Kızıl Gökyüzünün Altında

Alışverişi bitirdikten sonra kafelere göz atan Uta bayrağı devraldı, ben de hafif müzik kulübünün standındaki vardiyama yetişmek üzere oradan ayrıldım. İkimizin de boş vakti ancak saat üçten sonra çakışabildi. Festivalin ilk gününün bitmesine pek fazla zaman kalmamıştı ama yine de etraftaki çeşitli etkinlikleri gezip doyasıya eğlendik. Özellikle 2-1 sınıfının kaçış odasına bayıldım. Sınıfın dört bir yanına saklanmış zorlu bulmacaları çözmek acayip keyifliydi.

Tabii standın başında Iwano senpai dururken pek fazla oyuncu gelmiyordu. Onu kapıda görenlerin çoğu korkudan arkasına bakmadan kaçıyordu. Onu oradan çekmeleri gerekmez miydi?

"Of, ne eğlendik ama!" diye bağırdım.

Okul bahçesinde gönüllülerin sergilediği stand-up gösterisini izlerken bir yandan hafif müzik kulübünün hazırladığı yakisobayı, bir yandan da basketbol takımının takoyakisini atıştırıyorduk Uta'yla. Bayağı komik gösteriydi.

"Ama galiba biraz fazla kaçırdım," dedim karnımı okşayarak.

Uta neşeyle güldü. "Yakisoba da takoyaki de acayip doyurucudur zaten."

"Yine de çok lezzetlilerdi. Komedi gösterisi de harikaydı."

"Ben en çok spor salonunda izlediğimiz tiyatro oyununu sevdim. Çok duygulandım!"

"2-3 sınıfınınkini mi? Bayağı ilgi gördü o."

"Başrolde Wakamura senpai'yi görünce kahkahayı bastım ama beklenmedik derecede iyi oynadı."

"Değil mi?"

Uta ile birlikte kahkaha attık. Farkına bile varmadan gökyüzü alacakaranlık renklerine bürünmüştü bile. Beşinci dersin bittiğini haber veren zil çalarak festivalin ilk gününün sona erdiğini duyurdu. Okul binasının önündeki taş basamaklara oturmuş, diğer öğrencilerin etrafı toparlamasını boş gözlerle izliyorduk.

Bizim sınıf da şu sıralar temizlik yapıyordur herhalde. Yarın da devam edeceğimiz için her şeyi söküp takmıyoruz ama yine de epey iş çıkacağı kesin. Yakında dönsek iyi olacak.

Ayağa kalktım ancak Uta aniden bana seslendi. "Natsu, biraz konuşabilir miyiz?"

Gözlerim ona kaydı. Oturduğu yerden kafasını kaldırmış, bana bakıyordu. Bakışlarımız kesişti. Normalde ışıl ışıl parıldayan gözleri şu an nedense sönük görünüyordu.

"Olur."

Uta doğruldu, sırtı bana dönük şekilde birkaç adım attı ve sonra tekrar bana doğru döndü. Yüzünde ayçiçeği gibi parlak bir gülümseme vardı. "Biliyorsun, senden hoşlanıyorum. Bu dünyada en çok seni seviyorum," dedi. "O yüzden, lütfen benimle çıkar mısın?"

Rüzgar sertleşti, aramızda sonbaharın esintisi soğukça esti.

Hayatımda aldığım ilk itiraf buydu.

Kâkülleri havada uçuştu. Nereden geldiği belirsiz kurumuş yapraklar süzülerek aramıza düştü. Uta kendini benden daha çabuk toparladı. Ona bir cevap vermek zorundaydım. Sakura Uta bana âşık olmuştu ve onun cazibesine kapılan biri olarak bunun sorumluluğunu üstlenmeliydim.

"Üzgünüm. Ben seninle aynı şeyleri hissetmiyorum."

