Sonbahar Gecesinde Dans Eden Kuru Yapraklar

Okul festivali göz açıp kapayana kadar, sadece iki günde bitivermişti. Konserin yorgunluğu üzerime öyle bir çökmüştü ki sınıfın temizlik işlerine neredeyse hiç yardım edemedim. Hino, sınıfın RINE grubuna neşeyle, "Haydi kutlama partisi yapalım!" diye bir mesaj attı. Anlaşılan restoranda yeri çoktan ayırtmıştı bile.

Elinden böyle işler çabuk gelir ama zaten en başından beri parti vermek istediğine bahse girebilirdim. Hafif müzik kulübünün temizliğine yardım ettikten sonra grup arkadaşlarımla vedalaştım. Dördümüz başka bir gün kendi aramızda toplanıp kutlama yapmaya söz verdik.

Artık bu ekiple pratik yapmayacaktım. Onları özleyecektim elbette ama sonuçta bir daha hiç görüşmeyecek değildik.

Hino'nun RINE'dan attığı mekana geçmeden önce duş almak için eve uğradım. Aklıma gelmişken, Namika festivalden beri bir halliydi, yerinde duramıyordu. Ne olmuştu ki acaba buna?

Kız kardeşimin bu şüpheli hallerine akıl erdiremeyerek monjayaki restoranına varana kadar kafamda kurup durdum. Kapıdaki perdeleri sıyırıp içeri girdim, görevli beni geniş salona doğru yönlendirdi. Sınıftakiler altışar kişilik masalara dağılmış, tatami minderlerinin üzerinde neşeyle cıvıldaşıyordu. Her masanın ortasındaki döküm ızgaralarda mis gibi kokan monjayakiler cızırdayarak pişiyordu.

Futbol takımından Okajima, "Ooo! Yıldızımız nihayet şereflendirdi!" diye bağırıp sırıtarak kolunu omzuma doladı.

"Kusura bakmayın, biraz geciktim," dedim.

Tüm sınıfın bakışları bir anda bana döndü. Anlaşılan herkes okuldan çıkar çıkmaz buraya gelmişti. Ter kokusuyla insanların arasına karışmak istemediğim için eve uğrayıp yıkanmış, bu yüzden de geç kalmıştım.

"Natsuki, buraya otur." Reita yanındaki mindere pıtpıt vurarak yer gösterdi. Masasında Hoshimiya, Nanase, Hino ve Fujiwara vardı.

Nanase bana bakıp, "Harika iş çıkardın," dedi.

Hino omzumu dürttü. "Konser neydi öyle ya! Bu kadar coşacağını kim tahmin edebilirdi ki!" Minik spatulasıyla monjayakiyi kurcalarken konuşmaya devam etti. "Hatta dur, daha bombasını söyleyeyim: Kanata o kadar duygulandı ki ağladı resmen."

"Ş-Şey... Ağlamadım bir kere! Uydurma!" Fujiwara sırtıma pat diye bir tane yapıştırdı.

"Şey... Utancını saklamaya çalışıyorsan benim sırtım yerine Hino'nun omzuna vursan nasıl olur?" diye sordum.

Fujiwara mahcup bir tavırla, "Oturma düzenimiz böyle ne yapayım," diye mırıldandı.

"Tabii tabii, duyduğum en uyduruk mazeret olabilir bu."

Reita, Fujiwara'ya hafif bir tebessümle baktıktan sonra kasedeki yeni monja harcını kızgın ızgaraya döküp yaymaya başladı. "Bu yılki okul festivali efsaneydi gerçekten. Sizce kaç kişi gelmiştir?"

Nanase, "Öğrenci bedeninin neredeyse tamamı oradaydı. Dışarıdan da en az yüz ziyaretçi geldiğini sanıyorum," diye karşılık verdi.

