“Aklıma gelmişken, Haibara ile Hoshimiya nerede?”
“Harfiyen ne zaman kayboldular ki? Kesin şey yapıyorlardır... Anlarsın ya.”
“Ağzımı bozacağım şimdi, ciddi olamazlar! Kutlama partimizi kendi gençlik filmlerine alet ediyorlar ya, lanet olsun!”
Sesler giderek uzaklaştı. Muhtemelen tuvalete çıkan koridorda ilerliyorlardı.
Hikari ile burun buruna gelmiş durumdaydık. Göz göze geldik. İçinde bulunduğumuz durumu sakince idrak ettikten sonra birbirimizi yavaşça bıraktık.
“D-dönsek mi artık?” diye kekeledim.
“E-evet!” derken onun da sesi titredi.
Yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Kendi yanaklarımın da alev alev yandığını hissedebiliyordum. Biraz fazla kaptırmıştık kendimizi. Etrafta kimsenin olmaması büyük şanstı. Biri bizi bu halde görse utancımdan ölürdüm.
Sınıftakilerin şüphelerini çekmemek için Hikari ile biraz arayla, ayrı ayrı dönmeye karar verdik. O gittikten sonra tek başıma kalınca derin bir nefes bıraktım. Yanaklarımı çimdikledim, canım yandı. Rüyada değildim. Yani Hoshimiya Hikari artık benim ilk kız arkadaşımdı.
Her türlü duygu birbirine karışmış, kelimelerle ifade edemeyeceğim bir hale bürünmüştü. Gelecek konusunda endişeliydim belki ama sadece şu anlık bu mutluluğun tadını çıkarmak istiyordum.
Bulutsuz gece gökyüzünde dolunay parıldıyordu. Rüzgar esiyor, kurumuş yapraklar havada uçuşuyordu. Böyle bir sonbahar gecesinde yaşanmıştı her şey.
Bu haberi vereceğim ilk kişi elbette belliydi.
Eve dönüp duş aldıktan sonra telefonumu elime alıp arama tuşuna bastım. Saat epey geç olmuştu. Belki de uyuyordu. Bunu bilmeme rağmen içimdeki söyleme arzusunu bastıramadım. Telefonun çalmasını beklerken kulaklığı dinledim. Arama açılır açılmaz karşı tarafın nefes sesini duydum.
“Miori?”
“Ne var, Natsuki?” Tattığı ton garip bir şekilde sakindi. Her zamanki o mesafeli, umursamaz tavrından çok uzaktı.
“Bir şey mi oldu?”
“Hmm? Yok canım, hiçbir şey olmadı. Hayırdır, bir şey mi isteyecektin?”
Huzursuzluğum daha da arttı. Miori sakinmiş gibi davranıyordu. Neden yapıyordu bunu? Telefonda fark etmeyeyim diye elbette. Belki de üstelememek en doğrusuydu.
S konunun üstüne gidip gitmemek arasında bocalarken Miori içini çekti. “Gereksiz şeylere fazla takılıyorsun. Ezelden beri böylesin zaten.”
Ona göre fazla hassastım belki ama konu o olunca, sadece sesinden bile bir terslik olduğunu anlayabiliyordum.
“Reita-kun ile çıkmaya başladık.”
Miori’nin bu uysal sesi şüphelerimi iyice alevlendirdi. Neden sevinçten havalara uçmuyordu ki? Başka bir şey mi olmuştu? Bir şeyleri yanlış mı anlıyordum? “T-Tebrik etmeliyim, değil mi?”
“Evet. Teşekkürler. Mutluyum. Amacıma ulaştım sonunda.”
“O zaman neden ağlıyorsun?”
Miori sessizliğe gömüldü. Ağladığını düşünmem için somut bir sebep yoktu aslında ama bu sessizlik ihtiyacım olan tek kanıttı.
Sonunda, “Başka bir şey yüzünden,” dedi. “Takılma sen.”
“Miori.”
“Hey, Natsuki,” dedi, sanki benim sesimi bastırmak ister gibi. “Konser harikaydı, gerçekten.”
“Teşekkürler. Senden övgü duymak her güne nasip olmuyor.”
“Normalde övülecek bir yanın olmuyor çünkü.”
“Hey! İnsanları gerçeklerle vurma huyundan vazgeç artık!”
“Gerçek değil ki. Bayağı aptalsın işte.”
“Öyle mi?”
“Neden aradığını tahmin edeyim mi?”
“Hmm, bilemeyebilirsin ama. Söyleyince çok şaşıracaksın!”
“Hikari-chan ile çıkmaya başladınız, değil mi?” Tam isabet.
Ben de onu şaşırtacağımı sanıyordum. “Nereden bildin?”
