Sorumluluklar ve İtiraflar

Üst sınıfların kalabalığıyla dolup taşan avludan geçip okul kapısına doğru ilerledik.

“Natsu, seninkilerle yarın orada sahne alacaksınız, değil mi?” Uta, avlunun dışına kurulan sahneyi işaret ediyordu. O sırada sahnde gönüllüler dans etmekteydi. Çok yetenekli sayılmazlardı ama hallerinden gayet keyif aldıkları belliydi.

“Evet, yarınki son grup biziz,” diye karşılık verdim.

“Bazıları her iki gün de sahneye çıkıyor, hafif müzik kulübü neden çıkmıyor ki?” diye söylendi.

“Onlar sadece bando ve ritmik jimnastik ekibi. Bu yıl performans sergilemek isteyen çok kişi vardı, o yüzden hafif müzik kulübüne yalnız ikinci günü verdiler. Keşke iki gün de çalabilseydik.”

Böyle söylemiştim söylemesine ama üst üste iki gün sahneye çıkmak muhtemelen pestilimizi çıkarırdı. İlk günün heyecanıyla tüm enerjimizi tüketip ikinci güne tükenmiş halde çıkma riskimiz vardı, dolayısıyla tek bir performans belki de en iyisiydi.

“Ama harbiden soğukmuş. Keşke t-shirtün üzerine bir şeyler daha giyseymişim,” dedim.

“Bugün yine havanın iyi günü ama dışarısı cidden ayaz,” diyerek bana katıldı Uta.

“Ekimin sonu geldi sonuçta, normal,” diye geçirdim içimden. Benim aksime aklını kullanıp sınıf tişörtünün üzerine kırmızı ceketini geçirmişti.

“Evet. Ekim de bitiyor. Yaz tatili sanki daha dün bitmiş gibi,” dedi kısa bir duraksamanın ardından.

“Zaman cidden su gibi akıp geçiyor. Okul daha dün açılmış gibi hissediyorum.”

“Ha ha ha! Yok artık, o kadar da değil. İçeri dönelim mi?” diye teklif etti.

“Olur... Off, içim titredi yalnız.”

Dışarısı dondurucu olduğundan, çıkmadan önce ceketimi almak üzere sınıfa uğradık. Uta, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle, çıtını bile çıkarmadan peşimden geldi.

Hafif müzik kulübünün standının önünden geçerken önlüğünü takmış Serika’nın harıl harıl yakisoba pişirdiğini gördük. Saçlarını arkadan bağlamış, kafasına da bir bandana geçirmişti. Mahalle teyzelerine benzediği gözümden kaçmadı. “Hey, Natsuki, Uta! Almaz mısınız?” diye seslendi.

“Kulüp üyesine torpil var mı?” diye sordum.

“Akan sular durur. Sana özel üç yüz yen,” dedi.

Izgara cızır cızır ötüyordu. Nefis görünüyordu doğrusu!

“Olmaz Natsu, acelemiz var. Şurada dikilip yemek yiyecek vaktimiz yok!” diye araya girdi Uta.

“Tch... Haklısın. Kusura bakma Serika,” dedim.

“Ne diyorsun sen ya? Çok lezzetli oldu bir kere! Yani en azından ben yapınca lezzetli oluyor,” diye diklendi Serika.

“Yemek yapmada iyi misin ki?”

“Evlenilecek kadınım ben, bilmiyor musun?” Kibirli bir kahkaha atıp kasıla kasıla sırıttı.

Onu kendi haline bırakıp okul kapısından dışarı çıktım. “Serika bildiğimiz gibi,” diye mırıldandım.

“Senin gibi birinin önünde yemek yapmakla övünmek de ne bileyim, büyük cesaret,” dedi Uta.

Bir sokak ötedeki süpermarkete doğru yürüdük. Vardığımızda, Fujiwara’nın elime tutuşturduğu kâğıda göz attım. “Bakalim... Un, süt, siyah poşet çay ve...”

“Un şu tarafta değil miydi?”

Listeyi baştan sona tarayıp bütün malzemeleri sepete doldurduk.

“Süper. Sanırım hepsi tamam,” dedim.

Kâğıdı son bir kez daha kontrol edip kasaya geçtik.

“Şimdi doğruca okula!” diye şakıdı Uta.

“Öyle. Ver bakayım onları bana.” Elindeki ağır poşeti çekip aldım. Yükü yeniden ayarlayarak iki ağır poşeti kendi üstüme aldım, Uta’ya da tek bir hafif poşet bıraktım.

“Gereksiz yük olmadı mı sana?” diye sordu.

“Her gün idman yapıyorum ben, bunlar çerez kalır.” Son zamanlarda gitar pratiğinden fırsat bulup pek spor yapamamıştım aslında. Ama bu kadarcık ağırlık için de sızlanacak değildim. Kaslarımız daha o kadar erimedi!

“Çok haksızlık ama bu,” diye fısıldadı Uta. Sesi rüzgârda kaybolup gidecek kadar kısıktı fakat duymuştum.

Aramıza bir sessizlik çöktü. Ortam tam kıvamındaydı... Sanırım şimdi anlatabilirdim. “Uta. Sana söylemem gereken önemli bir şey var,” diyerek sessizliği bozdum. Bütün gün doğru anı beklemiştim zaten.

“Benim de,” diye karşılık verdi. Yüzünde mahcup bir ifade belirdi, başıyla onayladı. “Ama biraz daha bekleyebilir misin? Henüz söyleyemem.” Başını yavaşça iki yana salladı.

Henüz değil mi? Peki doğru zaman ne zamandı o halde?

“Natsu. Sadece bugünlük, festivali benimle gezmek ister misin?”

Bu teklifi, sorduğum soruya verilmiş bir yanıt gibi hissettirdi. Sessizce başımı sallamaktan başka bir şey yapmadım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.