"Gelecekler tabii! O kadar muazzam bir gösteriydi ki!" Fujiwara bunu söylerken nedense gözleri parıldıyordu. Birden ne kadar heyecanlandığını fark edip utançla başını başka tarafa çevirdi.

Kesin Mishle hayranıydı bu kız. Bizi desteklediği için içimden teşekkür ettim. Diğer masalardaki sınıf arkadaşlarımın kulağının bizde olduğunu hissedebiliyordum. Sahnedeki başarımıza bağlarsam bu ilgi kötü hissettirmiyordu ama dik dik bakışları yüzünden rahatça sohbet edemiyorduk. Bütün bunları geçtim de... Hoshimiya neden hâlâ tek kelime etmemişti?

Masanın karşı tarafında oturan kıza kaçamak bir bakış attım, tam o anda göz göze geldik. Başını anında öteye çevirdi. Aramızda tuhaf, cıvık bir hava esmeye başladı. Bu sırada tüm sınıf garip bir sevecenlikle bizi izliyordu.

Pekala... Sahnede açıkça kimsenin adını vermemiştim ama sınıftaki herkes Okitsugu'nun kimden bahsettiğini anlamıştı herhalde. Sevdiğim kız için diyerek havalara girmiştim, şarkının adında geçen "hoshi" yani yıldız kelimesi de durumu fazlasıyla ele veriyordu zaten.

Hoshimiya çekinerek, "Şey," diye söze girdi. "İyi iş çıkardın."

"S-Sağ ol." Bize ne oluyordu böyle? İki kelime laf etmek neden bu kadar zorlaşmıştı?

Neresinden baksan buram buram gerginlik akıyordu kızdan, gözleri odanın içinde fılfır dönüyordu.

Nanase fenalık geçirmiş bir ifadeyle Hoshimiya'nın başını okşadı. "Hikari, bir sakin ol."

Aramızdaki bu şapşal halleri gören Reita lafı değiştirdi. "Natsuki, bundan sonra ne yapacaksın? Gruba devam edecek misin?"

"Yok ya, daha önce de söylemiştim sanırım. Festivalden sonra dağılmaya karar vermiştik zaten."

Çevremizdeki herkes birden, "Nee?!" diye bağırdı.

Yahu milletin lafını dinlemek ayıp değil mi? Kendi masanızda sohbet etsenize siz.

Reita, "Bu konuda kararlı olacağını düşünmüştüm ama yine de yazık oldu. Konser o kadar muazzam geçtikten sonra yani..." dedi.

"Iwano-senpai artık tamamen sınavlarına odaklanacak, o yüzden elimizden bir şey gelmez," dedim. Gerçekten bittiği hissi bünyeme yeni yeni oturuyordu. İnsanların performansımızdan bu kadar keyif alıp konuşması tamamen Serika'nın sayesindeydi. O bizden çok başka bir seviyedeydi. Ne kadar muazzam biri olduğuna yakından şahit olduğum için ayaklarım yere basarak hayatıma devam edebiliyordum. Mei ile Iwano-senpai de muhtemelen benim gibi hissediyordu.

Nanase, "Hafif müzik kulübünde kalacak mısın peki?" diye sordu.

"Şimdilik kalmayı düşünüyorum. Gitar çalmak zevkli iş sonuçta," diye cevap verdim.

Reita, "Öyle mi? Seni tekrar şarkı söylerken duymayı çok isterim," dedi.

Aklıma takılan, beni epeydir kurcalayan bir soruyu birden ona yönelttim. "Aklıma gelmişken Reita, siz Miori'yle konseri beraber izlediniz değil mi?"

"Bayağı arkalardaydık, bizi fark etmene şaşırdım doğrusu," dedi.

Miori'yi nerede olsa şıp diye bulmak öteden beri en iyi yaptığım işti. Saklambaçta ona bir kere bile yenilmemiştim.

