Ufak tefek patırtıların ardından okul festivalinin ilk günü resmen başladı. Sınıfların hazırladığı etkinlikler çoğunlukla bina içindeydi. Kulüpler ise orta bahçede yiyecek tezgahları açmıştı. Yeni katılmış olmama rağmen, Serika'nın benim için kontrol ettiği programa göre hafif müzik kulübündeki sosisli erişte tezgahında gündüz vardiyam vardı. Saatleri sınıf kafesindeki garsonluk vardiyamla çakışmayacak şekilde ayarlamıştık ayarlamasına ama yine de başımı kaşıyacak vaktim yoktu. Büyüdüğüm ilk hayatta festival boyunca boş boş oturduğumu düşününce, insan hayret ediyordu.
"Hoş geldiniz! Lütfen şöyle buyurun!"
"Vay canına, bize Haibara-kun servis yapıyor. Ben oturuyorum valla!"
Sınıfımızın kafesi ana baba günüydü. Masaların yüzde sekseni dolmuştu bile. Benim servis yapacak olmamdan pek bir memnun görünen kendi dönemimden bir grup kızı masalarına doğru yönlendirdim.
"Bize iki sıcak kahve lütfen! Bir de kurabiye!"
"Şey, Haibara-kun... Ben bir adet de tatlı tebessümünden sipariş edecektim!"
Nezaketen gülümsedim. Nesi vardı bunun böyle? Ne neyse ki müşteri karşısında profesyonelce gülümseme konusunda üstüme yoktu. Kıkırdayan kızları göz ucuyla süzüp kapıya baktım. Yeni müşteriler girmişti. Ben yetişemeden Hoshimiya kusursuz iş yeri tebessümüyle onları karşıladı.
"Hoş geldiniz! Masanıza kadar eşlik edeyim," diyerek öne düştü.
Sıradan kafemizin bu kadar dolup taşmasının birinci ve en büyük sebebi hiç şüphesiz Hoshimiya'nın garsonluk yapmasıydı. Özellikle farklı sınıflardan bir sürü erkek gözünü dikmiş ona bakıyordu. Bu durum hiç hoşuma gitmese de sınırları aşan bir hareket yapmıyorlardı. Belki de Tatsuya'nın sınıfın bir köşesinden herkese attığı dik dik bakışlar alayını dizginlemeye yetiyordu. Mesele şu ki, çocuk sadece her zamanki ifadesiyle etrafı süzüyordu.
"Boşuna tasalanma, gözüm üzerinde," diye fısıldadı Nanase kulağıma yavaşça.
Hoshimiya'nın kendini koruyucu ilan eden sadık dostuna da bu yakışırdı. "Sana güveniyorum anneciğim," dedim.
"Annen değilim ben senin." Sitemkar bir edayla kaşlarını çatıp alnıma bir fiske vurdu.
Acıdı ama!
"Bugün sadece öğrenciler olacağı için bir sorun çıkacağını sanmıyorum," diye devam etti.
Festivalin ilk gününde dışarıdan ziyaretçi alınmıyordu. Okulla bağı olmayan kişiler sadece ikinci gün, yani cumartesi gelebilecekti. Zaten cuma günü gündüz vakti dışarıdan pek kimsenin geleceği de yoktu, dolayısıyla sayılarda pek bir değişiklik olmuyordu. Yarınki kalabalığı düşündükçe içime bir fenalık gelmiyor değildi.
Kafamda bu düşüncelerle müşterilerle ilgilenmeye devam ederken Fujiwara omzuma dokundu. "Haibara-kun! Bizim için alışverişe gidebilir misin?"
"Ha? Alışveriş mi? Şimdi mi?"
"Evet. Üzgünüm, siparişte bir hata olmuş. Malzemeler yetmiyor." Mahcup bir ifadeyle elime bir kağıt parçası tutuşturdu. Mükemmeliyetçi yapısına kıyasla epey ezilip bükülmüştü.
Fujiwara sınıfın organizasyonundan sorumluydu. O giderse kafe darmadağın olurdu. Şu an boştakiler arasında gidebilecek tek kişi bendim. Biraz moralini düzeltsem iyi olacaktı. "Tamamdır! Hiç dert etme. Eve dönünce Hino'nun seni teselli edeceğinden emin ol yeter."
"Y-Yine mi aynı geyik... Her seferinde utanacak değilim ya!"
"Hallederiz!" diye seslendi Hino mutfaktan rahat bir tonla.
Fujiwara'nın yüzü kıpkırmızı oldu. Gerçekten çok tatlı kızdı. Hino'nun dediğine göre baş başa kaldıklarında tam bir çocuk gibi şımarıyordu.
"Süper, o zaman ben hemen dönüyorum!" Bana fırça kaymasına fırsat vermeden sınıftan fırladım.
"Hey, bekle. Natsu, ben de geliyorum!" Uta arkamdan koştu. Nedense kafasına beyaz bir saç bandı takmıştı.
Spor festivalinde miydik sanki? "Hmm? Uta, senin vardiyan bitmedi mi?"
"Bitti, o yüzden sana yardım etmek istiyorum ya," dedi. "Olamaz mı?"
Sözleriyle tam kalbimin ortasından vurmuştu. "Şey... Olur tabii."
"Yaşasın!" diyerek yumruğunu havaya kaldırdı. Kafasını bana doğru çevirip önden koşarken neşeyle bağırdı: "Hadi gidelim! Hızlı olmazsak fırçayı yeriz!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.