Bir Anlık Tereddüt

Küçüklüğümden beri insanları hep pürdikkat izlerdim. Olaylar genelde tam da tahmin ettiğim gibi sonuçlanırdı. İnsanlar, sonunun hüsranla biteceğini bildikleri işlere neden kalkışırlardı ki? Çocukken buna çok kafa yorardım ama gözlemlerim derinleştikçe işlerin ne zaman sarpa saracağını tek anlayan kişinin ben olduğumu fark ettim. Bu dünyadaki insanlar hareket etmeden önce pek fazla düşünmüyorlardı. Bunu kavradığım an, dünya gözüme son derece basit bir yer gibi görünmeye başladı.

Bu yüzden kestiremediğim, hamlesini öngöremediğim insanlara karşı zaafım oluştu. Çocukluğundan beri süzme salak olan Tatsuya için de, olağanüstü yeteneklerine rağmen özsaygısı yerlerde sürünen Natsuki için de durum böyleydi. Bu tarz tipler ilgimi çekerdi, onları izlemekten asla sıkılmazdım.

Fakat o grubun içinde benim için en ilgi çekici olanı şüphesiz Motomiya Miori’ydi. Kendim söylerken biraz tuhaf kaçıyor belki ama kızlar arasında her zaman popüler biri olmuşumdur. Dönemimin en popüler ilk iki erkeğinden biriydim genelde. Kızların yanaşmasına alışkındım, hatta şans vermek adına birkaçıyla çıkmışlığım da vardı. Ama hiçbirine karşı gerçek bir sevgi hissetmemiştim, hepsinden de kısa sürede ayrılmıştım. Bir başkasına karşı özel hisler besleme yetisinden yoksun muydum acaba? Zaman zaman bu düşünce zihnimi kemirse de korkularımın yersizliği çok geçmeden anlaşıldı.

Miori hakkındaki ilk izlenimim, geçmişte bana yaklaşan diğer kızlardan hiçbir farkı olmadığı yönündeydi. En fazla, aralarında en sevimli olanı diyebilirdim. Hepsi bu kadardı. Birine âşık olmak için sadece dış görünüş yetseydi, şimdiye kadar bu kadar bocalayıp durmazdım zaten. Onu reddetmek için tipik bahaneler arkasına sığınacak, araya mesafe koyacaktım. Ancak Miori elindeki bütün kozları oynadı ve beni dışarı davet etmek için sınırları zorladı.

Bana yakışacak kıyafetler bulma sevdasına düşüp beni peşinden sürükledi, mutlaka gitmesi gerektiğini iddia ettiği o enfes pastacı için başımın etini yedi, yetmedi zaten izlemeyi planladığım filmlere davetsiz misafir gibi kaynak yaptı. Kısa söylemek gerekirse, inanılmaz derecede baskıcıydı. Hatta bir defasında sırf çift randevusu ayarlayabilmek için Natsuki ve Hoshimiya-san’ı bile işe koşmuştu.

Ama Miori zeki bir kızdı, insanları iyi okurdu. Yaptığı şeylerden gerçekten rahatsız olduğumu hissetseydi anında vazgeçerdi. Benim o cüretkâr tavırlarından gizliden gizliye keyif aldığımı sezmişti. Açıkçası onun bu dikbaşlı, kararlı halini seviyordum. Yine de bir kız arkadaş edinmeye hiç ama hiç niyetim yoktu.

“Kızım, bu Miori de Reita-kun’a fazla yanaşmıyor mu sanki?”

“Aynen ya! İnanılmaz gıcık bir tipi var, farkında mısın?”

“Erkekler de sırf yüzü güzel diye melek sanıyor işte. Bitiyorlar şöyle ezik rollere.”

“Şuna haddini bildirsek mi biraz? Nerede duracağını öğrensin artık.”

Ortaokuldayken bu muğlak ve kararsız tavırlarım kızlar arasında ciddi bir gerilime yol açmış, hatta bir kızın zorbalığa uğramasına sebep olmuştu. Durumu hemen fark edip müdahale etmiştim elbette. Fakat sorunun kaynağı doğrudan ben olduğum için olaya el atmam bile huzuru sağlamaya yetmemişti. İşi en nihayetinde Uta tatlıya bağlamıştı ama o gün yaşananları ne zaman hatırlasam, aşktan meşkten uzak durmam gerektiğini düşünmekten kendimi alıkoyamazdım.

“İşte bu yüzden, gerçekten üzgünüm. Seninle çıkamam.”

Aramızdaki mesafeyi adım adım kapattığı bir gün, Miori’ye bunları söyledim. Nadir anlardan biriydi; ona içimi, gerçek duygularımı açmıştım. Onu kendimi dürüstçe ifade edebilecek kadar çok seviyordum.

Ancak Miori başını iki yana salladı. “Biz şu anki halimizle de gayet iyiyiz,” dedi.

Ben kendi kabuğuma çekilmiştim ama o beni oradan çekip çıkardı. Önüme yepyeni bir dünya serdi. Beklenmedik hamleleri beni büyülüyordu, gözlerimi arkasından ayıramıyordum. “O buz gibi, mesafeli suratını eninde sonunda güldüreceğim,” demişti bir keresinde.

Âşık olduğumu anlamam çok zamanımı almadı.

Bu benim ilk aşkımdı. Ne pahasına olursa olsun bir sonuca varmasını, karşılık bulmasını istiyordum. Ancak tam da bu sıralarda Miori’nin kalbi yavaş yavaş Natsuki’ye doğru kayıyordu. Kendisi bunun farkında mıydı bilmiyorum ama dışarıdan bakan bir göz için bunu anlamak çocuk oyuncağıydı. Oturup sıramı bekleyecek vaktim kalmamıştı. Miori’nin duyguları henüz netleşmemişken, kalbi hâlâ bocalarken bir karar vermem gerekiyordu.

Kendime güvenim tamdı fakat çekiciliğimin Haibara Natsuki karşısında kesin bir zafer kazanacağını düşünecek kadar da körleşmemiştim. Zaman geçtikçe aleyhime işleyen bir süreç başlayacaktı. Miori’ye öyle bir tutulmuştum ki, kazanma şansımı nasıl artıracağımı ince hesaplarla planlamaya başlamıştım.

Neyse ki Natsuki hâlâ bocalıyordu. Gerçi vereceği cevabı içten içe kendisi de biliyordu muhtemelen. Sadece görmezden geliyormuş gibi yapıyordu. Ne de olsa biraz fazla merhametliydi.

Ama bazen, aşırı merhamet de insanı canından ederdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.