Uta'nın yüzündeki ifade, sanki başından beri bunu biliyormuşçasına hiç değişmedi. Onu sevdiğim için bu konuyu uzun uzun, derinlemesine düşünmüştüm. Ne zaman olduğunu anlamadan ben de ona bağlanmış, gözlerim gayriihtiyari hep onu arar olmuştu. Ama yine de... Kalbimde, bana ondan daha çok destek olan başka biri vardı.

"Sevdiğim... biri var," dedim kelimeleri boğazımdan zorla söküp çıkartarak. Geleceği düşündüğümde, yanımda gördüğüm kişi Uta değildi. Çok eskiden beri, yanında olmayı her zaman canıgönülden dilediğim tek bir insan vardı.

Kısa bir duraklamanın ardından "Anladım," dedi.

Artık nasıl bir yüz ifadesi taktığımı bile bilmiyordum. Ama önemi yoktu, bunun doğru seçim olduğunu biliyordum. Kaçmaya devam etseydim sadece Uta'ya daha fazla zarar verecektim.

"Ah be. Yüzünü bana döndürmeye o kadar kararlıydım ki." Gökyüzüne baktı. Yalancı siroz bulutları kıpkızıl yanıyordu.

"Yine de vazgeçmeyeceğim. Şu an kalbinde kim olursa olsun... Ona yenilmeyeceğim."

"Natsu, seni kesinlikle kendime âşık edeceğim."

"Gör bak, tamam mı?"

Tanabata festivalinin gecesi bir an için zihnimde çaktı. Sessizce başımı öne eğdim.

"Özür dilerim Natsu. Benim yüzümden çok acı çekmiş olmalısın."

Başımı iki yana salladım. Acı çekmiyordum. Hislerin beni mutlu etmişti. Tanabata zamanı gerçekten çok mutluydum. Senin o cıvıl cıvıl, güneş gibi gülüşünü seviyorum. Fakat ona söylenecek doğru sözlerin bunlar olmadığını hissediyordum, dilim varmadı.

"Beni dert etme. Yarın yine eskisi gibi arkadaş olmaya devam ederiz."

Arkadaş kelimesi kulağa tuhaf bir şekilde ağır geliyordu. Eğer bu mümkünse... Yeniden arkadaş olabilmek mümkünse, buna çok sevinirim. Ama böyle bir şey dilemeye hakkım yok. Bunun ne kadar acımasızca olacağını biliyorum.

"İyiliğinden faydalandım," diye devam etti Uta. "Sana seni kendime âşık edeceğimi söyleyip beklemeni istediğimde, tam olarak bunu yapacağını biliyordum. Zaten bir cevabın olduğunu ama benim hatırım için bilmiyormuş gibi davrandığını biliyordum. Biraz zaman kazanırsam kalbinde kendime bir yer edinebilirim sanmıştım."

Eğer bu doğruysa, Uta beni parmağında oynatmış demekti.

"Sadece birazcık daha zamana ihtiyacım var sanıyordum. Sadece birazcık..." Gözleri yaşlarla doldu ve damlalar yanaklarından aşağı süzülmeye başladı. "Ama yetişemedim."

Küçük su damlacıkları taş merdivenlere tıp tıp damladı.

"Bana böyle kararlı bir şekilde baktığında, yapabileceğim tek şey pes etmek oluyor," dedi.

Haklıydı. Sadece birkaç gün önce tereddütlerle doluydum ama artık değildim. "O kadar belli oluyor mu?" diye sordum.

"Seni her zaman dikkatle izledim. Tabii ki anlayabilirim."

"Uta, seninle baş edemem ben."

"İçini dışını biliyorum senin," dedi gülerek ve koluyla gözyaşlarını sildi. Kumaşı gözlerine defalarca bastırdı, bir şekilde yüzündeki gülümsemeyi korumaya çalışıyordu. Neşeli görünmek için kendini bu kadar zorlamasına dayanamıyordum ama gözlerimi de ondan alamıyordum. "Eee, Hikarin'e ne zaman itiraf edeceksin?"

Ne cevap vereceğimi bilemedim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.