Sonbahar Rüzgarı ve İçten Bir Dilek

Takasaki İstasyonu'nda Hoshimiya ile buluştum. Hava durumuna göre bu hafta sonu soğuk hava dalgası yüzünden sıcaklıklar bayağı düşmüştü. Tek kat kıyafetle üşünecek raddeye geldiğimiz kesindi. Bu yüzden bugün tişörtümün üzerine bir hırka geçirmiştim.

"A, Natsuki-kun!" Hoshimiya beni görünce yüzü aydınlandı ve koşarak yanıma geldi. Siyah bir tişörtün üzerine kahverengi askılı bir elbise giymişti. Tam sonbaharlık bir kombin.

"Günaydın Hoshimiya," dedikten sonra kendimi topladım. "Dur ya, saat öğle olmuş zaten."

Kıkırdadı. "Aynen öyle. Bir an önce krep yemek istiyorum!"

Öğle yemeğinde krep mi? Sadece bununla doymak tam kızlara göre bir şeydi. Benim gibi sağlıklı bir lise öğrencisine yetip yetmeyeceğini merak ediyordum doğrusu.

"Krepler göründüklerinden daha doyurucudur. Yere sağlam bassan iyi edersin," diye uyardı beni.

"Şaka yapıyorsun?" dedim şüpheyle.

Hoshimiya ile sadece sohbet etmek bile etraftakilerin bakışlarını üzerimize çekmeye yetiyordu.

"Şu kız çok tatlı değil mi ya?"

"Oha. İdol gibi duruyor."

"Kahretsin! Benim de şöyle tatlı bir kız arkadaşım olsaydı keşke."

Yanımdan geçen üniversiteli gibi görünen bir erkek grubunun konuşmalarına kulak misafiri olduk. Hoshimiya ile göz göze geldik.

"Ne oldu?" diye sordu muzip bir edayla.

"Bugün gerçekten çok tatlısın. Yani, gerçi her zaman tatlısın ya," dedikten sonra yürümeye devam ettim. Yüzüne bakmaya cesaret edemedim. Bir an sonra arkamdan bana yetişmek için acele eden ayak seslerini duydum.

Yanıma geldiğinde fısıltıyla, "Bilirsin işte, tatlı denmesindense güzel denmesini tercih ederim," dedi.

Muhtemelen ciddiydi ama utancını gizlemeye çalışıyor gibi bir hali vardı. Göz ucuyla ona baktım; kıpkırmızı olmuş, bana hoşnutsuz bakışlar fırlatıyordu. Gözlerimiz buluşunca omzuyla omzuma çarptı. Hoshimiya son zamanlarda şiddete başvurur olmuştu, tabii buna şiddet denebilirse.

"Eee, grup çalışmaları nasıl gidiyor?" diye sordu.

"Okul festivalinde üç şarkı çalmayı planlıyoruz, ilki neredeyse bitti," diye cevap verdim. "Ama ikincinin sözleri henüz hazır değil. Serika da üçüncü şarkı için ne yapacağına karar veremedi."

"Vay canına, üç şarkı mı çalacaksınız? Dinlemek için sabırsızlanıyorum."

"Henüz kesin değil. Sahne programına bağlı biraz."

"Bir dakika, orijinal şarkılar mı çalacaksınız? Serika-chan mı yazdı onları?"

"Sayılır," dedim. "Ben de tam bu konuyu konuşmak istiyordum seninle. İkinci şarkının sözlerini ben yazıyorum ama tıkandım kaldım. Senden biraz tavsiye alabilirim belki diye düşünmüştüm."

"B-Benden mi? Ben daha önce hiç şarkı sözü yazmadım ki."

"Ama roman yazıyorsun, değil mi? Benzer şeylerin işe yarayabileceğini düşündüm."

"Hmm... Madem rica ediyorsun yardım etmeye çalışayım ama işine yarar mı emin değilim."

"Sorun değil. Biriyle konuşmak bile aklıma bir şeyler getirebilir."

Koyu bir sohbetin ardından çok geçmeden kafeye vardık. İçerisi kalabalıktı ama beş dakika bekledikten sonra pencere kenarındaki bir masaya alındık. Başlangıç olarak ben kahve söyledim, Hoshimiya ise sütlü çay aldı. Ardından ikimiz de rahat bir nefes aldık.

"Pekala, başlasam senin için sakıncası var mı?" diye sordum. Başını sallayınca cebimden telefonumu ve kulaklıklarımı çıkardım. "İkinci şarkı bu. Dinleyebilir misin?"

Kulaklıkları taktıktan sonra oynat düğmesine bastım. Müziğe odaklanarak üç dakika boyunca gözlerini kapalı tuttu. Şarkı bittiğinde gözlerini açtı.

"Hmm... Sert ama bir o kadar da hüzünlü bir şarkıydı," dedi.

"Teması geçmiş ve pişmanlıklar. Buna uygun sözler yazmam gerekiyor," diye açıkladım.

