Top oyunları turnuvasının ertesi günüydü. Rutinimi bozmayıp her zamanki gibi okula gitmiş, ardından Café Mares'teki vardiyama kalmıştım. Şimdi ise eve dönecek treni beklerken istasyon peronunda dikiliyordum. Biri omzuma dokundu.
Kimdi ki? Arkama baktım.
Omuzladığı gitar kılıfıyla duran Serika, eliyle zafer işareti yaptı. "Sabahlar olsuun."
"Gecenin körü yalnız," diye karşılık verdim.
"İyi de bizim yarı zamanlı işteki herkes bu saatte 'günaydın' diyor."
"İş yerinde öyle tabii de... Dur bir dakika, sen de mi işten yeni çıktın?" Bugün kulüp çalışmaları olmamasına rağmen bu saatte buralarda dolandığına göre başka ne olabilirdi ki?
Serika başını iki yana salladı. "Bir teste girdim. Ya da deneme çekimi gibi bir şey mi demeli? Öyle bir şey işte."
"Deneme mi?" diye tekrarladım. "Ne denemesi? Başka bir gruba mı giriyorsun?"
"Yup." İfadesiz suratıyla başını salladı. "Bana çok önceden teklif gelmişti ama gruptakilerin hepsi üst seviye müzisyenler. Bir de hepsi yetişkin, yetişkin olmayan tek kişi benim. O zamanlar gözüm korkmuştu... Fırsat ayağıma gelmişken bir şansımı deneyeyim dedim."
Vay canına, Serika da heyecanlanabiliyor muydu yani? (Tamam, biraz kaba bir düşünceydi.) "Nasıl geçti peki?"
"Geçtim. Yaşasın." İfadesini hiç bozmadan yine zafer işareti yaptı.
Yetenekleri düşünülünce geçmesine şaşmamak gerekirdi. Yetişkinlerden oluşan bir grup bizden katbekat üstün olmalıydı ama tarafsız bakarsak, grupta profesyonel seviyede çalabilen tek kişinin Serika olacağına bahse girerdim.
"Tebrikler, iyi iş."
"Hı-hım. Zor parçaları hiç zorlanmadan çalabiliyorlar, o yüzden harika bir pratik olacak. Yine de yetişmekte epey zorlanacağım." Serika uzaklara dalarak konuşmuştu.
O bile böyle düşünüyorsa cidden muazzam bir grup olmalıydılar. Onun adına içtenlikle sevinmiştim. Gerçekten sevinmiştim ama... Bu durum bizim grubun sonu anlamına mı geliyordu?
Aklımdan geçenleri okumuş gibi, "İkisini birden yürütmeyi düşünüyorum," dedi. "Hepsi yetişkin olduğu için sadece hafta sonları toplanabiliyorlar. Ama ben hafta içleri de pratik yapmak istiyorum. En çok da sizinle çalmak istiyorum. Seneye okul festivalinde tekrar sahneye çıkmayı çok istiyorum."
"Emin misin? Programın çok yoğun olmaz mı?"
"Evde olsam da gitar çalacaktım zaten." Bunu çocuk oyuncağı gibi anlatıyordu fakat aynı anda iki grubu yürütmek hayal edebileceğimin çok ötesinde bir çaba gerektirirdi. "Gitarist olarak gelişmek istiyorum. Üstelik iki grupta da yer almayı kafama koydum, taviz vermeyeceğim. İkisine de varımı yoğumu koyacağım, bitti gitti."
Belki de seçmelerden yeni çıktığı içindi, bu sözlerinin arkasındaki tutkuyu buram buram hissedebiliyordum.
"Eee, bana yardım edecek misin?" diye sordu.
Nasıl reddedebilirdim ki? Serika'nın gitar çaldığını ilk duyduğum günden beri onun en büyük hayranıydım. Kanatlarını çırpıp dünyayı fethederken basıp geçtiği bir basamak olsam bile umrumda değildi.
"Tabii ki." Yumruğumu havaya kaldırdım.
O da kendi yumruğunu benimkine vurdu.
"O zaman hemen yeni bir davulcu bulsak iyi olur." Bu yeni başlangıç beni heyecanlandırmıştı. Tıpkı Mishle'ın bir parçası olduğumuz zamanki hislerin aynısıydı.
"O iş tamam. Bana ayak uydurabilen bir davulcu buldum bile. Sizi tanıştırayım." Serika biraz ötede bekleyen bir kıza seslendi.
"Ha, beraber miydiniz?"
"Yup. Henüz ortaokul son sınıfa gidiyor ama bizim liseye gelmeyi planlıyor."
Kız yanımıza doğru ilerledi. Kısa boylu, derli toplu ama masum bir duruşu vardı. Kocaman, yuvarlak gözleri ve uçları dışarı doğru kıvrılan küt saçlarıyla dikkat çekiyordu. Üzerinde hâlâ çocuksu bir hava vardı ve ortaokul üniforması giyiyordu. Miori ile eskiden giydiğimiz üniformaların aynısıydı.
Kız asker selamı verip enerjik bir şekilde selamladı. "Görüşmeyeli uzun zaman oldu Haibara-senpai! Ben Yamano Saya. Tanıştığımıza memnun oldum!"
Çıkarımım doğruydu, birbirimizi zaten tanıyorduk.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.