Reita spatulayla monjayakiyi maharetle dilimlerken hiç duraksamadan anlatmaya devam etti. "Miori'yle festivali birlikte gezdik. Artık sevgiliyiz."

Zihnim bir anlığına durdu. Ama ikisinin son zamanlardaki hallerini düşününce beklenen son buydu zaten. Miori yaz tatilinde Reita'ya açılacağını söylemişti. Bana biraz geç kalmışlar gibi gelse de bir yandan da fazla ani hissettiriyordu. Ben kendi derdime düşmüşken onlar arayı iyi ısıtmış olmalıydı.

"Bana yardım ettiğin için sana borçlandım. Sağ ol Natsuki."

"Ben bir şey yaptım mı ki?" diye sordum. "Sana arkanda olacağımı söylemiştim ama parmağımı bile kıpırdatmadım."

"Yardım etmez olur musun hiç? O sözleri senden duymak içimi rahatlatmıştı." Reita samimiyetle gülümsedi. Ciddi olduğunu hissettirebiliyordu.

Kıkırdadım. "Her neyse, tebrik ederim." Kadehimi kaldırdım, masadaki herkes de bana eşlik edip kadeh kaldırdı.

Nanase, "Shiratori-kun, senin açıdan bayağı ağırdan alınmış bir süreç oldu sanki," diye laf attı.

Reita, "Nanase-san, bence senin zihnindeki imajım biraz hatalı," diye karşılık verdi.

Araya girdim. "Imaj konusuna gelecek olursak bence kız haklı."

"Natsuki, sen de ona hak verme hemen. Ben çapkın biri değilim. Değil mi Hoshimiya-san?"

Hoshimiya düşünceli bir ses çıkardı. "Hino-kun'dan daha iyi durumdasın sanırım?"

Hino alıngan bir tavırla, "Ha? Beni niye karıştırıyorsunuz bu işe!" dedi. "Tipim böyle olabilir ama ben Kanata'ya sadık biriyimdir. Anlaşıldı mı?"

Fujiwara kızardı. "Toshiya! Son kısmı eklemene gerek yoktu!"

1-B sınıfının kutlama partisi gayet neşeli geçiyordu. Ortamı gaza getiren asıl elemanların, yani Uta ile Tatsuya'nın yokluğundan kimse bahsetmiyordu. Bir an ortamın havası bana biraz boğucu geldi, ben de dışarı çıktım. Gece ayazı vardı. Restoranın duvarına yaslanırken serin akşam rüzgarı yüzüme vuruyordu.

Başarmıştım, elimden gelenin en iyisini yapmıştım. Yaptıklarımdan pişman da değildim. Ama yine de... İçimdeki o karmaşık hisse engel olamıyordum. Çünkü o ikisi burada yoktu. Gökyüzüne doğru baktım.

"Yüzünü öyle asma." Hoshimiya yanıma geldi. O da tıpkı benim gibi partiden sıvışmıştı. "Ben çok mutluyum. O yüzden lütfen öyle bakma." Yüzünde hafif bir hüzün kırıntısı vardı. O da bizden uzakta kalan o iki arkadaşımızı düşünüyor olmalıydı. "Biliyor musun Natsuki-kun, bugünkü konserde acayip havalı görünüyordun."

"Öyle düşünüyorsan, harcadığım bütün o emeklere değmiş demektir."

Yanıma yanaştı, omuzlarımız hafifçe birbirine değiyordu. Başını kaldırıp gökyüzüne baktı, ben de onu takip ettim. Gece gökyüzü pürüzsüzce açıktı. Işıl ışıl parıldayan yıldızların tam ortasında dolunay süzülüyordu. Bunu önceden planlamamıştım ama bu geceden daha uygun bir an olamazdı.

"Şey, Natsuki-kun..." Hoshimiya bir şey söyleyecekti ama lafı ağzına tıktım.

Sıra bende, bugün benim sıramdı.