Ardından Hoshimiya'ya bir kağıt parçası uzattım. Yazdıklarımdan pek memnun değildim ama elimdeki taslakların en iyisi buydu. Kağıda bakarken şarkıyı bir kez daha dinledi.

"Bu sözlerin kötü olduğunu düşünmüyorum ama..." Kağıda hafifçe kaşlarını çatarak baktı ve sütlü çayından bir yudum aldı. "Sanki hiçbir şey hissettirmiyor."

"Hissettirmiyor mu?" diye tekrarladım. Ne hissettiğimi yazmaya çalışmıştım ama bir şeyler yanlıştı. Kelimelerimin bir şeylerden yoksun olduğunu ben de biliyordum.

"Evet. Geçmişini ve ne tür pişmanlıkların olduğunu az çok anlıyorum ama burada nasıl bir mesaj vermeye çalıştığını çözemiyorum," dedi. Ne demek istediğini tam anlayamamıştım, o da duygularını bana aktarabilmek için doğru kelimeleri arıyordu. "Sözler bu şarkıya uyuyor... Ama sadece karanlıktan, üzüntüden ve yalnızlıktan bahsetmek... Nasıl desem? Pek sen gibi durmuyor."

"Öyle mi düşünüyorsun? Aslında ben..." Sözümü kestim. Aslında tam olarak öyle bir insandım. Duygularımı ifade etmeye çalıştığımda bu gerçekten bir türlü kaçamıyordum.

Hoshimiya ne söylemek istediğimi anlamış gibiydi. "Biliyorum. Ben de öyleyim. Ama sen değişmeye çalışıyorsun, değil mi?"

Evet. Olduğum kişiyi değiştirmeye çalışıyordum. Artık zavallı biri olmak istemiyordum, havalı olmak istiyordum. Bu sefer hiçbir pişmanlık yaşamak istemiyordum. Tüm bunları o gri gençliğimi dönüştürmek için yapıyordum.

"Natsuki-kun, bu şarkıyla ne anlatmak istiyorsun?" diye sordu. Gözlerinde idealini aralayan bir sanatçının bakışı vardı. "Geçmişin ve pişmanlıkların geleceğine katkı sağlamıyor mu?"

Bu fikir daha önce hiç aklıma gelmemişti. Pişman olduğum her şeyi telafi etmek için geçmişe dönmüştüm. İşte tam da bu yüzden Hoshimiya'nın sözleri kalbime bir ok gibi saplandı.

"Sadece zayıf bir insan olduğunu anlatmak istiyorsan bu da kabulum... Ama benim sevdiğim Natsuki-kun bu değil," dedi ve hemen ardından ekledi, "Değişebileceğini söylemek sana daha çok yakışmaz mı?"

"Utanacaksan böyle şeyler söylemek zorunda değildin," diye mırıldandım.

"S-Sus bakayım! Şurada gayet ciddi bir şey konuşuyorum!"

"Üzgünüm."

Bu samimi özürüm yüzünde huzurlu bir gülümseme açtırdı. "Biliyor musun, havalı olmaya çalışman bile bence çok havalı." Sözleri çaba sarf etmeden kalbimin derinliklerine işliyordu. "Bu yüzden böyle devam etmeni istiyorum. Sadece küçük bir dilek benimkisi ama umarım her zaman ileriye doğru yürümeye devam edersin," dedi. "Şimdiki halinle yetinme, bugünkü senden çok daha havalı biri ol."

"Bayağı büyük bir beklenti bu," dedim.

"Tıpkı senin bana cesaret verdiğin gibi, ben de seni ileriye taşıyan biri olmak istiyorum," diye açıkladı. "İlişkimizin böyle olmasını istiyorum. İkimiz de kendi hedeflerimiz için çabalayalım... ama zor zamanlarda ya da tıkandığımızda birbirimize destek olalım." Hoshimiya konuşurken yanakları utançtan hızla al bastı.

"Neden ki?" diye sordum.

"Açıklamama gerek yok. Nedenini zaten biliyorsun." Omuz silkip kafasını öteye çevirdi ama bu hareketi gözüme sadece inanılmaz derecede sevimli geldi.

"Haklısın," diye mırıldandım. Havalı olmaya çalıştığımda havalı oluyordum demek. Ha.

Bunu bana söyleyen ilk kişi Hoshimiya olmuştu. Geçmişte kendimi değiştirmeyi defalarca denemiştim ama insanlar sadece halime gülüp geçmişti. Zamanda geriye sıçradıktan sonra akranlarıma kıyasla daha fazla hayat tecrübesi biriktirmiştim, bu yüzden nihayet bir şeylerin yolunda gittiğini hissetmeye başlıyordum.

Değişimimden sonra birçok insan bana havalı olduğumu söylemişti ve bu tabii ki beni mutlu ediyordu. Çabalarımın takdir edildiğinin bir kanıtıydı bu. Ancak süreçteki çabama odaklanan tek kişi Hoshimiya'ydı. Ve nedense bu beni o kadar duygulandırdı ki neredeyse gözlerim dolacaktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.