Eve dönüş yolunda, kaldırımın darlığı yüzünden ister istemez iki gruba ayrıldık. Önümüzde Serika, Shinohara-kun ve Miori yürüyor, arkalarından ise ben ve Uta geliyorduk. İki güzel kızın arasında kalan Shinohara-kun’un gözleri telaşla bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu. Gazan mübarek olsun dostum.
Uta sessizliği bozdu. "Seri'den duydum. Okul festivalindeki konserde sahne alacakmışsınız, değil mi?"
"Yani, umuyoruz. Zaten onun için pratik yapıyoruz."
"Sabırsızlıkla bekliyorum! En ön sırada durup size el sallayacağım!"
"Harika olur. Seyirci ruhsuz olunca çalmak çok zorlaşıyor." Konserle ilgili en büyük korkum da tam olarak buydu. Eğer bu iş el yüz bulaşırsa, geçmişteki utanç dolu o karanlık ve upuzun tarihime yeni bir sayfa daha eklenirdi. Öğğ, düşünmesi bile korkunç... İnsanları nasıl coşturacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu. "Belki de şarkı aralarındaki konuşmalar için şimdiden çalışmalıyım."
"Ahaha! Çok doğru bir nokta! Ne de olsa grubun vokalisti sensin."
Sanki elimde bir mikrofon varmış gibi yaparak sesimi ayarladım. "Iıı... Ses, deneme. Merhaba, ben grubun solisti Haibara. Şimdi sıradaki ilk şarkımızı sizin için çalıyoruz."
"Çok sıkıcıydı! Biraz daha havalı ve kendinden emin görünmelisin!" Uta kocaman gülümseyip sırtıma vurdu. Onun bu neşesi beni de gülümsetti. Onun yanındayken en sıradan şeyler bile bir anda eğlenceli bir hal alıyordu. "Eee? Nasıl gidiyor grup işleri?"
"Aslında bugün tüm üyelerle yaptığımız ilk provaydı ama herkes gerçekten çok iyiydi. Şu önümüzdeki Shinohara-kun bas gitaristimiz, Iwano-senpai davul çalıyor, zaten bildiğin gibi gitarda da Serika var. Onlar gibi yetenekli insanların benim gibi bir çaylakla birlikte çalması resmen bir mucize." Hafif müzik kulübünde nasıl olup da böyle yeteneklerin geriye kaldığına hâlâ inanamıyordum. Yetenek açısından kulüpteki diğer üyelerin fersah fersah önünde oldukları kesindi. Tabii bunun karşılığında her birinin kendine has, aşırı tuhaf huyları vardı.
"Vay canına!" Uta'nın sesi önce neşeli çıksa da keyifsiz halimi ve yüzümdeki asık ifadeyi fark edince duraksadı. "Bu... iyi bir şey, değil mi?"
"Evet, öyle. Aslında çok heyecanlıyım ama şu an... Hepsini geride tutan, ayak bağı olan kişi benim."
"Nee? O kadar güzel şarkı söylemene rağmen mi?"
"Bu iş karaoke yapmaya benzemiyor. Aynı anda hem gitar çalıp hem şarkı söylemem gerek. Beynim bu hıza ayak uyduramıyor. Eve gidince zaten daha çok çalışmam gerekecek."
Uta meraklı gözlerle bana baktı. "Natsu... Neden bu kadar çok çabalıyorsun?"
"Neden mi?" Bir an düşündüm. "Çünkü gerçekten harika bir performans ortaya koymak istiyorum."
"Anlıyorum," diyerek başını salladı. İşaret parmağını havaya kaldırıp sordu: "Hey, gruba Seri seni davet ettiği için katıldın, değil mi? Daha öncesinde hiç grupta çalmak istediğinden bahsetmemiştin."
"Evet, Serika beni çağırmasaydı, muhtemelen hayatım boyunca bir grup kurmayı aklımdan bile geçirmezdim."
"Yani, ne bileyim... Seni bu kadar ileriye iten gücü, seni neyin motive ettiğini tam çözemiyorum. Tabii ki grupta olmaktan çok mutlu olduğunu görebiliyorum ama!"
"Beni iten güç, ha?" diye mırıldandım. Aslında bir sürü sebebim vardı. Serika’nın gitarının tınısına hayrandım ve kendimi bildim bileli bir grupta çalmak istemiştim. Bu, gençliğimi hakkıyla yaşamak için bana sunulan ikinci bir şanstı ve artık geçmişteki gibi pişmanlık duymak istemiyordur. Başka şeyler de vardı tabii... Ama bunları burada anlatamazdım. Gururla dile getirecek cesaretim kesinlikle yoktu.
Peki bu grup işini neden bu kadar ciddiye alıyordum? Cevap, kalbimin derinliklerinden bir anda süzülüp geldi. "İnsanlara havalı yönümü göstermek istiyorum," dedim. Beni seven insanlar vardı ve onların bu sevgisine layık biri olmak istiyordur.
"Kendini çok fazla hırpalama, tamam mı?" dedi Uta, yumuşak bir ses tonuyla.
"Ha? Şey... Evet, dikkat ederim."
"Kendini çok fazla kaptırırsan çabuk tükenirsin. Son zamanlarda aklın fikrin sadece grupta olduğu için biraz endişeleniyorum."
Kısa bir duraksamanın ardından, "Haklısın," dedim. "Bir şeye odaklandığım zaman gözüm dünyayı görmüyor."
"Biliyor musun, bence sen zaten şu halinle de fazlasıyla havalısın."
Bu iltifatı beni gerçekten çok mutlu etmişti; sanki şu anki beni, tüm kusurlarımla onaylıyordu. Yine de, onun bu aşırı düşünceli tavrında alışılmadık bir şeyler vardı. Fakat bunun nedenini çözecek vaktim olmadı; yol ayrımına gelmiştik.
"Tamam, benim evim bu tarafta!" diye seslendi Uta. Sesi, önümüzde yürüyen üçlünün de bize dönmesine sebep oldu.
"A, doğru ya. Uta treni kullanmıyordu," dedi Serika.
"Aynen öyle! Görüşürüz millet! Yarın görüşmek üzere!" Uta elini havada çılgınca sallayarak koşarak uzaklaştı. Arkasından bakarken, o küçük bedeniyle etrafına nasıl da neşe saçtığına bir kez daha hayran kaldım.
"Çok enerjik kız," dedi Serika.
Miori de onu onayladı. "Evet."
"Uta normalde eve bisikletle gitmiyor muydu?" diye sordu Serika birden.
Uta'nın neden bizimle yürüdüğünü anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. Sırf benimle birlikte yürüyebilmek için bisikletini okulda bırakmıştı.
"Gerçekten çok popülersin, Haibara-kun," dedi Shinohara-kun, gözlerinde büyük bir hayranlıkla bana bakarak. "Ben de... Ben de senin gibi olabilseydim keşke..." Hafifçe, ürpertici bir şekilde kıkırdadı. Bu ses üzerine Serika ve Miori gayriihtiyari ondan bir adım uzaklaştı.
"Birini sevmek, sevilmekten çok daha kolay," diye fısıldadım kendi kendime. Sonbahar rüzgarı sözlerimi alıp götürdü, dökülen yapraklarla birlikte boşlukta kaybolup gittiler.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.