“Nasıl bilmeyeyim? Bir tek senin haberin yoktu zaten!”
Miori abartmayı her zaman severdi. Sırf fazla hassasım diye yapıyordu bunu. Konser bir nevi itiraf sayılsa da Hikari ile çıkacağımızı sadece oradan anlamış olamazdı. “Aman, neyse. Evet, bildin. Sana haber vermek için aramıştım.”
Araya bir duraksama girdi. “Neden?”
Duraksadım. “Tüm bunlar senin yardımın sayesinde oldu, o yüzden teşekkür etmek istedim.” Cevap verirken zihnimde sorular belirdi. Miori’ye haber vermek için bir sebebe ihtiyacım var mıydı ki? Gökkuşağı Renkli Gençlik Planı’mdaki ortağım değil miydi o benim?
“Şey, teşekkürler... Ve tebrik ederim.”
“Sağ ol,” diye karşılık verdim cılız bir sesle. Neden enerjisi bu kadar düşüktü? Hayal ettiğim tepki bu değildi. Daha çok coşup birbirimize “Harika iş başardık!” diyeceğimizi sanıyordum. Yani ikimiz de hedeflerimize ulaşmıştık sonuçta. Bunca zamandır bunun için çabalamamış mıydık?
“Yine de yolun yarısından sonra pek bir şey yapmadım. Tek başına hallettin.”
Haklıydı. Zamanla Miori’ye daha az bel bağlamaya başlamıştım. Bir sebebi, ona fazla yakınlaşırsam Reita’ya ayıp olur diye düşünmemdi. Bir diğer sebebi de Serika ve Nanase gibi sırtımı dayayabileceğim başka arkadaşlar edinmiş olmamdı. Ve son olarak, Miori’nin benden kaçındığına dair bir his vardı içimde.
“Ben de senin planına pek yardımcı olamadım,” dedim.
“Ben de başardım işte, uzatma artık, sorun yok. Önemli olan sonuç.”
Doğruydu. İstediğimiz sonuçları almıştık. Bu saatten sonra bir sorun kalmamış olmalıydı.
“Ayrıca,” diye devam etti, “ortak olabiliriz ama birbirimize fazla bağımlı hale gelmemiz iyi değil.”
Miori’nin benden kaçınma sebebi muhtemelen buydu. Mantığı son derece yerindeydi. Yine de burada kavrayamadığım bir şeyler vardı. Bir şeylerin kesinlikle ters gittiğini hissediyordum.
“Sen Hikari-chan’ın erkek arkadaşısın, ben de Reita-kun’un kız arkadaşıyım. İkimiz de hedefi tam on ikiden vurduk.”
Tam olarak öyle sayılmazdı aslında. Miori kendi hedefini gerçekleştirmişti ama benimki gökkuşağı renginde bir gençlik yaşamaktı; Hikari ile çıkmak bu planın sadece bir parçasıydı. Yine de bunu şimdi dile getirmek kaba kaçardı.
“Doğru,” diyerek onayladım.
“O zaman ittifakımız bitti,” dedi Miori gayet duygusuz bir sesle. “Ortaklığımız burada sona ermiştir.”
Bunu söylemesini hiç beklemiyordum. “Miori? Neden?”
“Ha? İkimiz de hedeflerimize ulaştık işte, devam ettirmenin bir anlamı var mı?”
Söyledikleri gayet mantıklıydı. Bundan sonra da aramızdaki bağın bir şekilde güçlü kalacağını varsaymak benim hatamdı. Ona asıl amacımı henüz gerçekleştirmediğimi söylesem bile, o kendi işini bitirdiği için artık bana yardım etmek zorunda değildi. Birbirimize yardım etme anlaşmamız sona ermişti.
“Bunu dert etmene gerek yok. Yine arkadaş kalacağız,” dedi.
“Evet... Haklısın.”
“Moralini bozma. Ben yanında olmasam da halledersin sen.”
“Hiç de bile. Halen sürüyle hata yapıyorum, biliyorsun.”
“Daha fazla hata yapsan bile...” Miori duraksadı. Sesinin hafifçe titrediğini duydum. “Bundan sonra yanında sana yardım edecek Hikari-chan olacak.”
Bir sonraki an telefon yüzüme kapandı. Cihazı kenara bırakıp kendimi yatağa attım.
Hedeflerimize ulaşmış, anlaşmamızı noktalamıştık. Bütünüyle son derece mantıklıydı. Garip hiçbir yan yoktu. Yine de göğsümde açılan o kocaman boşluk hissi bir türlü kaybolmuyordu.
Böylece Motomiya Miori, Gri Çocuk’un Gökkuşağı Renkli Gençlik Planı’ndaki suç ortağı olmaktan çıkmıştı. Hepsi bundan ibaretti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.