptığımız kısa sınavın kâğıtlarını çıkardı. "Sınav sonuçlarını açıklıyorum. Bu sefer aranızdan biri tam puan alarak nadir bir başarıya imza attı."

Murakami-sensei sık sık böyle sınavlar yapardı ama sorular normal yazılılara göre çok daha kazık olurdu. Yüz puan alanın kim olduğunu içimden merak ettim; ben bile şimdiye kadar hiç tam puan alamamıştım.

"İsmini okuduğum gelsin kâğıdını alsın," dedi Murakami-sensei. "Nagiura Tatsuya. Son zamanlarda gerçekten iyi çalışıyorsun."

"Neee?!" Sınıfı bir anda şaşkınlık çığlıkları kapladı.

Tatsuya pek öyle gururlanmış gibi durmuyordu. Aksine, isteksiz adımlarla tahtaya yürüyüp kâğıdını aldı.

"T-Tatsu?! Sana ne oldu böyle?!" diye bağırdı Uta.

Tatsuya kızın bu şaşkınlığına pek oralı olmadı, sadece "Önemli bir şey değil. Biraz ders çalıştım, o kadar," diye mırıldandı.

Ardından puan sırasına göre çağrılmaya başladık. İkinci sırada doksan iki puanla ben vardım. Herkes kâğıdını aldıktan sonra Murakami-sensei sınıfa şöyle bir göz gezdirdi.

"Hepiniz Nagiura'yı örnek almalı, derslerinize daha çok asılmalısınız. Düzenli çalışmanın karşılığı işte böyle alınır." Hocanın dersi bitirmesiyle birlikte zil çaldı.

Uta ile Hikari anında Tatsuya'nın sırasına üşüştü.

"Hey, Tatsu! Bizim 'Aptallar İttifakı'na ne oldu?!" diye çıkıştı Uta.

"Harbi ya! O kadar sarsılmaz bağlarla birbirimize bağlıydık, hepsi yalan mıydı?!" diye katıldı Hikari.

Yanlarına yaklaştım. Aptallar İttifakı mı? O da neyin nesiydi böyle? Bunlar gerçekten aralarında öyle bir ittifak mı kurmuştu?

"Ben öyle saçma sapan bir ittifaka katıldığımı hatırlamıyorum," diyerek ikisini birden tersledi Tatsuya.

Haklıydı yani. Bayağı saçma bir şeydi.

"O-Olamaz," diye sızlandı Uta. "Hainlik bu! Hikariiin!"

"Bizi sattı Uta-chan. Bağışlanamaz bir suç bu! Ama korkma, ben seni asla satmam," dedi Hikari.

Sebebi meçhul bir şekilde birbirlerini teselli etmeye başladılar. Nanase bıkkın gözlerle onları izliyordu.

Kızlar Tatsuya'nın başında patırtı koparırken Nanase'ye eğilip fısıldadım. "Hikari'nin notları gerçekten o kadar kötü mü? Ortalama bir şey değil miydi?"

"Son zamanlarda Uta'nın seviyesine kadar düştü. Büyük ihtimalle romanına ve sana fazla kafa yorduğu içindir," diye karşılık verdi Nanase.

"Suçu bana mı atmaya çalışıyorsun?"

"Suçun yarısı sende. Bir dahakine ders çalışmasını sağla," dedi soğuk bir sesle.

P-Peki... Özür dilerim anne...

"Her neyse," diye devam etti Nanase. "Nagiura-kun geçen vizede dönem altmışıncısı oldu. Kimseye söylemedi ama."

Altmışıncı mı? Dönemde iki yüz elli öğrenci vardı. Yani bayağı dereceye girmişti. İlk dönem neredeyse sonuncu olduğu düşünülürse, bu gelişme mucize gibi bir şeydi! "Peki sen nereden biliyorsun?"

"Haberin yok mu? Nagiura-kun ile bayağı yakınızdır. Arada sırada ona özel ders veriyorum."

Harbi mi? Bak bu beklenmedik bir şeydi. Gerçi olağanüstü bir durum sayılmazdı ama ben yokken bile insanların arasındaki ilişkilerin böyle değiştiğini görmek insanı garip ettiriyordu.

Tatsuya gözlerini ikimize dikti. "Siz orada ne fısıldaşıyorsunuz bakayım?" diye sordu şüpheyle.