Yarım bıraktığımız yerden devam ederek, "Ay ne kadar güzel, değil mi?" dedim.

Bu sözler, Hoshimiya'nın o yaz günü bir türlü söyleyemediği cümleydi. "Günün birinde, dolunaylı bir gecede..." demişti. Fırsatı şimdi kaçırırsam doğru zaman bir daha asla gelmeyecekti. Kulağa fazla iddialı ve utandırıcı geliyordu belki ama kelimeler dudaklarımdan kendiliğinden, su gibi akıp gitmişti.

"Seninle birlikte izlediğim içindir." Hoshimiya utangaç bir ifadeyle omzunu omzuma iyice bastırdı. Birbirimize sığınmıştık, yan profilinden ayı izleyişini seyrettim. "Bencillik etmiş olur muyum bir şey istesem?"

"Şu an ne istersen dinlerim," diye cevap verdim.

"Gerçekten mi? O zaman düzgünce söyle. Muğlak laflar edersen içim rahat etmez. Daha net bir şey istiyorum."

Yüzümde ister istemez çarpık bir gülümseme belirdi. "Ama olayı başlatan sensin."

"S-Sus bakayım! Ergenler hava atmayı sever, ben de farklı değilim!" Başını sertçe omzuma sürttü.

Madem böyle istiyordu, artık kaçışım kalmamıştı. İçimdeki hisleri dürüstçe döktüm. "Hoshimiya, seni seviyorum. Dünyadaki her şeyden çok. Bu yüzden, benimle çıkar mısın?"

Kolları anında sırtımı sarıverdi. Saçlarını okşayıp onu göğsüme doğru çektim.

"Tamam. Ben de seni seviyorum," diye mırıldandı. Akışa kapılıp ona sarılmıştım sarılmasına ama kalbim güm güm atıyordu. Nabzımın sıcaklığını kendi üzerinde hisseden Hoshimiya başını kaldırıp kıkırdadı. "Natsuki-kun, kalbin mi küt küt atıyor senin?"

"Atıyor tabii. Nasıl atmasın ki?"

"Bak sen? Bir de kabulleniyorsun yani?"

"Sen de en az benim kadar gerginsin ama," diye karşılık verdim.

Yine kıkırdadı. "Senin aksine benim göğüs zırhım bayağı kalındır, o yüzden asla anlayamazsın."

Kendini bu şekilde tarif etmesi tam ona göre bir hareketti. Haklıydı da, kollarımın arasında sıcacık duruyordu ama tek hissettiğim yumuşacık bir dokunuştu.

"Şey, Natsuki-kun. Epeydir aklımda olan bir bencillik daha var. Bir şey daha isteyebilir miyim?"

"İste bakalım."

Kısa bir duraksamadan sonra, "Bana adımla seslen," dedi. "Ben sana zaten Natsuki-kun diyorum."

Haklıydı. Zihnimde o kadar "Hoshimiya" olarak yer etmişti ki ona başka bir şekilde seslenmek aklımın ucundan bile geçmemişti. Ya da belki geçmişti de utancımdan hemen vazgeçmiştim. Ama artık benim kız arkadaşımdı. Sırf utandığım için bundan kaçamazdım.

"Pekala, şey..." Kendimi toparlayıp adını söyledim. "Hikari."

Hoshimiya'nın, hayır, Hikari'nin yüzünde sıcacık bir gülümseme açtı. Bu manzara gökteki aydan bile güzeldi.

"İşte böyle. Ben Hikari'yim. Senin kız arkadaşın Hikari."

"Dürüst olmak gerekirse böyle seslenmeye pek alışkın değilim. Biraz utandırıcı."

"O kadarına da katlanıver bir zahmet. Ayrıca bana her Hoshimiya dediğinde seni cezalandıracağım."

"Hiç adil değilsin."

Sarmaş dolaş halde öylece dururken pencereden dışarıdan gelen sesler çalındı kulağımıza.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.