Alışılagelmiş düzenin dışına çıkılan günlerde, havadaki coşku insanı sarmalar. Okul festivalinin ilk günü nihayet gelip çatmıştı. Koridorda öylece yürürken bile o canlı atmosferi hissetmek mümkündür. Her sınıf görkemli bir şekilde süslenmiş, bina bambaşka bir diyara dönüşmüştü.
"Haibara-kun! Mutfak eşyalarını hazırla!"
"Tamam. Çay fincanları neredeydi?"
"Arpandaki rafın üzerinde! Ah, Nagiura-kun! Şunları taşıamama yardım eder misin?"
Festivalin resmi olarak başlamasına az bir zaman kalmıştı. Hazırlıklara koştururken Uta bana seslendi.
"Al bakalım Natsu! Bu senin!" Elime sarı bir tişört tutuşturdu.
"Bu da ne?"
"Sınıf tişörtümüz elbette!"
Sınıf tişörtü mü? O da neydi böyle? Kumaşı açıp inceledim. Ön yüzünde lüzumsuz derecede şık tasarlanmış bir "1-2" yazısı vardı. Arka tarafında ise sınıftaki tüm öğrencilerin isimleri sıralanmıştı. Bir dakika... Şimdi hatırlıyordum! Bu bizim sınıf tişörtümüzdü!
Lisenin ilk senesinde, bu tişörtün arkasında benim adım yoktu. İşin acı tarafı, bunu kimse fark etmemişti bile. O zamanlar hissettiğim kırgınlık beni öyle yıpratmıştı ki zihnim bu anıyı tamamen silip atmıştı. İyi ki hatırladım... Ya da iyi mi oldu acaba? Belki de hiç hatırlamamak daha iyiydi. Ama bak, bu defa "Natsu" yazıyor burada... Vay canına... Teşekkürler çocuklar. Beni unutmadığınız için teşekkürler.
Zihnim bir anda Mei'ye kaydı, içimi bir endişe kapladı. Hazırlık telaşı biraz durulunca, bizimle aynı kattaki koridorun en sonuna, onun sınıfına göz atmaya gittim. Sınıfça bir atış poligonu kurduklarını duymuştum. Festival kapılarını açmadan önce arkadaşları ve aileleri için deneme atışları yaptırıyorlardı.
Mei sınıfın köşesinde tek başına dikiliyordu. Kapıdaki beni fark edince dışarı çıktı. Sınıfındaki herkes gibi onun üzerinde de mor renkli sınıf tişörtü vardı.
"Natsuki, bir şey mi oldu?"
"Arkanı döner misin biraz?"
"Şey... Olur ama özel bir şey yok ki arkasında."
Nasıl yani? Sınıfının tişörtünde sadece göğüs kısmına basılmış sade bir "Sınıf 1-4" yazısı vardı. Geçmişte bizim sınıfın tasarımı da böyle olsaydı o kadar üzülmezdim herhalde...
"Yine de az önceye kadar bana tişört vermeyi unutmuşlardı," diye mırıldandı. Gözlerini benden kaçırıp burukça güldü.
Muhtemelen ellerinde fazla tişört vardı ama yok sayılmak yine de insanın canını yakıyordu... Seni çok iyi anlıyorum.
"Ama son zamanlarda benimle konuşanlar oluyor," dedi Mei neşeyle. "Sınıftakiler grubumuzun klibi hakkında konuşuyorlardı. Basçı olduğumu anlayınca birkaç kişi gelip benimle sohbet etti, tebrik etti... Hatta konsere geleceğini söyleyenler bile oldu. Gerçekten çok minnettarım."
Mei daha önce hiç böyle bir ilgi görmemişti. Bu yüzden en ufak bir tatlı sözü bile hazine gibi saklıyordu.
"Anladım... O zaman onlara hayatlarının en iyi performansını sergilemeliyiz."
Bu sadece kendim için değildi. Dördümüzün de kendine göre sebepleri vardı ve sırf onların hatrına bile elimden gelenin en iyisini yapmak istiyordum. Her birimizin dileği farklı yönlere çekilse de ortak bir noktada buluşuyorduk: Konseri muazzam kılmak, tüm bu dilekleri gerçeğe dönüştürecekti.
"Evet!" dedi Mei, görmeye alışık olmadığım bir heyecanla başını sallayarak.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.