"Seni övüyorduk. Yüz puan alman gerçekten takdire şayan," dedim.

"Altı üstü bir kısa sınavdı. Gerçek sınavlarda bu kadarını yapamam." Tatsuya burun kıvırdı. Utandığını gizlemeye çalışmıyordu; buna gerçekten inanıyordu.

"Sende bir haller var, farkında mısın?" diye sordu Hikari.

Tatsuya başını kaşıyıp uzaklara dalarak pencereden dışarı baktı. "Yani... Öyle de denebilir. Hem okulu hem basketbolu bir arada yürütmek, ikisine de her şeyimi vermek istedim sadece." Ayağa kalktı. "Tuvalete gidiyorum."

Tam sınıftan çıkacakken Uta üniformasının ucundan yakaladı. Kararlı bir tavırla, "Tatsu, son zamanlarda moralin mi bozuk senin?" diye sordu.

"Sence öyle mi duruyorum?"

"Normalde çıldırırdın be! Oğlum, tam puan aldın diyorum!"

"Evet, haklı olabilirsin. Eskiden olsa çıldırırdım belki. Ama bu sevinmediğim anlamına gelmiyor," dedi gayet düz bir ses tonuyla. Hiç duraksamadan, "Hadi kaçtım, cidden tuvalete gitmem lazım," deyip çıktı.

Uta, yüzünde huzursuz bir ifadeyle arkasından bakakaldı. Hikari ile Nanase bakıştılar.

Reita yanımıza geldi. "Çabalaması güzel bir şey tabii ama hiç kendisi gibi davranmıyor."

"Bir şey mi oldu acaba?" Uta başını yana eğerek düşündü.

Nanase, Uta'ya bakarken kararsız görünüyordu. Kendi kendine konuşur gibi "Bunu söylemek bana düşmez," diye mırıldandığını duydum.

"Natsuki, bir baksana." Reita beni balkona çağırdı. Dışarıda hafif bir rüzgâr esiyordu. Dirseklerini korkuluğa dayayıp okul bahçesine doğru baktı. "Natsuki, sen de fark ettin değil mi? Tatsuya'nın neden bu kadar hırs yaptığını yani."

"Evet," dedim bir duraklamadan sonra. "Aşağı yukarı bir tahminim var."

Tatsuya, Uta'yı bana emanet edebileceğini söylemişti ama ben kızı reddetmiştim. Madem onun dileğini ben gerçekleştiremeyecektim, o zaman kızı mutlu eden kişi kendisi olmak istiyordu. Uta bana âşık olduğu için, benden daha üstün biri olmaya çalışıyordu... Kafasından geçenler muhtemelen bunlardı.

"Tatsuya'nın gözü yükseklerde olduğu için artık duygularını pek dışarı vurmuyor. 'Bu kadarı yetmez, daha fazlası lazım' diye düşünüp durduğu için böyle davranıyor. Aslında ne düşündüğünü anlamak hâlâ çok kolay," diye açıkladı Reita.

"Çabalaması harika bir şey ama bu kafayla devam ederse kendini bitirir," dedim.

"Öyle. Ve daha da önemlisi, artık o sevdiğimiz Tatsuya değil. Şu haliyle çok sıkıcı," dedi Reita dobra bir şekilde. Profilden bakınca biraz kızgın gibi duruyordu. "Bu yüzden gidip eski Tatsuya'yı geri getirelim." Yumruğunu havaya kaldırdı.

Yumruğumu onun yumruğuna vurdum. "Evet! Bizimle birlikte şapşallık yapmanın ne kadar eğlenceli olduğunu ona tekrar hatırlatalım."

Reita'nın da benim de bunu yapmak için kendimize göre sebeplerimiz vardı. Tatsuya olgunlaştığı için bu hale gelmiş olsa bile, bu durum bizim hiç hoşumuza gitmiyordu. O adamsı herif sürekli bok püsür konuşur; çabuk parlayan, gürültücü, biraz dayatmacı ama bir o kadar da hassas ve çekilmez yanları olan biriydi. Ama biz onu bu haliyle seviyorduk. Bizim arkadaşımız olan adam oydu.

İşte bu yüzden... Onu geri getirecektik!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.